Namaz, çoğu zaman sadece bireysel bir ibadet gibi görülür. Sanki insanla Rabbi arasında, dört duvar arasına sıkışmış bir ibadet biçimi gibi sunulur. Oysa namaz, sadece bir ibadet değildir. Bir duruştur, bir meydan okumadır, bir eylemdir. Nefse, şeytana, zulme ve tağutlara karşı her gün beş vakit tekrar edilen bir başkaldırıdır.
Müslüman, günde beş defa abdest alır. Yani kendini arındırır, toparlar, dünyadan silkinir. Sonra kıbleye döner. Bu, yönünü belirlemektir. Çünkü insanın yönü yoksa savrulur. Namaz, savrulmaya karşı bir istikamet ilanıdır. Müslüman kıbleye dönerek aslında dünyaya şunu söyler. “Benim yönüm belli. Benim merkezim belli. Benim otoritem belli.”
Namazın ilk hareketi kıyamdır. Kıyam, ayakta durmaktır. Ama sadece bedenen ayakta durmak değildir. Kıyam, zulmün karşısında eğilmemektir. Tağutların önünde diz çökmemektir. Kıyam, müminin onurudur. Çünkü mümin Allah’tan başkasının önünde bilerek, isteyerek ve inanarak saygı duruşunda bulunmaz. Dünyanın bütün güçleri karşısına dikilse de, mümin kıyamını bozmadan durur.
Rüku, insanın büyüklük iddiasından vazgeçmesidir. İnsan rükuda başını eğer ama kime? Sadece Allah’a. Bu, dünyadaki bütün sahte büyüklere karşı bir reddiyedir. Paraya, makama, güce, otoriteye, putlaştırılmış liderlere karşı bir itirazdır. Mümin, rükuda der ki: “Büyük olan sensin Allah’ım, başka büyük yok.”
Secde ise namazın zirvesidir. Secde, insanın alnını toprağa koymasıdır. Yani geldiği yere. İnsan secdede en aşağıdadır ama aslında en yücededir. Çünkü o anda hiçbir gücün, hiçbir tağutun, hiçbir sistemin önünde değil, sadece Allah’ın huzurundadır. Secde, kulluğun ilanıdır. Ama aynı zamanda bütün sahte ilahlara karşı bir isyandır. Secde, müminin özgürlüğüdür.
Namaz kılan insan her gün defalarca bu bilinçle ayağa kalkar, eğilir ve secde eder. Bu hareketler sadece bedensel değildir, zihinsel ve toplumsal bir mesaj taşır. Çünkü namaz mümini eğitir. Onu disipline eder. Onu kötülükten alıkoyar.
Kur’an, gerçek namazın insanı fahşadan ve münkerden alıkoyacağını söyler. Yani gerçek bir namaz, insanı zulümden, haksızlıktan, ahlaksızlıktan uzaklaştırır. Eğer bir insan namaz kıldığı halde hala zulmün, yalanın, haramın, haksızlığın içindeyse, ortada bir namaz sorunu vardır. Belki hareket vardır ama ruh yoktur. Belki secde vardır ama teslimiyet yoktur.
Namaz, dinin direğidir. Direği kesilen bir çadır ayakta kalamaz. Namazı terk eden, aslında kendi inanç çatısını yıkmış olur. Çünkü namaz, Müslüman kimliğinin en görünür, en net, en tartışmasız göstergesidir. Müslüman olduğunu söyleyen ama namazı hayatından çıkaran biri, kendi kimliğinin temel taşını sökmüş olur.
Namaz, sadece camide kılınan birkaç rekat değildir. Namaz, insanın hayatına yön veren bir bilinçtir. Namaz kılan insan, rüşvet alamaz. Namaz kılan insan, kul hakkı yiyemez. Namaz kılan insan, zulmün yanında saf tutamaz. Çünkü o, her gün beş defa “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz” diye söz vermiştir.
Bu yüzden namaz, sadece bireysel bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal bir direniştir. Nefsin arzularına, şeytanın fısıltılarına, zulmün düzenine ve tağutların baskısına karşı bir kalkışmadır.
Gerçek namaz, insanı değiştiren namazdır. Hayatı dönüştüren namazdır. Secdeden kalktığında zulme karşı ayağa kaldıran namazdır. Çünkü secdede eğilmeyi öğrenen, dünyada kimsenin önünde eğilmez. Ve namazını kaybeden, aslında direnişini kaybetmiştir.