Nevzat Kaya

Dizilerin Verdiği Mesajlar: Ekrandan Kimliğimize Sızan Hayat Tarzı

Nevzat Kaya

Televizyon dizilerini çoğu zaman yalnızca vakit geçirmek için izliyoruz. Oysa ekran karşısında sadece bir hikayeyi seyretmiyoruz. Farkında olmadan bir hayat tarzını, bir ahlak anlayışını, aile modelini ve dünya görüşünü de öğreniyoruz.

Bir dizi bize doğrudan “böyle yaşamalısın” demez. Lüksü sürekli göstererek özendirir. İhaneti aşk hikayesine dönüştürür. Ahlaki sınırları “özgürlük” adı altında önemsizleştirir. Dindar insanı çoğu zaman ikiyüzlü veya baskıcı gösterirken, ölçüsüz ve başına buyruk yaşamı modernlik gibi sunabilir.

Tek bir sahnenin fazla önemi olmayabilir. Fakat aynı mesaj yıllarca tekrarlandığında artık yalnızca senaryo olmaktan çıkar, kültürel bir telkine dönüşür.

Mutluluk lüks müdür?

Dizilerde yalılar, villalar, lüks otomobiller, pahalı kıyafetler ve gösterişli hayatlar neredeyse sıradanlaşmış durumda.

Sanki herkes böyle yaşıyor.

Oysa bizim kültürümüzde insanın değeri sahip olduklarıyla ölçülmez. Komşuluk, aile, kanaat, paylaşmak, alın teri ve helal kazanç vardır.

Bizim medeniyetimizde zenginlik ayıp değildir, fakat zenginliğin insanın değer ölçüsü haline gelmesi tehlikelidir.

Çocuğumuza “daha çok tüketirsen daha mutlu olursun” değil, “helalinden kazan, paylaş, şükret ve insan ol” demeliyiz.

Bugün birçok dizide evlilik neredeyse sürekli ihanet, entrika ve aldatma üzerinden anlatılıyor.

İstemediği biriyle evlenen karakter başkasına aşık oluyor.

Evde ilgi görmeyen eş aldatıyor.

Başkasının yuvasına müdahale etmek “aşk” adına meşrulaştırılıyor.

Oysa bizim için aile basit bir romantik birliktelik değildir. Nikah bir sorumluluktur, sadakat bir erdemdir, yuva korunması gereken bir emanettir.

Elbette hayatın gerçeklerini, aile içindeki sorunları ve yanlışları anlatacağız. Fakat yanlışı romantikleştirerek gençlere “mutluluğun için her şeyi yapabilirsin” mesajı vermek başka bir şeydir.

Bir başka dikkat çekici nokta da kötülüğün karizmatikleştirilmesi.

Şiddet uygulayan, kavga eden, hırsızlık yapan veya insanları kullanan karakterler güçlü ve sempatik gösterilebiliyor. İyi insanlar ise saf, güçsüz ve sürekli ezilen kişiler olarak karşımıza çıkıyor.

Oysa bizim ahlakımızda güç zulmetmek değildir.

Asıl güç nefsine hakim olabilmektir.

İslam bize öfkeyi değil sabrı, ihaneti değil sadakati, kibri değil tevazuyu, bencilliği değil kardeşliği öğretir.

Kimliğimizi kaybetmeden modern olabiliriz.

Bütün mesele burada düğümleniyor.

Modernleşmek, kendi değerlerinden utanmak değildir.

Çağdaş olmak aileyi küçümsemek, dini hayatın dışına itmek, mahremiyeti değersizleştirmek veya tüketimi hayatın amacı haline getirmek değildir.

Bizim çocuklarımız hem dünyayı tanıyabilir hem de kendi kimliğini koruyabilir.

Hem teknolojiyi kullanabilir hem de ahlakını muhafaza edebilir.

Hem başarılı olabilir hem de helal-haram hassasiyetini kaybetmeyebilir.

Hem modern olabilir hem de Müslüman kimliğinden utanmayabilir.

Bunun yolu yasaklamaktan önce bilinçlendirmekten geçiyor.

Çocuklarımıza sadece “bunu izleme” demek yetmez. “neden yanlış olduğunu” anlatmalıyız.

Ekranda gördüğü her şeyi sorgulamayı öğretmeliyiz.

“Bu davranış bizim değerlerimize uygun mu?”

“Bu karakter neden böyle gösteriliyor?”

“Burada hangi davranış normalleştiriliyor?”

“Bu sahne bana neyi güzel göstermeye çalışıyor?”

İşte gerçek medya okuryazarlığı budur.

Çünkü mesele dizilerin varlığı değil, dizilerde anlatılan hayatı sorgulamadan kendi hayatımızın ölçüsü haline getirmektir.

Biz çocuklarımıza miras olarak yalnızca ev, araba ve para bırakmayalım.

Onlara bir kimlik, bir ahlak, bir medeniyet şuuru ve sağlam bir iman bırakalım.

Çünkü kimliğini kaybeden bir nesil, ne kadar zenginleşirse zenginleşsin aslında çok şey kaybetmiştir.

Ekranı tamamen kapatmak çözüm olmayabilir. Asıl çözüm, ekranın karşısında kim olduğumuzu unutmamaktır.

Yazarın Diğer Yazıları