İnsan ve K/aybı
Nesibe Aldemir
Toplumda günden güne artan şiddet olaylarının etkisinden günlerdir çıkamadık. Önce Şanlıurfa sonrasında Kahramanmaraş… Okullardaki olayları duymayanımız kalmadı, bilmeyenimiz de yok.
Yaşanan elim hadiseler hepimizin yüreğini dağladı. Üzüntü içinde kıvranırken etrafa kulak kesildim. Herkes suçlayacak bir merci veya kişi bulmuştu. Kimse kendi payına düşeni sorgulama ihtiyacı duymuyordu. Kimse kapısının önünü süpürmeye yeltenmiyordu. Ama sözle dağlar devirip savaşlar kazandığımızı ve kötülüğü mağlup ettiğimizi sanıyorduk.
Biri çıkıp teknoloji çağına veryansın ediyor, diğeri devletin bu konudaki eksiklerini haykırıyor, başkası öğretmeni veya öğrenciyi suçluyor, kimi de aileleri eleştiriyor. Ancak bu kaynayan kazanda hepimizin az da olsa tuzu olduğu kanaatindeyim.
Bizler konfor içinde yaşarken bataklığa gömülen aciz ruhlarımız güçsüz düştü. Gücümüz zayıflayınca da bir kurban arar olduk kendimize. Bu da yeri geldi sistem oldu yeri geldi insan oldu. Oysa birlikte inşa ettiğimiz buz dağlarında birlikte üşüyorduk. Üzerimize bir kat daha kalın giyince meselenin tamam olacağına kani olduk. O dağı aşıp uçsuz bucaksız ovalara ulaşmaya hep birlikte niyetlenmesek ancak kendimizi kandırırız ve sırtımıza giydiğimiz hırkalar bizi soğuktan, ayazdan korumaya yetmez. Düşünün ki bir sabah taze bahar misali kokan evladınızı öpüp okula gönderdiniz. Aynı gün vakit akşama varmadan, evladınızın haberi yüreğinize kor olup düştü. Allah korusun dediğinizi duyar gibiyim. Bende anneyim bunu hissetmek ya da duymamak ne mümkün. Ama bugün şiddetin, kötülüğün, zorbalığın, katliamın ayyuka çıktığı zamanda yaşıyoruz. Üstelik medeniyetler beşiği olan güzelim Anadolu topraklarında. Nice unutulmaz şairlerin memleketi olan Maraş’ta…
Evet her şey biz yaşarken oluyor. Ya da yaşadığımızı sanırken. Sorsan hepimiz iyilik neferiyiz. Hepimizin dilinde büyük kınamalar. Peki neye merhem oluyor sözlerimiz hiç düşündük mü? Başımızı iki elimizin arasına alarak soralım kendimize neden bu haldeyiz diye?
“Taze baharlarımız kışa döndü,
Ayaz değdi yüreklerimize,
Derin bir eyvah düştü payımıza,
Şimdi soralım kendi kendimize,
Nerede eyledik yanlış,
Yanlışı neden eyledik…”
Her birimiz kendi üzerine düşen vazifeye özensiz davrandı. Malumunuz çağ teknoloji çağı, ne onunla ne de onsuz bir hayat sürmek gerçekten zor. Onu en bilinçli şekilde kullanmak biz ebeveynlerin görevi eyvallah. Lakin devletimizin de neslimizi ziyan eden uygulama ve oyunlara acil olarak el atması gerek.
TV’lerde kanalizasyon misali evlere sızan programlara ve dizilere dur demesi gerek. Wattpad tarzı kitapların basımına müdahale edilmesi lazım. İnsanı ve insanlığı ifsat etmeye çalışan ne varsa ülkemizin sınırlarının dışında kalmalı. Kadim medeniyetimizin ruhunu canlı tutacak çalışmalar artırılmalıdır. Gençlerimizi sanat, spor, müzik ve edebiyatla tanışık eyleyecek faaliyetlerin kalitesi aratılmalı sayısı çoğaltılmalıdır. STK’lar da bu konuda kendini güncellemelidir. Bilimi, üretmeyi, kendini geliştirmeyi bu toprağın çocuklarına hep birlikte sevdirmek zorundayız. İnsani ilişkilerimizi yeniden inşa etmeliyiz. Kendi çocuğumuzun yetişmesini önemseyip öncelediğimiz kadar başka çocukların da en güzel şekilde yetişmesini önemsemeliyiz. Yeğen, kuzen, eş dost akraba komşu çocuğu, öğrenci… Kime yakın isek onun ruhuna temas etmekle mükellefiz. Ve nerede isek orayı gül bahçesine çevirmek zorundayız. Kendi hayatlarımızın konforundan çıkmadan, bencillikten arınmadan istediğimiz kadar iyiliği haykıralım ama yine olmayacak. Gayemiz birlikte iyi olup şiddeti beraber önleyip huzurlu bir toplumda yaşamak ise bu gayeye hizmet edecek yürekte olmamız gerek. Belki geç kaldık bazı şeyleri düzeltmeye ama yine de her zaman bir umut vardır. Yeter ki samimi olalım yeter ki samimi niyette kalalım. Gerisi gelir, gelmezse de bize kalan onurlu bir çaba olur. Şimdi insan ve k/aybınıdaki payımızı düşünelim vesselam.