Nesibe Aldemir

Sevgiye Dair

Nesibe Aldemir

Sevgi, can çekişiyor kalplerde. Zaman öyle bir zaman ki insanları sadece kendilerini sevmeleri gerektiğine ikna etmiş vaziyetteyiz. Kendini her şeyin en üzerinde gören, kendini seven, kendine değer veren, kendini dinleyen insanlarla kaynıyor etrafımız. Buna rağmen yüzler asık, kalpler katı, neşeye hasret insanlar.

Sadece kendini düşünen insanların ördüğü çitlerde yaşayan insanların yüzünden düşen bin parça. Aynı evin içinde yalnızlaşan kalpler, aynı karnı paylaşan kardeşlerin birbirine olan uzaklığı, aynı ortamda saatlerce çalışanların birbirinin halinden habersizliği… Sevgiyi, ilgiyi, alakayı, dikkati ve rikkati cimrice kullandığımız ilişkilerden neden kekre bir tat geliyor diye düşündünüz mü hiç? Çağın bize dayattığı kişisel gelişim kitaplarının safsatası “sen kendine yetersin” ilkesi bizi bize ne kadar yettirdi. Neden iş gelip gidip insan ilişkilerine geliyor sizce? Çünkü insan insanla iyileşir. Çünkü varlığımıza tanıklık edecek insanlara ihtiyacımız var. Bunun aksini düşünmek insan olduğumuzu inkâr etmeye kadar gider. Madem insan olarak hepimiz diğer bir insana ihtiyaç duyuyoruz da neden bu kadar yalnızız. Bunun tek bir nedeni olduğu söylenemez. Yaşadıklarımız, tecrübe ettiğimiz ilişkiler, insanlardan aldığımız yaralar ve dahi onlardan gördüğümüz zulümler gibi birçok neden sayabiliriz. Fakat düştüğümüz en büyük yanılgı insansız hava araçlarında vardığımız konforun bitmeyecek olmasıdır. Oysa yeryüzüne asilce dizilmiş sıra dağlar bile yalnız değil. Rengarenk kır çiçekleri, envaı çeşit bitki örtüsü, ağaçlar, şekilli şekilsiz taşlar… Hepsi dağların eteğinden usulca süzülür akar. Yeri gelir ona sırtını dayarlar, yeri gelir ona renk katarlar. Dağlar da kaldırmaz yalnızlığın koyu renginde yaşamayı. Güle de dikene de bu yüzden tahammül ederler belki de.

İnsan, dağlar misali güçlü, kendi kendine yetebilen bir varlık olduğunu haykırsa da yaratılış itibariye ötekinin rengine ihtiyaç duyar. Öteki de ona ihtiyaç duyar. Bu sebepledir ki insanlarla olan ilişkimize özen göstermekle mükellefiz. Kalbine verilmiş sevgiyi ortaya çıkarmak bu özenin en önemli adımıdır. Sevgi, su misali solan kalpleri diriltecek tek kaynaktır. Sevgiyle onarılmayan ve yeşertilmeyen her ilişki ölmeye mahkumdur. Sevdiğimiz insana ilgi, alaka, dikkat ve özen göstermek de ilişkilerin en büyük besin kaynağıdır. Sevdiği yemeği bilmek, onu mutlu eden durumlardan haberdar olmak, yine onu heyecanlandıran şeyleri bilmek sevgimizi hakiki kılar. Diğeri hakkında bildiklerimiz çerçevesinde dokunduğumuz hayatları güzelleştirmek insanın kendine yapacağı en büyük iyiliktir. Bunların karşılığında belki değerinizin bilinmediği zamanlar olacak, iyiliklerinizi bir kalemde silip atacaklar, sevginizi israf ettiğinizi düşüneceksiniz. Ama orada samimi bir çaba harcamış olmanın huzuruyla dolacak kalbiniz. Karşılığını bazen alıp bazen alamayacağız verdiklerimizin. Ama sevebilmenin tadına varmış olacağız. Sevginin rengine bulanacak gönül sayfalarımız.

Belki tel tel ağartıp dökecekler umudumuzu, belki de yaşama sevincimizin dallarını hoyratça budayacaklar. Ama kalbimize emanet edilen sevginin hakkını vermiş olacağız. O sevgiyi kalplere veren Vedud olan Rabbimizin hatırına hem O’nu hem de onun yarattığı canları sevmeye değmez mi? Değer elbette. İsraf etmeden, ölçüyü kaçırmadan sevgiyle yaklaşmak ve ilişkilerimizi sevgiyle yeniden inşa etmek hepimize şifa olabilir. Olmadı mı en azından sevginin dimağımızda bıraktığı lezzetle hemhal oluruz. Sevgiden, ilgiden, özenden yana cimrilik yaparak gönülleri fethedemeyiz. Erich Fromm Sevme Sanatı eserinde şöyle özetler konuyu “Sevgi bir inanç eylemidir, inancı az olanın sevgisi de azdır.” Sevgiye ve sevginin gücüne inanlardan olmak duasıyla sevgiyle kalın…

Yazarın Diğer Yazıları