Nesibe Aldemir

Varlık Yoksulu

Nesibe Aldemir

Elindeki nimetlerden habersizce yaşayıp gider insanoğlu. Nimetin kıymetini kaybettikten sonra anlar çoğu zaman. Bunun sebebi ise elindeki nimetlere kör oluşundan kaynaklanır.

İnsanoğlu, belli bir yazılım çerçevesinde et, kan, kemik gibi dış dünyaya yansıyan görüntüsünün dışında duygu, düşünce, akıl ve ruh gibi iç alemini yansıtan siretiyle varlığını sürdürür. İç dünyasındaki karmaşa ve gürültü ne kadar çoksa ruh hali o kadar yoksun ve yoksuldur. İç dünyasından gelen seslerle konuşmayı başarabilenler içerdeki sesleri yöneterek ruh hallerini iyileştirme gayretinde olurlar. İnsanoğlu, yaradılış itibariyle unutmaya ve alışmaya meyyaldir. Bu onun için hem iyi hem kötü bir hallerdir. Acılar, travmalar, geçmişin geçmeyen yaraları unutulmasa nasıl yaşanırdı siz söyleyin? Yine geçmeyen acılara, ölene değin başımızda olan imtihanlara nasıl dayanırdık alışmak denilen nimet olmasa?

Her şey biz insan içindi bu hayatta. Bu gerçeği zihnimizde taze tutarak yaşamak, yaşamın yüklerini hafifletmiyor değil. Belki hayat dedikleri biraz teselli, biraz avunma, biraz da yorulmaktan ibaret. Mühim olan varlığımızdan yoksun olmamak. Kainattaki varlığımızı bedenimizden ibaret bilmemek. Gerisi bir şekilde sınanmalar zinciriyle geçiyor. Unutmayın, karanlık girmeyen ev yoktur ki bütün evler ışığa ihtiyaç duyuyor. Elimizi lambanın düğmesine basarak odaları aydınlattığımızı gibi gönlümüzün karanlık odalarını aydınlatacak gücümüz, kalbimizin derinliklerine ince ince işlenmiş. Biraz kazmak gerek ki değerli madenlerimize ulaşabilelim. Bu yolculuk kolay olmasa da yola revan olalım dostlar. Bırakın elleriniz kanasın toprağı eşelerken, bırakın tırnaklarınız aşınsın ama içinizdeki ışığı aramaktan asla vazgeçmeyin. Çünkü insan ne olursa olsun kendinden asla vazgeçmemelidir. Varlığını keşfetmekten geri durmamalıdır. Aksi halde varlık yoksuluna döner. Şöyle başımdan geçen bir hadiseye bağlamak isterim izah etmeye çalıştığımı. Bahçe evinde yemek yaparken aniden ocağın gazı bitti. Evde var olduğunu bildiğim küçük tüpü ve elektrikli ocağı aramaya koyuldum. Kısa süreli bir aramanın sonucunda ikisini de bulamadım. Ve farklı bir çözümle farklı bir yemeği yaptım. Üç gün sonra hasbelkader ikisi de karşıma çıktı. Üstelik baktığım dolapların içinde. Kapıldığım tebessümle kendime gülerken düşündüm ki ocakları aramak için yeterince çaba sarf etmedim ve dikkat kesilmedim. Bu sebepten aradığımı bulamadım.

Sonra içimdeki dünyaya yüzümü döndüm. Orada aramak ve bulmak için verdiğim çabayı düşündüm. Öyle ya bazen bazı çıkmazların içinde kaybolup gidiyor insanoğlu. Bulamadığı çözümler nedeniyle aramaktan vazgeçiyor ve dahi umudunu yitiriyor. Bulamayacağına kani oluyor. Oysa iç dünyamız o kadar geniş bir arazi ki bağrında nice kıymetli madenleri taşır toprağımız. Bizi aramak ve bulmaktan geri bırakmaya çalışanlara rağmen aramaktan ve bulmaktan vazgeçmemeliyiz. Rabbimiz, varlıkların en nadide örneği olan insanı, eşsiz bir donamında yaratmıştır. Duygu, düşünce, akıl, ruh ve kalp… Her birini yerinde ve zamanında kullanmak ne kadar da hayati öneme sahip. Onlardan arınmış bir hayat düşünelim. Yaşamımız nasıl da bir kaosa dönerdi değil mi? Eşyadan, insan dışındaki diğer canlılardan ne farkımız olurdu?

Yeni neslin tabiriyle bazen enerjimiz bitiyor, ruh halimiz düşüşe geçiyor. O anda benim elektrikli ocağı aradığım gibi iç dünyamızdaki dolaplara göz ucuyla bakarsak aradığımızı bulmama ihtimalimiz çok yüksek. Ama derin ve dikkatli bakışlarla arayışımıza devam edersek emin olun içimizdeki hazinenin sandığına ulaşabiliriz. Rabbimizin yaratılışımıza yüklediği o z\engin kodlara erişmek meşakkatli bir yolculuk olsa da aramaktan vazgeçmemeli. Aksi halde varlık yoksulu insanlara dönüşeceğiz vesselam…

Yazarın Diğer Yazıları