Mehmet Zeki Dinçarslan

Savaş Bir Ranttır

Mehmet Zeki Dinçarslan

Smedley Butler, 1881-1940 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir asker. 34 yıllık kariyeri boyunca ABD tarihinin en fazla madalya kazanmış deniz piyadesi olmuş. Tümgenerallik rütbesine kadar yükselirken, 1. Dünya Savaşı dahil birçok savaşa katılmış. Benim burada bu adamdan bahsetme nedenim, emeklilik yıllarında yazdığı ve bir günah çıkarma yerine geçebilecek "War is a Racket" (Savaş Bir Ranttır) adlı efsanevi eseri ve o döneme ait makaleleri. Butler, ABD ordusunun ülke dışında yapmış olduğu müdahaleleri öyle bir anlatmış ki, aradan yüzyıla yakın zaman geçmesine rağmen bazı şeylerin değişmediğini fark ediyorsunuz.

Yazar, itiraflarına "Ben bir rantçıyım" diye başlıyor. "34 yıllık kariyerim boyunca Wall Street için, bankalar için, büyük şirketler için yani kapitalizm için çalışan bir rantçıydım" diyor. 1914'te Meksika'ya saldıran ABD bu müdahale ile Meksika'yı kendi petrol çıkarları için güvenli hale getiriyor. Haiti ve Küba'da ABD bankalarının çıkarları, Dominik'te şeker, Honduras'ta meyve şirketlerinin çıkarları için savaş çıkarılıyor. Butler'in ifadesiyle askeri güç hiçbir zaman ülkeyi savunmak için değil, büyük şirketlerin ve finans çevrelerinin çıkarlarını korumak için kullanılmış.

Şimdi sizinle ABD'nin 1900'lü yıllardan günümüze kadar dünyanın çeşitli yerlerine yapmış olduğu askeri operasyonların bir kısmının listesini veriyorum:

1900–1902 – Çin (Boxer Ayaklanması)
1901–1914 – Filipinler (Filipin-Amerikan Savaşı sonrası isyanlar)
1903–1914 – Panama (kanal bölgesi müdahaleleri)
1903–1905 – Honduras müdahaleleri
1906–1909 – Küba işgali
1907–1912 – Nikaragua müdahaleleri
1910–1919 – Nikaragua (uzun süreli askeri varlık)
1912–1933 – Haiti işgali
1915–1934 – Dominik Cumhuriyeti işgali
1916–1917 – Meksika (Pancho Villa seferi)
1917–1918 – I. Dünya Savaşı (Avrupa cephesi)
1918–1920 – Rusya (Bolşeviklere karşı müdahale – Sibirya & Kuzey Rusya)
1920’ler – Çin’de askeri varlık (iç savaş ortamı)
1941–1945 – II. Dünya Savaşı: Avrupa (Almanya, İtalya) Pasifik (Japonya) Kuzey Afrika, Filipinler, vs.
1946–1949 – Çin İç Savaşı (milliyetçilere destek)
1947–1949 – Yunanistan (komünistlere karşı destek)
1948–1949 – Berlin Hava Köprüsü
1950–1953 – Kore Savaşı
1953 – İran (CIA destekli darbe)
1954 – Guatemala (darbe)
1958 – Lübnan müdahalesi
1958 – Tayvan Boğazı krizi
1961 – Küba (Domuzlar Körfezi çıkarması)
1962 – Küba Füze Krizi (askeri mobilizasyon)
1964–1975 – Vietnam Savaşı (Laos ve Kamboçya da dahil)
1965 – Dominik Cumhuriyeti müdahalesi
1967–1973 – Laos gizli savaşı
1970 – Kamboçya operasyonları
1973 – Şili (darbe desteği)
1975 – Mayaguez olayı (Kamboçya)
1976–1979 – Angola 
1980’ler – Afganistan (Sovyetlere karşı)
1982–1984 – Lübnan (çok uluslu güç)
1983 – Grenada işgali
1986 – Libya’ya hava saldırısı
1987–1988 – İran’a karşı Basra Körfezi operasyonları
1989 – Panama işgali (Noriega’yı devirmek)
1990–1991 – Körfez Savaşı (Irak – Kuveyt)
1992–1995 – Somali
1994 – Haiti müdahalesi
1998 – Sudan & Afganistan (füze saldırıları)
2001–2021 – Afganistan 
2001–günümüz – Pakistan (drone saldırıları, sınır ötesi operasyonlar)
2003–2011 – Irak Savaşı 
2004–günümüz – Irak’ta devam eden askeri varlık (ISIS sonrası da dahil)
2002–günümüz – Yemen (drone saldırıları)
2002–günümüz – Filipinler (Abu Sayyaf’a karşı operasyonlar)
2007–günümüz – Somali (hava saldırıları, özel kuvvetler)
2009–günümüz – Afrika genelinde (AFRICOM operasyonları)
2011 – Libya (NATO müdahalesi, Kaddafi’nin devrilmesi)
2011–günümüz – Suriye
2011 – Pakistan
2012–günümüz – Mali / Sahel bölgesi
2017–günümüz – Yemen (artmış drone saldırıları)
2018 – Suriye’ye füze saldırıları (kimyasal silah iddiası)
2019 – Bağdadi operasyonu
2020 – İran (Kasım Süleymani suikastı – Irak’ta)
2022–günümüz – Somali (yeniden yoğunlaşan operasyonlar)
2023–günümüz – Yemen (Husi hedeflerine saldırılar – özellikle Kızıldeniz krizi sonrası)
2023–günümüz – Irak & Suriye (İran bağlantılı milislere karşı hava saldırıları)

Saldırıya uğramayan bir devletin dünya çapında yapmış olduğu askeri müdahalelerin bir kısmı. Şimdi de İran'a saldırıyor. Dünyanın en avantajlı coğrafyalarından birine sahip olan ABD'nin saldırıya uğrama ihtimali yok denecek kadar az. 11 Eylül saldırıları bir istisna. Bu saldırı da gizemini hala koruyor ya neyse. ABD, tüm bu ülkelerde askeri operasyon yapıp milyonlarca insanı katlederken hepsi için de gayet mantıklı açıklamalar yapıyor. Ya demokrasi götürüyor buralara ya da nükleer silah üretimini engelliyor. Hollywood filmleriyle de perçinliyor kahramanlıklarını. Biz de sıradan dünya vatandaşları olarak minnettarlığımızı daha iyi ifade edemediğimiz için ne kadar üzülüyoruz.

Gerçekleri konuşacak olursak, ABD'nin dünyanın çok farklı coğrafyalarına yapmış olduğu bu saldırıların en temel sebebi kendi şirketlerinin çıkarlarını korumak ve ekonomik tahakkümdür. Sadece askeri operasyonlar yapmıyor, CIA eliyle casusluk faaliyetleri yürüterek hedef ülkelerde çeşitli karışıklıklar çıkarıyor, yeri geliyor hedef ülkelerde tuttuğu satılmış tipleri de kullanarak darbeler planlıyor, hükümetler deviriyor. Demokrasi havariliği de tamamen palavra. Kirli sermayesinin ilgilendiği yerlere demokrasi götürmek için dünya kadar zahmete girerken menfaati olmayan yerlerdeki tiranlıkları görmezden geliyorlar. Ne harika bir düzen değil mi?

Yalnız, bu düzenin yavaş yavaş farklılaştığını fark ediyor musunuz? Irak'a saldırırken nükleer silah iddiasında bulunup sonunda nükleer silah bulamadıklarını itiraf ettiler. Demokrasi vaatleri çöktü, her yeri diktatörlere veya kaosa bırakıp döndüler. Şimdi artık açıklama yapma gereği de duymuyorlar. Şirketlerinin menfaatleri için saldırıyorlar. Dünya kamuoyundan gelebilecek bir itiraz olmadığını fark ettikleri için artık hiçbir şeyi saklamalarına hacet yok. "Öyle gerekiyordu, saldırdık" deyip mevzuyu kapatıyorlar. ABD'nin gücünün efsanesi gerçek gücünü çoktan geçmiş durumda. Kimse sesini çıkaramıyor bile. Trump geçen haftalarda Suudların veliahtına dünyanın hakaretini etti, gıkları bile çıkmadı. İranlıların hayvandan farksız olduğunu söylüyor, bir Allah kulu da çıkıp "çüş ulan çüş" demiyor. Niye? Çünkü herkes teslim olmuş durumda. Bu diplomatik zorbalık, silahlı rant savaşının masada devam eden küstah yüzünden başka bir şey değil.

Butler'a dönelim. Emekli general, ABD ordusunun bir savunma ordusu değil, saldırı ordusu olduğunu söylüyor. İlginçtir ki; ABD'de "Savaş Bakanlığı" olan isim, Butler'ın eleştirilerinden sadece 10-15 yıl sonra, 1947'de "Savunma Bakanlığı" olarak değiştirildi. İsim değişti ama "Savaş düşmanın topraklarında yürütülür" stratejisi ve hedef ülkelere saldırma arzusu hiç değişmedi. "Savaş" diyor Butler, "düşmanın topraklarında yürütülür". Temel strateji, saldırmak ve düşman ordusunu yok etmektir. ABD ordusu karargahında, tüm dünya ülkeleri için birer savaş planı hazırda bekletilir.

Neredeyse yüz yıl geçmiş fakat bakıyorsunuz, değişen tek şey ABD'nin gerçek arzusunu gizlemeyi bırakmış olması. Gerçek niyet, sermaye sahiplerinin kazançlarını artırmak. Bugün, İsrail'le birlikte çıkarmış olduğu savaşlar din temelli görünüyor fakat arkasından ekonomik sebeplerin çıkacağından eminim.

Bu devran böyle sürer gider. Masal dinlemeyi seven canlılar olduğumuz için gerçeklerle karşılaşınca şaşırıyoruz. Fakat bazen masalları bir kenara bırakarak gerçeklere odaklanmak gerekiyor. ABD güçlü olsa da yenilmez değil. İran krizinde bunu görüyoruz. Elbette İran, 2003'te topyekûn işgale uğrayan Irak veya çok aktörlü bir iç savaşla yıkılan Suriye ile aynı koşullarda değil; asimetrik bir çatışma yürütüyor. Ancak yine de doğrudan bir teslimiyet yerine direnmeyi seçiyorlar. Büyük kayıplar bahasına gösterilen bu şerefli direniş, dünyaya net bir mesaj veriyor: Düşman, korkulduğu kadar güçlü değil. İran belki bu süreçten büyük yaralar alarak çıkacak fakat ABD'nin bir dahaki kanlı operasyonu karşısında nasıl durulması gerektiğine dair bir rol model olacak.

Yorumlar 4
Kimbilir 10 Nisan 2026 23:55

Konu yazı dizisini hak ediyor , sebep ve sonuçlar gibi

Köşe yazısına yorum; 10 Nisan 2026 15:30

Savaşların ardındaki ekonomik ve siyasi motivasyonlara dikkat çekmesi açısından çarpıcı ve düşündürücü bir köşe yazısı olmuş. Smedley Butler gibi sistemin içinden gelen bir ismin itiraflarına yer verilmesi, yazının iddiasını güçlendiren önemli bir unsur olmuş. ABD’nin 20. yüzyıldan günümüze kadar farklı coğrafyalarda yürüttüğü askeri operasyonların kronolojik şekilde sıralanması da okuyucuya geniş bir perspektif sunmuş. Bu yönüyle yazı, “savaş–ekonomi ilişkisi” üzerine ciddi bir farkındalık oluşturmayı başarıyor. Ancak köşe yazısı, güçlü bir tez ortaya koyarken yer yer tek taraflı bir anlatıya yaslanıyor. Uluslararası ilişkiler, yalnızca ekonomik çıkarlarla açıklanamayacak kadar çok katmanlıdır. Güvenlik kaygıları, jeopolitik dengeler, ittifak sistemleri ve ideolojik mücadeleler de devletlerin kararlarında belirleyici rol oynar. Yazıda bu unsurların neredeyse tamamen dışarıda bırakılması, anlatının derinliğini sınırlandırdığını düşünüyorum. Bunun yanı sıra, ABD’nin dış politikası eleştirilirken kullanılan dilin zaman zaman genelleyici ve mutlak yargılar içermesi de dikkat çekiyor. Örneğin tüm müdahaleleri yalnızca “şirket çıkarları” ile açıklamak, bazı tarihsel olayların karmaşıklığını göz ardı etmek anlamına gelebilir. Fakat, farklı ülkelerin iç dinamikleri ve bu müdahalelere zemin hazırlayan yerel koşullar da analizde yeterince yer bulmuyor. Buna rağmen yazının en güçlü taraflarından biri, okuyucuyu alışılmış anlatıların dışına çıkmaya zorlaması olmuştur. “Demokrasi götürme” söyleminin sorgulanması ve küresel güç ilişkilerinin eleştirel bir gözle ele alınması, günümüz dünyasını anlamak açısından önemli bir katkı sunmaktadır. Köşe yazısında keskin, iddialı ve tartışma açıcı bir metin olmuş. Okuyucuya tek bir doğru sunmaktan ziyade, farklı bakış açılarını da düşünmeye teşvik edecek şekilde ele alındığında çok daha değerli hale gelebilirdi. Bu nedenle metni, güçlü bir eleştirel çerçeve sunan ancak daha dengeli analizlerle tamamlanması gereken bir yorum olarak değerlendirmek mümkün olacaktır.

Mustafa 10 Nisan 2026 11:06

"Bu devran böyle sürer gider." son paragraftaki bu cümleyi okuyunca irkildim, inşaallah böyle sürüp gitmez diyecam ama....

Malatya 10 Nisan 2026 10:29

Yüreğinize gönlünüze sağlık

Yazarın Diğer Yazıları