Bizim Çocuklar
Mehmet Zeki Dinçarslan
Çanakkale savaşının olduğu günlerde Kastamonu Lisesi'nde bir öğretmen derse girer. Sınıfta kimse yoktur ve tahtaya şu cümle yazılmıştır: "Hocam bizi yok yazmayın, vatan için Çanakkale'ye gidiyoruz, hakkınızı helal edin." O sene ve ondan sonra gelen birkaç sene boyunca Kastamonu Lisesi mezun veremez. Talebeleri cephede şehit düşmüştür. Bu çocuklar Çanakkale ve Kafkas cephelerinde şehit düşmüşler. Aynı şekilde Sivas Lisesi, Konya Lisesi, Kayseri Lisesi gibi köklü okullar birinci dünya savaşı süresince mezun verememiş, öğrencilerini şehadete uğurlamıştır.
1915 yılında Tıbbiyeye kayıtlı öğrencilerin tamamı gönüllü olarak cepheye gitmiş, Tıbbiye Mektebi de saydığım liseler gibi birkaç yıl arka arkaya mezun verememiştir. Daha önce yazmış olduğum bir yazıda size Tıbbiye Mektebi öğrencilerinin İngiliz işgaline karşı sergiledikleri kahramanca tavırdan bahsetmiştim. Sadece Tıbbiyeliler değil, eli kalem tutan neredeyse herkes birinci dünya savaşı süresinde gönüllü olarak harbe iştirak etmiş, bir neslin eli kalem tutan gençlerinin neredeyse hepsi bu savaşlarda şehit düşmüş, genç yaşta hayatlarını vatan için feda etmiştir.
Genç yaşta hayatını vatan için ortaya koyabilmek bambaşka bir bilinç seviyesi gerektirir. Bambaşka bir terbiye, bambaşka bir vatan sevgisi. Vatanı ve bayrağı her şeyin üzerinde tutmak belli bir yaştaki belli bir eğitim seviyesindeki herkesten beklenebilir fakat gençlerin üzerinde farklı durur bu sevgi. Hey on beşli diye yazılmış olan türkülerimiz var bizim, on beş yaşında, bugün anne-babaya türlü şımarıklıkların yapıldığı yaşta, vatan için, bayrak için, namus için canını meydanlara serenlerin türküsüdür on beşli. Mızıka çalındı düğün mü sandın diye başka bir türküde de düğüne gider gibi Yemen yollarına düşenlerden bahsetmiş ozanlar. Çoğunun düğünü olmadı, çoğunun bir mezarı bile olmadı. Ama hepsi bu bayrağın ayına yıldızına kurban oldular, Allah'ın arşının altında gölgeleniyor, peygamberin aguşunda dinleniyorlar.
Sadece birinci dünya savaşında değil, kurtuluş savaşına ait fotoğraflara baktığınız zaman bizzat cephede bulunan gençlerin, çocukların fotoğraflarına denk gelirsiniz. Zaten savaşanlar da çoğunlukla gençlerden oluşur. Türk genci, vatan sevgisini kutsal bir emanet gibi boynuna asmış da öyle gezmiştir tarih boyunca. Hepi topu bir can değil mi, onu da feda etmiştir vatanı için. Bizlerin bugün bu müreffeh hayatı borçlu olduklarımızın başında Türk gençleri gelir. Hayatlarının baharında canlarını vermiş olan, çoluğa çocuğa karışmadan, ay yıldızlı al bayrağı ile nikahlanmış olan kahraman Türk gençleri.
Altmışlı yıllarda Amerikan donanması gelip İstanbul'a demirlediğinde karşılarında bu kahraman Türk gençlerini buldular. 1964 yılındaki Johnson Mektubu ile Amerika iç işlerimize karışmaya başlayınca bunu bağımsızlığımıza bir müdahale olarak algılayan gençler atalarının izinden yürüyerek “Yankee go home” diyerek meydanlara akmıştır. Amerikan yayılmacılığının farkına ilk varanlar yine Türk gençleridir. 1967 yılı Haziran ayından itibaren İstanbul’da Beyazıt’tan Taksim’e yürüyen öğrenciler, 6. Filo’nun limana girişini protesto ederek duruşlarını ortaya koymuşlardır. Türk gencinin feraseti, daha o çağlarda Amerikan emperyalizminin tehlikesini görmüş; 1969’da ODTÜ’ye gelen ABD büyükelçisinin otomobilini ateşe vermekten, Dolmabahçe’de askerleri denize dökmeye kadar varan bir tepkiyle vatan savunmasını sokağa taşımıştır.
Gerek savaşta gerek barışta, Türk genci "ne üstüme vazife" demeden memleketi için gerekli gördüğü her yerde ortaya çıkmış, kendisini göstermiş, vatan sevgisini hiçbir şeyden korkmadan ortaya koymuştur. Gün olmuş Gazze katliamları için meydanlara akmış gün olmuş yayılmacı batılı güçlerin memleketimizden uzak durması için kendisini göstermiş. İktidarda kim olduğuna bakmamış, menfaatinin neleri gerektirdiğini hesaplamamış, kimseye yaranma derdi olmadan sadece vicdan sahibi, merhamet sahibi, ahlak sahibi, namus sahibi olduğu için kendisini önemsememiş kötülüğün karşısında durmuştur. Bizim çocuklar, her zaman ve her şart altında kalitesini göstermiş, yüzümüzü ağartmıştır.
İyi bir futbol izleyicisi değilim. Sporun memleket sathında daha fazla yayılmasını, daha çok genç yeteneğin spora kazandırılmasını istiyorum. Hatta Gençlik Spor Bakanlığı bünyesinde bir "Yetenek Avcılığı Genel Müdürlüğü" açılsa diye hayal ediyorum. Genç yetenekler dünya çapında yıldızlaşsın, bayrağımızı uluslararası organizasyonlarda dalgalandırsın istiyorum. Bununla birlikte herkesin hak ettiği ölçüde değer görmesini de isterim. Dünya kupasında milli takımımız yer alacak diye aylardır yapılan tüm reklamların bir anda anlamsızlaşmasının sebebi bu organizasyona da futbola da hak ettiğinden çok fazla değer atfetmiş olmamızdır. İşin içine bu ölçüde reklamlar, bu ölçüde reklam bütçeleri, bu ölçüde organizasyon bütçeleri girmemiş-zikredilmemiş olsaydı bu kadar tepki de olmayacaktı.
Herkese hak ettiği değeri vermemiz gerekiyor. Bizim çocuklar diye diye tezahüratlar yaptığımız bu çocuklar da bizim çocuklarımız tabi ki, inşallah daha büyük başarılarını görürüz zaman içerisinde. Fakat niyeyse, bizim çocuklar deyince aklıma hep sırtına çıkınını vurmuş, meçhul bir geleceğe doğru yol almakta olan on beşliler, Tıbbiyeliler, lise talebeleri geliyor önce benim aklıma. Önce onlara vefa borcumuzu ödeyelim, sevgimizi-saygımızı gösterelim, futbolcu çocuklar sonra da gelebilir.