Mehmet Zeki Dinçarslan

Zihnin Boşta Kalma İhtiyacı

Mehmet Zeki Dinçarslan

Daha önceki dört yazımda sizlere MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) yayınlanmış olan bir makaleden yaptığım çıkarımları anlattım. Konuyla ilgili bu beşinci ve son yazım olacak. Beyin fonksiyonları ve teknoloji kullanımı arasındaki ilişkiyi inceleyecek daha çok makale çıkacaktır önümüzdeki yıllarda diye düşünüyorum. Her şeyin fazlasının zararlı olduğunu atalarımız söylemiş, bilim insanları da ispat ediyorlar böylelikle.

Önceki yazıları toparlamak gerekirse durum şu. MIT’de yapılan bu çalışmada 54 deneğin beyin fonksiyonları birkaç ay boyunca EEG ile inceleniyor. Deneklerin bir kısmı kendilerine sorulan soruları yapay zekâ yardımıyla, bir kısmı arama motorları yardımıyla cevaplarken kalan üçte birlik kısım yardım almaksızın yanıtlıyor. Deneyin sürdüğü aylar boyunca yapay zeka ve internet kullanan deneklerin çeşitli beyin bölgelerin zayıflamalar oluşmaya başlıyor. Daha önce bahsettiğim gibi bu bölgeler Hipokampus, Prefrontal Korteks, Parietal Korteks, Broca bölgesi, Wernicke bölgesi ve semantik ağlar. Bu son yazıdaysa size Default Mode Network’ten (DMN) bahsedeceğim.

DMN, daha önce de ilgimi çekmiş olan bir konu olduğu için konuyla ilgili araştırmalarım olmuştu. Bu makalede mesele biraz daha detaylandırılmış. DMN dediğimiz sistem, bilgisayarların sistem boşta olayına benziyor. İnsan beyni, hiçbir şey yapmadığı zaman dahi çalışmaya devam ediyor. İster istemez geçmişte yaşanmış olan olayları hatırlıyor, bir yandan da gelecekle ilgili planlar kuruyor. DMN ağı, içsel düşünme süreçlerini yürütüldüğü bir ağ. Bu ağ beyindeki medial prefrontal korteks, posterior cingulate korteks ve angular girus bölgelerini içeriyor. Sosyal düşünme, hayal kurma, geleceği planlama, geçmişi hatırlama ve yaratıcı düşünme gibi işlevleri olan kritik bir bölge.

DMN, gelecekle ilgili planlar yaparken yahut geçmişi düşünürken aktifleşiyor. Beynin bu ağ sayesinde prova yaptığını düşünebilirsiniz. Hayali senaryolar kurup olası sonuçlar üzerinde öngörülerde bulunmaya çalışıyor beyin. Özgün düşünceler bu ağ sayesinde ortaya çıkıyor. Gündelik hayatta edinilen bilgiler dinlenme sırasında beyin tarafından birleştirilir ve daha mantıklı kararlar ortaya çıkabilir.

Beynin her fonksiyonu kritiktir tabi ki fakat bu bölge insanı insan yapan yerlerden birisi. Özgün düşünce bu bölge sayesinde ortaya çıkıyor, yaratıcı fikirleri bu bölge üretiyor. Bilimde ve sanatta çığır açan insanların bu bölgelerinin diğer insanlara göre çok daha fazla aktif olduğunu söyleyebiliriz.

Yapılan deneyde yapay zekâ kullanımının yaratıcı bilgi oluşturma yeteneğini aşikar bir şekilde körelttiği ortaya çıkmış. Yeni fikirler üretmek konusunda yapay zekaya bağımlı kalan insanları da gelecekte kısır döngüye girmek gibi bir son bekliyor. Bilimde ve sanatta bunun nasıl olacağını yavaş yavaş görmeye başladık bile. Günümüzde üniversitelerin en çok uğraştığı sorunlardan birisi öğrencilerin yapay zeka yardımıyla ödev yapması. Bu şekilde, kendi beyinlerini kullanmadan bilimsel üretim yapmaya çalışan öğrencilerin uzun vadede çalıştıkları disipline herhangi bir katkı sağlama ihtimalleri görünmüyor. Akademisyen seviyesinde bilime uğraşanları düşününce durum daha da vahim hale geliyor. Türkiye’deki üniversiteleri biliyoruz. Çoğu, uzun yıllardır içi tamamen boş yayınlar yapmaya alıştıkları için doğru düzgün bir bilimsel üretimden söz edemiyoruz ve bilimsel manada ülkemizin dünya liginde üst sıralarda olmadığı da açık bir gerçek. Yapay zekanın devreye girmesi ile yayın sayısında artış olduğunu biliyoruz. Uzun vadedeyse eski sakızların yapay zekaya çiğnetilerek akademiye sunulmasından başka bir bilimsel üretim olmayacak gibi duruyor. Dünya geneline bakınca durum, binlerce yıllık insanlık birikiminin üzerine çok az şeyin konacağı uzun bir durgunluk döneminin gelmesi beklenen bir şey.

Sanatsal üretim konusuna başka bir yazımda değinmiştim, bu makale de durumu destekler nitelikte. Sanatsal üretim geometrik artıyor fakat içerisinde ruh yok. Dijital dünyaya maruz kala kala içlerindeki inceliği kaybetmiş insanların dinlediği içinde ruh olmayan müzikler, yapay zekâ üretimi makaleler, romanlar, şiirlerle dolu bir gelecek bekliyor bizleri.

Her soruya aniden cevap alabilmek sihirli gibi geliyor olabilir. Makale yaz diyorsun yazıyor, şiir yaz diyorsun yazıyor, resim yap diyorsun yapıyor. Beyinler hıza alışıyor zamanla. İnsanlar artık çok hızlı düşünmeye alışıyorlar fakat bu düşüncelerde derinlik oluşmuyor. Sosyal medya içeriklerinin sürekli akışı dayatması, anlık bildirimlere kişileri bağımlı kılması da beynin potansiyelini iyice zayıflatıyor. Üstelik beyin yoğunlaşmak için çaba gösterse de tüm bu dijital içerik anlık dağılmalara sebep olduğu için içsel süreçlere sürekli atılan el bombaları gibi dikkati dağıtıp duruyor. DMN sistemi-ağı bu şekilde içsel simülasyonlar yapma, yeni fikirler üretme yeteneğini yavaş yavaş kaybediyor.

Sonuç olarak, dijital dünyanın bize sunduğu çoğu şey insanlık için büyük birer devrim. Fakat bu devrimin bir de yok edici tarafı var ve bizler, bireyler olarak bu durumu da göz önünde bulundurmak zorundayız. Her şey hızlandı, kolaylaştı diye düşünsel süreçlerimizi tamamen dijital dünyaya bırakmamamız gerekiyor. Böylesi bir erozyona zihinlerimiz dayanamaz ve insanlığın binlerce yıldır biriktirmiş olduğu kümülatif bilgi üzerine hiçbir şey konmadığı zaman eriyip gitmeyecek olsa da uzun bir fetret devrinin bizi bekliyor olduğu kesin. 

Yazarın Diğer Yazıları