Mehmet Zeki Dinçarslan

Saraylar Saltanatlar Çöker

Mehmet Zeki Dinçarslan

Dünya tarihi, efsanelerin ve mitlerin gerçeğin önüne geçtiği binlerce örnekle doludur. Haçlıların Anadolu'ya girişi -ki bence zihinlerimizde tazeliğini asla yitirmemesi gereken bir olaydır zira bitmiş değildir- bu efsanelere verebileceğimiz önemli örneklerden biridir. Haçlıların yaratmış olduğu efsane, güçlerinin çok üzerinde bulundukları algısını İslam coğrafyasında yaymış, Müslüman bey ve emirlerin savaşmak yerine kendi kalelerinde savunma yapmayı tercih etmelerine sebep olmuştur. Kalelerine kapanmış, savunma planları yaparken içlerindeki korkuyu daha fazla beslemiş ve sonuçta milyonlarca Müslümanın katledildiği bir mezalime zemin hazırlamışlardır. Birlik olup Haçlı ordusuna karşı durmak yerine efsanenin büyüsüne kapılıp savunmaya geçmeleri Haçlıların işini kolaylaştırmış, yüzlerce yıl bu coğrafyada varlık göstermelerine sebep olmuştur.

Müslümanların, Haçlı seferlerinden sonra kendilerine gelmeleri, Haçlı gücünün efsanelerdeki kadar büyük olmadığını anlamaları çok uzun zamanlarını almıştır. Selahaddin Eyyübi gibi bir yiğidin Kudüs'ü geri alması ve Haçlı kalelerini tek tek ele geçirmesi, cesaretin korku karşısındaki zaferidir aynı zamanda. Konumuzla bire bir ilgili değil fakat bir İngiliz generalinin Selahaddin Eyyübi'nin mezarına gidip "Kalk Selahaddin biz yine geldik" dediği rivayet edilir. Biz bu coğrafyada, bu büyük komutanın hangi millete mensup olduğunu tartışıp dururken, Haçlılar neredeyse bütün dünyayı ele geçirmiş durumdalar.

Moğol istilası da efsanenin gerçeğin ötesine geçtiği önemli örneklerden biridir. Yine aynı Müslümanlar bu istila sırasında kalelerine-kabuklarına çekilmiş, Moğolların taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayışını sıralarını bekleyen salhane koyunları gibi izlemişlerdir. Anadolu'da bir köyü, tek bir Moğol askerinin zaptedip köydekileri esir aldığını anlatan tarihi kaynaklar vardır. Efsane o kadar yayılmış, Moğollar o kadar güçlü birer masal yaratığı olarak tahayyül edilmiştir ki yine yüzlerce yıl sürece istila ve dökülen kanla devam etmiştir süreç. Celaleddin Harzemşah gibi, Sultan Baybars gibi yiğit komutanlar Moğolları yenip püskürterek efsaneyi bitirmiş, düşmanın korkulduğu kadar kuvvetli olmadığını dünyaya duyurmuştur.

Bunları anlatarak kafanızı şişirmemin nedeni, tarihin tekerrürden ibaret oluşudur. Pandemi zamanında bir yazı yazmıştım. Korku İnsana Tasma Taktırır diye. Amerikan emperyalizminin insanların zihinlerine hiç durmaksızın korku tohumları ekmek gibi bir eğilimi var. Pandemi de bu korkuyu artırmak ve evlerine hapsettikleri insanların zihinsel kodları ile oynamak için uyguladıkları bir projeydi. Bu yayılmacılığın karşısında kimse henüz durabiliyor değil fakat askeri yayılmacılığın önüne bir set, İran tarafından çekilebildi son savaşla birlikte.

ABD-İsrail-İran savaşı başladığında kafamızda neler vardı bir buçuk ay öncesine dönüp bakalım. ABD hava kuvvetleri İran’ı bombalayacak, taş üstünde taş bırakmayacak, İran teslim bayrağını hızlıca çekecek, ardından ABD ordusu kara harekâtı ile İran’a girecek ve uzun yıllar boyunca İran’da varlıklarını sürdüreceklerdi değil mi? Irak’ta böyle olmadı mı? Geçen yazımda listesini verdiğim yerlerde ABD, efsanesi sayesinde başarılı olmadı mı? Biz, İran’da da aynı şeylerin olacağını düşündük, efsanelerle doldurulmuş zihinlerimizin birer yansıması olarak. Fakat meğerse kazın ayağı öyle değilmiş. Amerikan ordusu bizim düşündüğümüz kadar kuvvetli değilmiş. Karşısında bir direniş görünce geriye basabiliyormuş. İran, bu savaşı, kaybetmediği için kazandı. ABD ve İsrail, kazanamadıkları için kaybettiler. Haçlıların ve Moğolların efsanelerinin direnişle son bulması gibi, ABD efsanesi de bu şerefli direniş sayesinde yara almış oldu.

Bu savaşın, tüm dünyaya verdiği dersler var. Düşman sanıldığı kadar güçlü değilmiş. Milyarlarca dolarlık bütçelerle yapılan saldırılara daha küçük bütçelerle karşılık verilebiliyormuş. Hürmüz Boğazı’na bakın, İran, artık boğazın kendi kontrolünde olacağını söylüyor. Savaş öncesinde bu kadar net bir şekilde ağırlığını ilan edemezdi, demek ki direniş sayesinde daha da güçlenmiş oldu. Nükleer tesis, uranyum zenginleştirme gibi tesisleri vurduk, bitirdik diyor ya ABD, hepsi de yerinde duruyor. Demek ki uzaktan bomba atarak olmuyormuş o işler. Hatta şunu söyleyeyim, İran’ın hava kuvvetleri bile yok sayılır. Sadece füze ve iha üreten bir savunma sanayi var ve gayet de yeterli oldu düşman karşısında. Birkaç bin dolar maliyeti olan dronlar, milyonlarca dolarlık savaş araçlarını imha edebiliyormuş. ABD, f-35 gibi savaş uçaklarıyla ilgili ne efsaneler yaymıştı, düşürülemez diye. Düşebiliyormuş. ABD’nin, havadan bombardıman yaparak bu coğrafyaya ayar verme dönemi kapanmış oldu diyebilir miyiz artık?

İsrail de bu savaşın kaybedenlerinden oldu. ABD kamuoyu artık İsrail için savaş yapılmasını istemiyor. Dünya çapında bir İsrail antipatisi oluşmuş durumda. Artık ne kadar propaganda yaparlarsa yapsınlar, zalim ve katil olduklarını tüm dünya halkları biliyor. ABD ve İsrail’in bundan sonra bir yeri işgal edebilmeleri için o yerin halkının kör, yönetimininse satılmış olması gerekiyor. Zulme karşı sessiz kalmayan bir halk ve yönetimin karşısına çıkabilecek bir güç yok artık.

Şimdi, yukarıda bahsettiğim gibi, insanlığın, savaşın fiziksel olmayan bacağına yani kültür emperyalizmine karşı durması gerekiyor. ABD’nin başını çekiyor olduğu Batı medeniyetinin mutlak güçlü olduğu, dünyayı domine ettiği bu düzlemde alternatif yollar aramaya başlamanın vaktidir. Bizim, ezilen halklar olarak, korkmamız gereken hiç kimse yoktur. Kendi yolumuzu kendimiz çizme, kendi kaderimizi kendimiz tayin etme yeteneğine sahibiz. Onların dayattığı paradigmanın bizim elimizle yıkılması dönemi gelmiştir. Peygamberimizin bir sözü vardı hatırlarsınız, “Küçük cihat bitti, şimdi sırada büyük cihat” diyordu. Yani savaşlar bitti, şimdi insanların nefisle mücadele etme zamanıdır demek istiyor. Bugün de savaşları küçük cihat olarak adlandırabiliriz. Gerçek mücadele, sermaye sahiplerinin dünyadaki yoksul halkları sürekli ezdiği, zihinsel kodlarını değiştirmeye çalışarak kudretlerini sürdürmek istedikleri bu çağda onlara karşı durabilmektir. Gerçek cihat, dünyaya, zalimin yıkılmaz olmadığını ispat eden Selahaddin Eyyübi’lerin, Celaleddin Harzemşahların, İranlı mücahitlerin taşıdıkları bayrağı onların elinden alıp mücadeleyi kültür alanında sürdürmektir.

Adnan Yücel’in şiirinde dediği gibi: 
“Saraylar saltanatlar çöker, 
Kan susar bir gün zulüm biter 
Menekşeler de açılır üstümüzde leylaklar da güler. 
Bugünlerden geriye, 
Bir yarına gidenler kalır 
Bir de yarınlar için direnenler.”

Yorumlar 4
Muammer Yıldırım 15 Nisan 2026 05:48

Hakkını veren bir yazı olmuş Mehmet kardeşim. Kalemine ve gönlüne sağlık.

Mustafa 14 Nisan 2026 13:54

İnsanlığın geleceği adına umutlandım... güzel ve etkili bir yazı, teşekkürler

İzzet D. 14 Nisan 2026 12:38

Yazılarınız gerçekten ufuk açıyor. Çok değerli bir yazı olmuş tebrik ederim. Uyan ey gözleri mahmur kıvamında bir serzeniş olmuş.

Ahmet 14 Nisan 2026 05:32

İranda yöneticiler halktan kopuk olmayan hep birlikte cihat eden bir millet geçici dünya nimetleri ayrıştırmamış özlem duyulan gurur veren birliktelik ölümü göze alan yöneticiler.

Yazarın Diğer Yazıları