Şarkının Nakaratında Buluşan Hatıralar
Abdullah Ergün
Bazı şarkılar vardır; yaşandığı dönemin izlerini taşır. Duygusallığın ilk planda olduğu, hüznün ve sevincin notalara en ince ayrıntısına kadar dantel gibi işlendiği eserlerdir bunlar. Türk müziğinin en önemli söz yazarlarından Hikmet Münir Ebcioğlu’nun kaleme aldığı, usta bestekâr Teoman Alpay’ın rast makamında nakış gibi işlediği “Sevmekten Kim Usanır” da işte bu özel eserlerden biridir.
Geçtiğimiz günlerde Malatya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı ile Malatya Musiki Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Teoman Alpay Şarkıları” konseri, müziğin zaman tanımayan gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Gecede TRT sanatçısı Bahadır Özüşen’in, koroda yer alan Emrah Boynukara ile birlikte seslendirdiği “Sevmekten Kim Usanır”, salonda bambaşka bir atmosfere dönüştü. Şarkı daha ilk notalarında dinleyicinin kalbine dokundu; nakarat bölümüne gelindiğinde ise salon tek bir ses oldu.
O an, yalnızca bir konser anı değildi. Aynı zamanda Hikmet Münir Ebcioğlu ile Teoman Alpay’ın bu eseri ortaya koyarken yaşadıkları duygusallığın ve romantizmin ne kadar sahici olduğunun da kanıtıydı. Çünkü bir eser, yazıldığı andaki hissi yıllar sonra bile dinleyiciye geçirebiliyorsa, orada samimiyet vardır.
Salondaki izleyicilerin şarkıya hep bir ağızdan eşlik etmesi, aslında kolektif bir hafızanın dışavurumuydu. Kimi gençliğine döndü belki, kimi yarım kalmış bir aşka… Kimi de hâlâ içinde sakladığı bir sevdaya. İşte sanatın gerçek gücü tam da burada ortaya çıkıyor: Farklı hayatları, farklı hikâyeleri tek bir duyguda buluşturabilmek.
“Sevmekten Kim Usanır” o gece bir kez daha gösterdi ki, bazı şarkılar sadece bestelenmez; yaşanır, paylaşılır ve kuşaktan kuşağa taşınır. Aradan geçen yıllar melodiyi eskitememiş, aksine anlamını derinleştirmiştir.
Demek ki doğru yazılmış bir söz ve yürekten yapılmış bir beste, zamanın sınavını geçiyor. Ve insan, hangi çağda olursa olsun, aynı soruya aynı içtenlikle cevap veriyor:
Belki de cevap, insanın değişmeyen tarafında saklıdır. Zaman değişir, notalar yaşandığı dönemlere göre farklılıklar gösterebilir, şehirler değişir, ilişkilerin biçimi değişir; ama kalbin arayışı değişmez. Aşkın heyecanı, ayrılığın sızısı, kavuşmanın umudu dün neyse bugün de odur. “Sevmekten Kim Usanır” tam da bu evrensel damara dokunur. Dönemine ait bir eser olmasına rağmen, dönemini aşan bir ruh taşır.
Şarkının sözleri çok şeyler ifade ediyor. Sevmek bazen incinmeyi göze almaktır. Bazen kaybetmeyi bilerek yola çıkmaktır. Ama yine de vazgeçmemektir. İşte bu duygu, dinleyeni kendi hikâyesiyle yüzleştirir. Herkes o soruyu kendine sorar: “Ben gerçekten sevmekten usanır mıyım?”
Teoman Alpay’ın bestesi, eserin taşıdığı duyguyu derinleştiren güçlü bir kalp atışı gibidir. Melodinin sözlere doğru usulca ilerleyişi, insanın iç dünyasında yankılanan ritimlere benzer; bazen hızlanan, bazen durulup sessizleşen bir kalp gibi… Tıpkı aşkın kendisi gibi, hem huzuru hem kırılganlığı aynı anda taşır. İşte bu hassas denge, eseri zamandan bağımsız kılar. Çünkü hayat da çoğu zaman sevgiyle hüzün, kavuşmayla özlem arasında gidip gelen uzun bir duygunun adı değil midir?
Müzeyyen Senar’ın Sevmekten Kim Usanır adlı eseri yorumladığı yıllara ait görüntüleri izleyenler ve dinleyenler, geçmişte hayatı ağır ağır ve anlamını hissederek yaşayan insanların ne kadar doğru işler yaptığını gösterir. O dönemin sanatçıları şarkıları sadece söylemez, gerçekten yaşardı. Bu yüzden aradan yıllar geçse de o eserler değerini kaybetmez; çünkü içlerinde samimiyet ve gerçek duygu vardır.
Belki de şarkının bugün hâlâ aynı heyecanla söylenmesinin sırrı, insanın en temel ihtiyacına hitap etmesidir: Sevilmek ve sevebilmek. Teknoloji ilerlese, hayat hızlansa da bu ihtiyaç eksilmez. Kalp, çağın gerisinde kalmaz; doğru notalar ve sözlerle gelecek kuşaklara yolculuk eder.
Sonuçta bazı eserler nostalji olduğu için değil, hakikat taşıdığı için yaşar. “Sevmekten Kim Usanır” da bir dönemin şarkısı olmanın ötesinde, insan ruhunun değişmeyen gerçeğini fısıldar: İnsan kırılabilir, yorulabilir ama sevmekten bütünüyle vazgeçmez.
Çünkü sevmek, insanın kendisidir.