Abdullah Ergün

Müziğin kaybolan ruhu

Abdullah Ergün

“Evrensel müziğin değişimi noktasında son yıllarda yaşananlar, etkisini müzikseverler üzerinde olduğu kadar yaşamın her alanında da hissettiriyor.”

Yıllar önce büyük bir hareketliliğe sahip olan müzik sektörü, bugün ağırlıklı olarak dijital dünyanın sınırları içerisinde varlığını sürdürüyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte müziğe ulaşmak kolaylaştı ancak bu kolaylık, beraberinde kalite tartışmasını da getirdi.

Bir dönem müzik, yalnızca dinlenen bir eğlence aracı değildi. Gerek melodileri gerekse sözleriyle belli bir yaş grubuna, hatta toplumun farklı kesimlerine hitap eden önemli bir sanat dalıydı. Bir şarkının sözleri hafızalarda yer eder, melodisi yıllar sonra bile hatırlanırdı.

Tıpkı günümüzde olduğu gibi

Bugün ise müzik sektörünün önemli bir bölümü, sanatsal kalitenin uzağında, daha çok görsellik ve dijital platformlarda görünür olma yarışı üzerinden şekilleniyor.

Eskiden bir sanatçının albümünü satın almak, yeni şarkılarını keşfetmek ve müziği baştan sona dinlemek başlı başına bir deneyimdi. Şimdi ise bir şarkının ne kadar kaliteli olduğundan çok, kaç kez izlendiği, kaç kişinin paylaştığı ve sosyal medyada ne kadar süre gündemde kaldığı önem taşıyor.

İşin ilginç tarafı ise geçmişin kaliteli müziklerine ulaşmanın bugün hiç olmadığı kadar kolay olması.

Yıllar önce dinlediğimiz, ancak zaman içerisinde unutulmaya yüz tutan eserler bugün arama motorları ve özellikle YouTube aracılığıyla yeniden karşımıza çıkıyor. Birkaç kelime yazarak yıllar öncesinin şarkılarına, konser kayıtlarına ve sanatçıların unutulmaz performanslarına ulaşabiliyoruz.

Bu durum aslında müziğin geçmişiyle bugünü arasında ilginç bir karşılaştırma yapmamıza da olanak sağlıyor.

Dijital dünya müziğe ulaşmayı kolaylaştırdı ama aynı zamanda müziğin tüketilme biçimini de değiştirdi.

Eskiden bir şarkıyı dinlemek için sabırsızlanırdık. Bugün ise birkaç saniye içerisinde karar verip bir sonraki şarkıya geçiyoruz.

Belki de asıl kaybettiğimiz şey müziğe ulaşmak değil, müziği dinleme kültürü.

Çünkü kaliteli müzik, yalnızca kulağa hoş gelen birkaç dakikadan ibaret değildir. İyi müzik; sözleriyle düşündüren, melodisiyle duygulandıran ve yıllar sonra bile insanın hafızasında yer edendir.

Bugün teknoloji bize geçmişin müziğini yeniden sunuyor. Belki de bundan sonra yapılması gereken, yalnızca eski şarkıları yeniden keşfetmek değil; o şarkıları kaliteli yapan anlayışın neden kaybolduğunu da sorgulamak.

Dün haber platformlarında dikkatimi çeken bir haber, bugün anlatmak istediğim konunun önemli bir halkasını oluşturuyor.

Adını dahi yazmak istemediğim bir pop yorumcusu, “Bugün gündüz adliyedeydim, şimdi sizlerin karşısındayım” sözleriyle sahneye çıkıyor ve izleyiciler tarafından alkış yağmuruna tutuluyor.

İnsanın ister istemez sorası geliyor:

Adliyeye herhalde çay içmeye çağırmadılar!

Uyuşturucu kullanımı ve hakkında gündeme gelen diğer iddialar nedeniyle adliyeye giden bir sanatçının, yaşadığı süreci gençlerin karşısında neredeyse bir başarı hikâyesi gibi anlatması ve bunun alkışlarla karşılanması, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir tablo.

Asıl tehlikeli olan ise bunun yalnızca bir sanatçının davranışı olarak kalmaması.

Çünkü kendisine hayranlık duyan gençler, ekranlarda gördükleri bu davranışları zaman içerisinde normal kabul edebiliyor. Yanlış olan bir davranış, ünlü bir isim tarafından yapıldığında “özgürlük”, “marjinallik” ya da “hayat tarzı” adı altında meşrulaştırılabiliyor.

İşte burada mesele artık müzik olmaktan çıkıyor.

Mesele, topluma ve özellikle gençlere verilen mesaj haline geliyor.

Son günlerde ünlülere yönelik uyuşturucu kullanımı ve uyuşturucu ticareti soruşturmaları gündemde. Bana göre bu operasyonlar çok daha önce başlamalıydı.

Çünkü atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.

Uyuşturucuyla tanışan çocukların yaşının artık ilkokul seviyelerine kadar indiği bir ortamda, toplumun tanınmış isimlerinin davranışlarının gençler üzerindeki etkisini görmezden gelemeyiz.

Bir sanatçının milyonlarca insana ulaşabilme gücü varsa, bunun beraberinde bir sorumluluk da getirdiğini kabul etmek zorundayız.

Sahneye çıkan, milyonların takip ettiği ve özellikle gençler tarafından örnek alınan bir kişinin yaptığı her davranış elbette ki sorgulanmalıdır.

Sanat özgürlüktür.

Ancak özgürlük, topluma verilen mesajın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Üstelik ortaya koyduğu eserlerle değil, özel hayatındaki tartışmalarla gündeme gelen insanların gençlere rol model olarak sunulması, müzik sektörünün bugün yaşadığı en büyük sorunlardan biridir.

Sözde müzik yaptığını söyleyenlere bir de başka bir açıdan bakmak gerekiyor.

Sahne kıyafetiyle, uyuşturucu kullanımıyla, toplumun değerleriyle çatışan davranışlarıyla gündeme gelen bir sanatçı, bütün bunları “başarı” olarak görüyorsa, aynı davranışların gençler tarafından taklit edilmesinden kim sorumlu olacak?

Bir sanatçı elbette farklı giyinebilir.

Elbette farklı bir hayat yaşayabilir.

Elbette sahnede özgür olabilir.

Ancak milyonların önünde sergilenen davranışların özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkisini hesaba katmak zorundadır.

Çünkü bugün alkışlanan bir yanlış, yarın başka bir gencin hayatını karartabilir.

Üstelik dünyaya baktığımızda da tablo çok farklı değil.

Türkiye'de “özgürlük” adı altında normalleştirilmeye çalışılan bazı davranışların, başka ülkelerde aynı şekilde karşılanacağını düşünmek büyük bir yanılgı olur.

Bu nedenle mesele sahne kıyafetinden çok daha büyük.

Mesele uyuşturucudan da ibaret değil.

Mesele, gençlere hangi hayatın “başarı”, hangi davranışın “özgürlük”, hangi yaşam biçiminin “örnek” olarak sunulduğudur.

Bugün müzik sektörünün geçmişteki kalitesini arıyorsak, yalnızca melodileri ve sözleri konuşmak yetmez.

Sanatçının topluma karşı sorumluluğunu da konuşmak zorundayız.

Yozlaşan müzik anlayışı bu tempoyla devam ederse, yıllar önce üretilen kaliteli eserlerin yeniden hak ettiği değeri kazanması kaçınılmaz hale gelebilir. Çünkü müziksever, bir süre sonra yalnızca görsellikle öne çıkarılan, söz ve beste açısından birbirini tekrar eden eserlerden uzaklaşarak kendisine gerçek anlamda duygu veren, anlam taşıyan ve hafızasında iz bırakan şarkılara yönelecektir.

Müziğin geleceğini teknoloji belirleyebilir ama müziğin kalitesini insan belirler.

Yazarın Diğer Yazıları