İyiler ve Kötüler
Abdullah Ergün
Mantığın değişim gösterdiği anların başlangıç noktasını oluşturan olayların zaman olarak geride kalmasından sonra bazı gerçekleri algılamak ve yorumlama kısmında yaşananları unutmak hiçte kolay değil.
Yaşanan depremlerden sonra yardım noktasında beklentilerin üstüne çıkan maddi ve manevi desteğin şehrimize yansımasında acıyı yaşayan herkesin kendine özgü bir hikayesi var.
Yurt içinden ve dışından gelen yardımların organizasyon konusunda ilk günlerde yaşananları normal karşılayanlar için kendi içimizde fırsat düşkünlerinin acısıyla baş başa kalanları daha da zor durumlara düşürmelerini tabi ki unutmayacağız.
6 Şubat tarihi ne zaman karşımıza çıksa ilk günü gibi yaşananlar bir film şeridi gibi gözlerimizin önüne gelecek.
Su ve ekmek bulmada yaşanan sıkıntıları yaşayanlar, fahiş fiyatla ekmek ve su satanları da unutmayacaktır.
Yaşanan acıyı daha yukarıya taşıyan fırsat düşkünleri elde ettikleri kazancın çok daha fazlasını vicdan azabı içinde yaşayacakları zaman dilimleri de olacak.
Yıllar sonra depremin farklı konu başlıkları altında onlarca hatta binlerce öyküsü medyaya yansıdığı anlarda ekmek ve su üzerinden acıyı fazlasıyla yaşatanlar yaptıklarından utanç duyacaklardır.
Komşu kent Elazığ başta olmak üzere sıkça gittiğim mekanın sahibi olan Muş’lu Nano ve Sivas’ta görev yapan Turgay kardeşlerimin depremin ilk günlerinde arabalarıyla binlerce ekmeği Malatya’ya getirdiklerini biliyorum.
Bir tarafta acının soğukla bileştiği anlarda özel araçlarıyla hız limitini aşarak Malatya’ya ekmek getirenler diğer taraftan fırsatı acının önüne taşıyan reziller.
İnancımız gereği şükür etmeyi kendimize rehber etmemizden dolayı bazı gerçekleri kavrama noktasında elde edilenlerin ışığında yaşama devam etme konusunda daha duyarlı ve daha secici olmamız gerekiyor.
Acının paylaşımı noktasında yurt içinden ve dışından gelen arama-kurtarma ekiplerinin yanı sıra yapılan yardımların her santimetresinde gözyaşı ve hüzün var.
Günler sonra televizyon ekranlarına baktığım anlarda en küçüğünden en büyüğüne kadar halkımızın gönderdikleri yardımların taşınmasında araç sürücülerinin zamana karşı verdikleri mücadeleyi gören Fransız gazetecinin;
“Tırlar yollarda sanki freni yokmuş gibi uçarak gidiyordu. Türkler çıldırmış olmalı” yönünde yapmış olduğu açıklama kendileri için garip gelebilir.
Bizler için bu normal bir durumdu.
Asrın felaketi olarak kabul gören depremin faturası içimizdeki fırsat düşkünlerinin yaptıklarıyla yüreklerde büyük bir yara açtı.
Kumarsındaki paraları gönderen kocaman yürekli çocukların bizlere dayanışmanın ne olduğunu bir kez hatırlatması acımızı mental olanakta hafifletti.
İyiler ve kötülerin bir arada olduğu dünyamızda felekten sonra değişmeyen senaryonun iki farklı versiyonun yine uygulamaya konulduğu günleri unutmayacağız.
İyilerin kötülerin önüne geçtiği zaman dilimlerinde her şey çok daha güzel olacaktır.