Değerli okurlar, bu hafta çok farklı ve izlenimler tarzında Malatya'nın o bildiğiniz mutat yönetilişine dair ilginizi çekeceğini ve hoşunuza gideceğini düşündüğüm, mizahi dozu ayarlı ve fotoğraflarla desteklenmiş kısa yazılarla karşınıza çıkmayı tasarlamıştım; ama olmadı, bütün planlarımı Araştırmacı Yazar ve benim tanımlamamla da "Malatya'nın Arşiv Hazinesi" olarak tavsif ettiğim Nezir KIZILKAYA bir sonraki haftaya erteletti. İyi ki erteletti.
Sayın Kızılkaya Malatya Haber sitesinde geçtiğimiz pazar günü yayınladığı "Kent, Kültür ve Malatyalı Olmak" başlıklı yazısında Malatya'nın Kimliğine dair değerlerinin talan mantığıyla yok edilişini fotoğraflarla belgeledi. Dünden bugüne getirdiğimiz ve yarına teslim edeceğimiz Malatya'nın sorumluluğunu bizlerin de taşımamız gerektiğini yüzümüze vuran Kızılkaya o yazısında beni günümüzden tam 63 yıl öncesinin Malatya'sına götürdü.
Akla hayale gelmeyecek sisler altında unutulmaya yüz tutmuş sayısız hatıralarımın zihnimde canlanmasına yol açtı.
Mezkur yazısında Kızılkaya, rahmetli dedem Cemil ve kardeşi İsmail Efendinin yaşadığı Paşa Köşkü'nün insansız ve mahzun fotoğrafına da yer vermiş olması fakiri çok ama çok hem hüzünlendirdi hem de sevindirdi.
(Değerli Muhterem Celal Yalvaç dedemlerle komşu olmaları nedeniyle verdiğim bilgilerin şahididir. -Allah Celal ağabeyime hayırlı ve sağlıklı uzun ömürler bahşetsin-) Nasıl sevindirmesin, Karakaşoğlu ailesinin bir kanadı Niyazi Mısri mahallesinde Karakaş Konağı'nda yaşıyorlardı diğer kanadı da Paşa Köşkü'nde...
O fotoğraf benim için, paha biçilemez değerdeki çocukluk hatıralarımın en güzel anlarını hiç unutamayacağım sahnelerine açılan gönlümü aydınlatıp içimi sevinçle dolduran yepyeni bir ışıklı pencerem oldu...
"Kent, Kültür ve Malatyalı Olmak" yazısı ve yayını sebebiyle sonsuz kere, teşekkürler Nezir KIZILKAYA'ya ve teşekkürler Malatya Haber Yayıncılık'ın internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet YALVAÇ'a.
Bir Varmış Bir Yokmuş PAŞA KÖŞKÜ
Kültür araştırmacımız değerli yazar Nezir KIZILKAYA Paşa Köşkü'nün siyah beyaz fotoğrafına yansıyan cansız ve bitap düşmüş haline bakmış ve yıkılıp yok oluşuna üzülmüş. Böylesine biblo güzelliğinde 120 yıllık bir eserin yok oluşu üzer insanı. Aslında o muhteşem köşkün bitap düşüp yok olma sürecinin başlangıç noktası, o yapıya hayat verip ruh katan insanların hayat sahnesinden çekilmesiyle başlamıştır. Bu gerçeği göz ardı etmemek lazım gelir. Koruyamama acziyetinin müsebbibi topyekün insanlarımızın kültürel donanım yoksulluğundan başka bir şey değil... Bizi biz yapan değerlerimizi hoyratça yok etmemizin adı kapkara cahillik.
Paşa Köşkü, Paşa Köşkü Anne Ocağım benim. Anneannem Zörhe Anam müşfik, mütebessim, sevecen ve yorgun. Ziya Dayım dayıların en iyisi, zerafet sembolü, Paşa Dayım hasbi ve yemek hususunda seçici ve çok titiz... Dedem Cemil Efendi hiç hatırlamıyorum gibi birşey... Ziya dayımın eşi Fariye ablam, Paşa dayımın esi Lelle ablam ve biz dört kardeş dahil onbeş çocuk.
Anılar anılar, Kış Damı, Hızna, Musandere, Tandır Örtmesi, Kesmece, Pıtpıt, Malhuta, Kuymak, Kış geceleri masallar, daha neleer neler...
Aaah Paşa Köşkü, Paşa Köşkü anne kucağım benim, yalan oldu talan oldu, kendi gitti adı kaldı yadigâr...
Nezir Kızılkaya aşağıda alıntıladığım şu tespitleriyle içimize de dönüp bir bakmamız gerektiğini itiraf ve ikaz ediyor...
"Bu yıkımın sonucu olarak da, Malatya, içinde yaşayan insanların ruhuyla örtüşmeyen bir yapıya bürünmüş, olumsuz etkilenen mekân-insan ilişkisi ile aidiyet hissi kaybolmaya başlamıştır. Dedelerimizden çocuklarımıza bırakmak için emanet aldığımız çok sayıda kent sembolünün yıkımını, çift kale maç seyreder gibi izlemiş, Paşa Köşkünden, Şirket Handan başlayan yıkım, kayıtsız kalan ve sorumluluk üstlenmeyen kentin gözleri önünde İnönü Stadı ile zirveye ulaşmıştır. Kernek ve Kanalboyu ise şehrin kalbine saplanan hançer olmuştur. Bu mekânların başına gelenler, geçmiş ile olan bağımızı asla kopartmamamız gerektiğini bizlere her gün hatırlatmaktadır. Anılarımız yüzümüzü gülümsetse de, içimizde buruk bir tat bırakmaktadır.
Kenti yönetenleri var gücümüzle eleştiriyoruz. Şehrimizi değiştirdikleri için. Geçmişe dair ne varsa yok ettikleri için. Oysa değişen sadece şehrimiz mi?
Bizim zihnimiz, duygularımız, hatta kentliliğimiz değişmedi mi? Eskiye dair neyi yaşatma çabası var içimizde?"
HOYRATLARCA YOK EDİLEN HAFIZA KAYITLARIMIZ
Malatya'nın Yakın Tarih Tanığı BELEDİYE ESKİ BİNASI
Cumhuriyet döneminin ilk yapılarından olmasına rağmen iki katlı sütunlu girişiyle de sıcak şirin bir görüntüsü vardı Belediye Eski Binamızın.
Sanıyorum 1998 yılında dönemin Belediye Başkanı Münir Erkal ile bu binada Malatya'yı konuşmuştuk. Yanında çok efendi ve son derece saygılı bir yardımcısı vardı adını unutmuşum ancak soyadı Kesrikçi'ydi sanırım.
Yardımcısından konuşma kaydı için teyp getirmesini istemişti. Edindiğim izlenim kadarıyle Münir bey Malatya'ya hizmet gayretinde olan nadide başkanlarımızdan biriydi.
MALATYA BELEDİYESİ ESKİ BİNASININ YIKLMA ANI
Belediye Eski Binasının yıkılış anı...Bu fotoğraf Malatya'ya yapılan hıyanet anının "resmi" kanıtıdır. Başka söze hacet var mı?
PIRIL PIRIL AKAN DERME SUYUNUN ASUDE KANAL BOYU
Sabah ve akşam gezintilerinin en aranılan ve dinginlik veren mekânıydı KANALBOYU... Kanaldan akan suyun içilebilir nitelikte olması da o yılların Malatya'sının uygarlık göstergesi... Şimdi o Kanalboyu, yıllar önce Ahmet Çakır isimli kültür fukarası bir belediye başkanının eliyle çirkinlik yarışmasına aday bir mekân olarak güya modernize edildi, genişletildi ve maviye boyandı... Kanaldan akan suya bakarsanız mideniz bulanmıyorsa bir göz doktoruna muayene olmalısınız.
KERNEK ŞELALESİ ve KERNEK HAVUZUYLA KERNEKTİ
Malatya haritasının şekline uygun yapılan Kernek Havuzu'nda yazın çocukların serinlemesi için yüzmelerine müsade edilirdi.
Yılını hatırlamıyorum, ben bir defasında havuzun kenar çizgilerini takip ederek havuzu tam on üç tur yüzmüştüm. Övünmek gibi olmasın, bu yüzme miktarı yüzücü arkadaşlarım arasında o gün kırılan bir rekordu...
HOYRATLARCA YOK EDİLEN HAFIZA KAYITLARIMIZ
MALATYA'DA KÜLTÜR KATLİAMININ KURBANI ŞİRKET HAN
Hey gidinin Şirket Hanı hey, Ziya Dayımın Ermeni terzisi bu hanın ikinci katındaydı. Bir gün o dükkana gitmiştik, ikinci katın korkuluklu tahta sahanlığında yürürken bastığımız yerlerde oluşan ahşap gıcırtısı hala kulaklarımda. Bugün ayakta kalsaydı o güzelim Şirket Han, Malatya'nın ticari anlamda kültürel kimliğinin çok değerli bir belgesi olarak ziyaretçi akınıyla dolup dolup boşalırdı...
SÜMER MENSUCAT FABRİKASININ CÜMLE GİRİŞİ
Sümer Mensucat Fabrikasının ana girişi. Fabrikanın sağ uzantısında kadife perdeli Sinema Salonu vardı. Sümer İlkokulu 1.sınıf öğrencisiyken 1961 yılında ilk sinema filmini o salonda sınıfça izlemiştik. Sümerbank diye de anılan fabrikanın kasıtlı zarar ettirilerek yenilenen makinalarına rağmen peşkeş çekercesine özelleştirildiği edilen iddialar arasında. ( Peşkeş olmaz mı, bal gibi olur. Yaşadığımız ülke Türkiye, damatların, sunta ihracatçılarının cirit attığı bir ülke...)
Diyelim fabrikayı çalıştırmak artık verimli olmaktan çıktı o zaman şehrin mimari görüntüsünü bozmayan bu yapının sanatsal faaliyetleri de içeren tam teşekküllü bir Kültür Merkezi olması ne kadar da Malatya'yı güzelleştirirdi...
SÜMER MENSUCAT FABRİKASININ YÜZME HAVUZU
Sümer Mensucat Fabrikasının atlama platformlu yüzme havuzu. Fabrika çalışanları arasında sınıfsal ayrımcılığın yapıldığı alanlardan biri de yüzme havuzu idi. Memurlar birinci sınıf, işçiler ikinci sınıf muameleye tabi tutulurlardı. İşçi çocukları sosyal hizmetlerden yararlanamazlardı. Memur evleri yemyeşil bahçe içerisinde villa tipi tek yapılardı. İşçi evleri ise bitişik nizam bahçesiz beton yapılardan ibaretti.
TEKEL TÜTÜN FABRİKASI ve CUMBALI ÇOCUK YUVASI
Tekel Tütün Fabrikası ve yanındaki "Çocuk Yuvası"nın bulunduğu dönemi hatırlamıyorum.
Şimdi Tekel binasının yerinde Doğa Cadde Alışveriş Merkezi ve Çocuk Yuvasının yerinde de Öğretmen Evi bulunuyor.
Benim hatırladığım dönemde vaktiyle Çocuk Yuvası olan yerde iki katlı Kapalı Cezaevi vardı ve yüksek duvarlarının arkasındaki ikinci katın demir parmaklıklı penceresinden dışarı bakan mahkumları zaman zaman görürdük.
Tekel binasının yıkılması tamam da, arazisi yeniden betonlaştırılacağına yeşilalan yapılsa daha iyi olmaz mıydı? Ya o güzelim cumbalı bina, Çocuk Yuvası'nın yok edilmesine ne demeli...