Nevzat Kaya

'Zekât'

Nevzat Kaya

Zekât meselesi sandığımız kadar basit bir yardım işi değildir. Bu iş, üç beş kuruşu bir zarfa koyup gönül rahatlatma meselesi hiç değildir. Zekât, insanın malla kurduğu ilişkinin adını koymaktır. Mal benim mi, yoksa bana emanet mi? Asıl soru budur. İslam bu soruya net cevap verir. Mülkün gerçek sahibi Allah’tır. İnsan ise emanetçidir. Emanetçi olduğunu bilen adamın da eli sıkı olmaz, gönlü daralmaz.

Kur’an’ın ifadesiyle Allah insanı yeryüzünde halife olarak var etmiştir. Halife, malik değil emanetçidir. İşte zekât bu emanet bilincinin pratik tezahürüdür. Malın kölesi değil, emanetçisi olduğunu bilen bilinçli bir Müslüman, servetini yığmaz, akıtır. Çünkü bilir ki akan su temizdir, duran su kokar. Toplumda da böyledir. Dolaşan servet berekettir, biriken servet fitnedir.

Bugün modern dünya malı kutsallaştırdı. Ev büyük olsun, araba son model olsun, hesap kabarık olsun… İnsanın değeri cebindeki rakamla ölçülür hale geldi. Oysa zekât tam da bu zihniyete karşı bir direniştir. "Mal amaç değil araçtır" der. Araç ne için? İyilik için, adalet için, toplumun ayakta kalması için. Zekât veren bilinçli bir Müslüman bilir ki mal, insanı büyütmek için vardır, insan malı büyütmek için değil.

Zekâtın hikmetlerinden biri de şudur. Fakiri doyururken zengini de terbiye eder. Açın karnı doyar ama asıl doyması gereken zenginin kalbidir. Çünkü mal çoğaldıkça insanın içinde gizli bir korku da büyür. Ya azalırsa? İşte tam orada şeytan devreye girer, cimriliği fısıldar. "Verirsen fakirleşirsin” der. Oysa hakikat bunun tersidir. Verenin eli azalmaz, bereketi artar. Allah cömerttir, kulunun da cömert olmasını ister. Cömert olmak, biraz da Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır.

Cimrilik sadece parayı tutmak değildir, kalbin daralmasıdır. Zekât vermeyen, sadakadan kaçan insan aslında nasipsizdir. Çünkü o, malı koruduğunu sanırken rahmeti kaçırır. Münafık tipinin en belirgin özelliği cimriliktir. Mümin ise infak eden, paylaşandır. Bu ayrım ekonomik değil, ahlakidir. Mümin güvenen insandır. Rızkı Allah’ın verdiğine iman eder. Münafık ise hep kaybetme korkusuyla yaşar.

Cömert insan başka bir insandır. Sadece kendisi için yaşamaz. Mahallesinde aç var mı diye bakar. Yetimin başını okşar. Borçlunun derdini sorar. Böyle insanlara "aşkın insan” demek abartı değildir. Çünkü o, nefsinin sınırlarını aşmıştır. Sadece “ben” demez, “biz” der. İşte cennet de böyle insanların yurdudur. Paylaşmayı bilen, dünyada merhamet dağıtan insanın, ahirette rahmet bulması kadar tabii ne olabilir?

Zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir. Namaz nasıl dinin direğiyse, zekât da toplumun direğidir. Zekâtın olmadığı yerde uçurum büyür, kin artar, zenginle fakir arasına duvar örülür. Ama zekât hakkıyla verilirse, o duvarlar yıkılır. Servet düşmanlığı değil, dayanışma doğar. İnsanlar birbirine hasetle değil muhabbetle bakar. Bu yönüyle zekât, sadece bireysel bir ibadet değil, sosyal adaletin ilahi teminatıdır.

İnsan bu dünyaya yığmak için değil, imtihan için gönderildi. Mal da bu imtihanın araçlarından biridir. Malın kölesi olan aslında özgür değildir. Sürekli kaybetme korkusuyla yaşayan bir insan nasıl hür olabilir? Ama malı emanet bilen ve paylaşan insan özgürdür. Çünkü o, malın değil Allah’ın kuludur.

Sonuçta mesele şudur: Cömertlik fıtrata uygundur, cimrilik fıtrata ihanettir. İnsanlara faydalı olanlar aslında insan olmanın gereğini yapar. Zekât veren sadece parasını değil kalbini de temizler. Ve belki de en önemlisi şudur. Zekât, malın eksilmesi değil, insanın çoğalmasıdır. Paylaştıkça büyüyen bir hayatın adıdır.

Yazarın Diğer Yazıları