Kimin Kalıbı
Nesibe Aldemir
Kalıp ifadeler, kalıp cümleler, kalıp yargılar… Nice kalıbın içine sıkıştırılmış fikirler, anlayışlar, kavrayışlar… Mutfakların vazgeçilmezi olan kek kalıpları misali hemen herkesin bolca yanında taşıdığı kalıplar…
Şekil verip de kalıba koymaya çalışmadığımız pek bir şey kalmadı gibi hayatlarımızda. Kek kalıbı, çikolata kalıbı derken mutfağımızı saran kalıplar düşüncelerimizi de kuşattı. Bugün “etiketlemek” kavramıyla bileşen kalıplar, zihin dünyamızı köreltmekte, ufkumuzu daraltmaktadır.
Başkaları gibi düşünmeyen, başkaları gibi davranmayan insanları kendimizden saymayıp çeşitli kalıplara koymak ve üstüne etiketler yapıştırmak bize ne katıyor hiç düşündük mü? Hayat hikayesine tam anlamıyla vakıf olmadığımız insanlara çeşitli eleştirilerde bulunarak kendimizi bir üst basamağa çıkarma gayretimiz ne kadar anlamlı? Başkalarının kusurlarını ışıldatıp kendi kusurlarımıza kör kalmak bizi ne nedenli kusursuz yapar hiç düşündük mü?
Kendi kapımızın önündeki çerçöpü süpürmeden başka insanların kapısının önündeki pislikten söz ediyor olmak bizi yetirince temizler mi? Zihnimizdeki o dar kalıpların içine sıkıştırmaya çalıştığımız insanların, yaşamına dil uzatırken kendi hayatımızla ilgili yorumlara kapalı olmak içinde bulunduğumuz gerçeği bertaraf eder mi? Uzayıp giden soru kalıplarının içinde zihninizi yormak değil niyetim. İnsanların hayatıyla ilgili yorumlar yaparken dikkatli olmanın gerektiği kanaatindeyim. İnsan ilişkilerinde; incitmeden, yormadan, anlamaya çalışarak sergilenen yaklaşımlar, bizi sahip olduğumuz zihinsel kalıpların ötesine taşıyacak davranışlardır. İnsanların davranışlarına, kişiliklerine ve yaşam şekillerine bakarak onları yargılamak, ne o insanlara ne de bizlere hiçbir şey katmaz. Zihinsel ve toplumsal kalıpların dışına çıkan bireylere deli muamelesi yapmaktan bir türlü vazgeçemedik. Gece lambası misali farklı renklerde parlayan bu insanlara teşhisler koyduk kendimizce. Ve belki de onlardan daha akıllı olduğumuz zannına kapıldık. Oysa her insanın kendince hayatı kavrayışı ve algılayışı vardır. Bizim bildiğimizden daha iyisini bilen, bizim gördüğümüzden daha ötesini gören ve duyan elbette vardır. Çağımız insanı, aklı “kurnazlık” kalıbına sıkıştırdığı için bu kalıbın dışında kalanları akıllı insandan saymaz.
Başkasının karanlık hayatında kendi aydınlığı aramak ne beyhude bir arayıştır değil mi? Başkasının söküğünden sarkan iplikle kendi söküğünü dikene ne demeli ya? Oradaki söküğü açtıkça kendi kusurunun kapandığını düşünen insan, ne kadar az düşünür. Başkasının kabuk tutan yaralarını kaldırdıkça kendi yaralarının geçtiğini sananlar misali…
Kek kalıbı hepsinden masum kaldı değil mi? Konundan bağımsız ama annelerimiz eskiden keki tepside yapardı. Kalıba sıkışıp kalmayan o kek özgürce kabarırdı. Kekin kokusu ise tüm mahalleyi sarardı. Şimdi kek kalıplarımız var çeşit çeşit. Tıpkı zihnimizdeki ve kalbimizdeki kalıplar gibi. Kafamızdaki o standartlara uymayanların yani kalıplarımızın dışında kalanların vay haline! O insanları tanımlarken, tepsi keki misali demode bir şekil belirir zihin dünyamızda. Üstüne de pasta süsü misali beş on tane etiket serpiştirdik mi tadından yenmez…
Kimsenin kafasındaki o dar kalıpların esiri değildir, insan denen varlık. Özgünlüğünü yer yüzünün halifesi olarak yaratıldığından alır. Ona bu unvanı veren Rabbinin çizdiği sınırlar kadardır özgürlüğü. Kendisi gibi beşer olan insanların kalıbına girmek zorunda değildir. Boylu boyunca uzayacak bir ağacın üstünü kapattığınızı düşünelim. O ağacın ne kadar güzel ve verimli olmasını bekleyebilirsiniz ki. Bu beklentiniz ne kadar gerçekçi olur. Hayat insanların kafasındaki kalıplara dökülecek bir kek değildir. Hayat, sınırlarını onu Yaratanın çizdiği bir bahçedir. İnsanlar ise bu bahçede yer alan çeşit çeşit ağaçlara benzer. Kimisi kavak kimisi çınar kimisi ise elma ağacına benzer. Bu nedenle kavak ağacı neden elma vermiyor diye serzenişte bulunmayı bırakmak gerek. Herkes kendi şartlarında kendi veremliliğini devam ettirir. Birbirimizi kalıplara koymaktan vazgeçip, birbirimizi anlamaya çalışsaydık neler değişirdi hayatımızda bir düşünelim şimdi. Vesselam…