Mehmet Zeki Dinçarslan

Kuleye Asılan Bayrak – 14 Mart

Mehmet Zeki Dinçarslan

Bugün 14 Mart. Takvimlerimiz bize tıp bayramını gösteriyor. Bu tarih Türkiye için, dünyanın geri kalanına göre çok daha farklı anlamlar taşımaktadır. Pek çok ülkede doktorlar günü tıp ilmine hizmet etmiş önemli şahsiyetlerin doğum veya ölüm günlerinde kutlanırken bizde 14 Mart, beyaz önlüğün üzerine giyilmiş olan bir hürriyet zırhını temsil eder.

Tıphane-i Amire, II. Mahmud döneminde modern tıp eğitimi verilmesi için kurulmuş olan bir okuldur. 14 Mart’ın tarihimizdeki önemi bu kuruluştan 92 yıl sonra meydana gelmiş başka bir olayla perçinlenmiş, Türk İstiklal Mücadelesi açısından en az 23 Nisan, 30 Ağustos gibi önemli bir tarih haline gelmiştir. 1919 yılının işgal İstanbul’unda Haydarpaşa’da bulunan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane binası da İngiliz birlikleri tarafından işgal edilmiş durumdadır. Binaya el konulmuş, koridorlarında düşman postallarının sesleri yankılanmaktadır. Tıbbiyeliler için durum artık bir izzet-i nefis sorunudur. İşgalcilere karşı açıkça tavır almak en iyi ihtimalle okuldan atılmak ya da daha muhtemel olarak tutuklanmakla sonuçlanacaktır.

1919 yılının 14 Mart gününde henüz 19 yaşındaki bir tıp öğrencisi sahneye çıkar: Hikmet Boran. Namıdiğer Tıbbiyeli Hikmet. Öğrencileri organize ederek okulun 92. kuruluş yıldönümünü kutlamak için bir araya getirir. Öğrenciler, okulun iki kulesinin arasına kocaman bir Türk bayrağı asarlar. Gencecik tıbbiyelilerin bu meydan okuması Millî Mücadele tarihindeki ilk protesto eylemidir. O gün o bayrak Haydarpaşa’dan yükselirken tüm dünyaya bir mesaj vermektedir: Biz daha ölmedik, öyle kolay teslim olacak değiliz. Buradayız.

Tıbbiyeli Hikmet’in hikâyesi burada bitmiyor. Tıbbiye öğrencileri aralarında topladıkları kısıtlı bir bütçeyle arkadaşları Hikmet’i Sivas kongresine gönderirler. İşgal güçlerine karşı şanlı bayrağımızı dalgalandırmış olan irade Sivas Kongresi’ne taşınmıştır artık. Talebelerin kendi aralarında toplayabildikleri 15 lira ile delege olarak Sivas’a giden Hikmet, burada insanların manda veya himaye fikirlerini tartıştıklarını görür ve söz alır:

“Delegesi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem... Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunları her kim olursa olsun şiddetle reddeder ve lanetleriz.” der. Mustafa Kemal Paşa bu gencecik öğrencinin çıkışı karşısında duygulanır ve "Evlat, müsterih ol... Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm!" diyerek onu yanıtlar.

Bugün hastane koridorlarında, muayenehanelerde veya nöbet başındaki beyaz önlüklülerin omuzlarında sadece tıp biliminin yükü yoktur; kulelere bayrak asan o gençlerin, "Ya İstiklal Ya Ölüm" diyen o kararlı iradenin mirası vardır. Hekimlik bizde sadece bir meslek değil, topluma karşı verilmiş bir sadakat sözüdür.

Bu vesileyle, bilimin ışığından ayrılmayan, vicdanını rehber edinen ve 107 yıl önceki o ruhu kalbinde taşıyan tüm hekimlerimizin 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum.

İyi ki varsınız. Çünkü siz sadece şifa dağıtmıyor, bu toprakların genetiğine sirayet etmiş hürriyet fikrini de yaşatıyorsunuz.

Yorumlar 3
Mehmet Dulkadir 14 Mart 2026 22:18

Düşün dünyana ve ellerine sağlık. Yazılarınızı ve yorumlarınızı ilgiyle takip ediyoruz. İyi çalışmalar dilerim..

Ahmet Hamdi Aytekin 14 Mart 2026 20:37

Kaleminize sağlık..

Şükrü Gürbüz 14 Mart 2026 16:09

Muhteşem bir yazı ellerinize sağlık

Yazarın Diğer Yazıları