Bazı imtihanlar vardır ki insanı eksiltmek için değil, içindeki hakikati ortaya çıkarmak için gelir.
Kimi zaman bir kuyunun karanlığında, kimi zaman bir zindanın sessizliğinde, kimi zaman da nefsin en çetin çağrısında sınanır insan.
Fakat her kuyunun ardında bir Mısır, her zindanın ardında bir özgürlük ve her sabrın ardında Allah’ın bildiği bir hikmet vardır.
Yusuf’un kıssasında bize anlatılan
Yalnızca acının değil; sabrın hikayesidir
Yalnızca güzelliğin değil; iffetin hikayesidir
Yalnızca bekleyişin değil; Allah’a teslimiyetin hikâyesidir.
Belki de bu yüzden, kendi kuyularımızda yönümüzü bulabilmek için dönüp yeniden Yusuf’a bakmamız gerekir.
Ey Yusuf…
Mısır’ın ve Kenan illerinin en sahici acılarını giyinmiş olan Yusuf;
Yüreklerimizdeki yangınlara inat, kuyu başlarında aradığımız Yusuf;
Senin imtihanın sevilmek olsa gerek.
Yakup sever, kuyuya düşersin;
Züleyha sever, zindana.
“On bir yıldızı, güneşi ve ayı gördüm;”
“Onların bana secde ettiğini gördüm” diyen Yusuf;
Hikayelerin en güzeline konu olan Yusuf;
Rüyalara en doğru tabiri getiren
Ve kendisine mülk verilen Yusuf;
Bizim Mısır’ımız neresi,
Biz şimdi hangi kuyuların başına gidelim.
Hangi kuyunun sularından içelim,
Hangi rüyaları nasıl yorumlayalım.
Züleyha kadar sabır,
Yusuf kadar iffet;
Ya Rab sen nasip et…