Hayatın bize söylediği ilk hakikat budur: Hiçbirimiz burada kalıcı değiliz; hepimiz bir yolun yolcusuyuz.
Çünkü her insan yoldadır.
Yol...
Bazen toprak kokan bir patikadır, bazen taşlarla döşenmiş sarp bir geçit, bazen de sonu görünmeyen uzun bir ufuktur.
Kiminin yolu çiçeklerle bezenir, kimininki dikenlerle örülür. Kimi sevinçlerini omzuna alır, kimi acılarını. Kimi bollukla, kimi yoklukla sınanır. Fakat yükü ne olursa olsun, yürümekten başka çaresi yoktur insanın.
Çünkü hayat, bir durak değil; bir imtihan ve yolculuğun ta kendisidir.
Ne gariptir ki çoğu zaman vardığımız yerleri kutlarken, bizi olgunlaştıranın aslında yürüdüğümüz yollar olduğunu unuturuz.
Oysa insanı değiştiren, ulaştığı zirveler değil; o zirvelere çıkarken döktüğü alın teridir.
En derin bilgeliği kitaplar kadar yollar da öğretir.
Her ayrılık bir kavşaktır.
Her kavuşma yeni bir başlangıçtır.
Her kaybediş ise başka bir yönü gösteren görünmez bir tabeladır.
Yolda olmak, yalnızca mesafe kat etmek değildir.
Asıl yolculuk, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.
Çünkü insan bazen kilometrelerce yol gider de kendisine bir adım yaklaşamaz.
Nice insanlar dünyayı dolaşır da kendine hiç uğramaz.
Nice insanlar ise küçük bir odada, sessizce otururken ömrün en uzun yolculuğunu ruhunda tamamlar.
Bazen hayat önümüze sert rüzgârlar çıkarır.
Umutlarımız savrulur, hayallerimiz yorulur.
Düşeriz. Kalkarız.
Yine düşeriz. Yine kalkarız.
Çünkü yol, yalnızca yürüyenleri değil; düştüğü yerden kalkmayı bilenleri de yetiştirir.
Belki sabrın sırrı da burada saklıdır.
Zira her yol dümdüz değildir.
Bazı yollar bizi yavaşlatır ki etrafımıza bakalım.
Bazıları bizi durdurur ki kendimizi sorgulayalım.
Bazıları ise yönümüzü değiştirir ki aslında gitmemiz gereken yeri fark edelim.
Bu yolda hiçbir karşılaşma da bütünüyle tesadüf değildir.
Yolumuzun kesiştiği her insan, bize bir şey öğretmek için gelir.
Kimi sevgiyi bırakır avuçlarımıza,
Kimi sabrı,
Kimi cesareti,
Kimi vedayı...
Kimileri bir ömür yanımızda yürür.
Kimileri yalnızca birkaç adım.
Ama hiçbiri boşuna değildir.
Her yolcu, kalbimize görünmez bir iz bırakır.
Bazen bir insanın hayatımıza gelişi bir nimettir.
Bazen gidişi bir derstir.
Bazen de bir ayrılık, yıllarca taşıdığımız bir yükten kurtuluşumuz olur.
Biz çoğu zaman yalnızca kaybettiğimizi görürüz. Oysa belki de hayat, elimizden bir şeyi alırken başka bir kapının anahtarını bırakıyordur.
İnsan bazen aradığı huzuru bir mekânda, bir makamda, bir başarıda ya da bir varışta değil; attığı bir adımda bulur.
Çünkü mutluluk çoğu zaman menzilde değil, umutla yürümeye devam edebilmektedir.
Ve gün gelir, yolun sonunda geriye dönüp baktığımızda hatırladığımız şey vardığımız yerler olmaz.
Elimizi tutan insanlar olur.
Yağmur altında ıslandığımız günler...
Gözyaşlarımızın arasına karışan kahkahalar...
Bir dostun omzumuza dokunuşu...
Bir büyüğün duası...
Bir babanın sessiz fedakârlığı...
Bir yabancının hiç beklemediğimiz anda yaptığı iyilik...
Ve bizi biz yapan küçük mucizeler...
Çünkü ömür, takvim yapraklarına sığan yıllardan değil; yüreğimizde iz bırakan yolculuklardan oluşur.
İnsan bu dünyadan göçerken yanında sahip olduklarını değil,
Bu yolda nasıl yürüdüğüne dair hikâyesini götürür.
Evet...
Her insan yoldadır.
Kimisi kendine,
Kimisi sevdiğine,
Kimisi hayaline,
Kimisi Rabbine doğru yürür.
Yolumuz açık, gönlümüz geniş, niyetimiz güzel olsun.
Çünkü sonunda hepimizin varacağı yerden çok, oraya giderken bıraktığımız izler konuşacaktır.
Ve dilerim ki geride bıraktığımız ayak izleri, bizden sonra yürüyenlere hayırlı yollar açsın…