Abdullah Ergün

Futbol ve yetenek

Abdullah Ergün

Yıllar önce futbol oynayanların en büyük sıkıntıları ailelerinin futbol oynamaya sıcak bakmamalarıydı.

Bazıları ailelerinden gizli olarak antrenmanlara gider hafta sonları yaptıkları maçları da yine büyük bir gizlilik içinde yaparlardı.

Bu konuda bugün bu tip sıkıntılar yaşanmıyor.

Okulların tatile girmesiyle birlikte aileler erkek çocuklarının ellerinden tutarak futbol oklularına kayıtlarını yaptırıyorlar. Yani bir anlamda çocuklarının futbolcu olmalarını, günümüz futbolcuların transfer sezonunda aldıkları paraların kendi çocuklarının da ilerde almasını hayal ediyorlar.

Son yıllarda bu düşüncenin hayata geçirilmesi ile birlikte futbol takımlarının alt yapısında yetenekli futbolcuların sayısı önceki yıllara göre oldukça fazla.

Dünyanın her liginde futbolcusu olan ve bir anlamda futbolun “yetenek ülkesi” konumunda olan Brezilyada durum bir hayli değişik.

Bugün yalnızca yurt dışında oynayan 10 binin üzerinde Brezilyalı futbolcu var. (Türkiye’deki toplam lisanslı futbolcu sayısı 6 bin). Yılda yaklaşık 800–1000 futbolcu yurtdışına transfer oluyor. Yani “futbolcu”, Brezilya ekonomisinin önemli ihraç “ürün”lerinden biri. Oldukça geniş bir kitle içinse bir umut kapısı. Bugün Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde herhangi bir Avrupa ülkesi vatandaşından daha çok Brezilyalılar var. Bunun farkında olan Brezilya Futbol Federasyonu yıl içerisinde özel maçlarla değişik yetenekli genç Brezilyalı futbolcuları vitrine çıkartıyor. Buda Brezilyanın tanıtımı ve ekonomisine büyük katkı yapıyor. Brezilyalı kulüplerin pazarlama stratejisine destek oluyor elinden geldiğince! Tabii her türlü servetin kaynağı gibi bu da toplumsal emeğe el koyarak oluyor ancak; Brezilya’da yalnızca Ronaldo‘lar yok, onları arayıp bulan ve yetiştiren kulüplerin ayırdığı devasa sermayeler de. Kendisini işçi-futbolcu olarak tanımlayan, Brezilya 2. ve 3. liglerinde top koşturan Jacksen Tiago, “Burada Ronaldo’lar azınlıkta, çoğunluk benim gibiler ve benim tek derdim de artık paramı zamanında almak” diyor. İşte bu kulüplerin araştırma havuzunu, kendiliğinden bu işe soyunan bu işçi-futbolcu havuzu oluşturuyor. Yurtdışına gidenler arttıkça ve yoksullaşma artıkça bu havuza giriş artıyor, havuza giriş arttıkça da olası yetenek sayısı fazlalaşıyor.

1960 lı yıllarda Avrupa’ya giden Türk işçilerinin görev yaptıkları ülkelerde kendi çocuklarının doğal olarak futbolun içine girmeleriyle yeni bir jenerasyon ortaya çıktı. Bugün Avrupa’da futbol oynayan ve o ülkelerde doğan Türk futbolcuların takımlarına yaptıkları katkı oldukça fazla. Almanya ulusal takımında Türk asıllı futbolcuların görev yapması artık gelenek haline geldi. Almanya’nın Brezilya’da düzenlenen dünya kupasında Mesut Özil’in verdiği katkı halen konuşuluyor. Buna karşın bazı Türk asıllı futbolcular Türk milli takımı formasını giyerek kendilerine ulusal anlamda yeni bir yol haritasını seçtiler. 2000 yılından itibaren Hamit-Halil Altıntop, Yıldıray Baştürk, Hakan Çalhanoğlu, Ömer Toprak, Yunus Mallı ve Nuri Şahin gibi futbolcular Ulusal futbol takımımızın formasını tercih ettiler.

Avrupa’da doğan ve o ülkelerde futbolun temel kurallarını öğrenen futbolcuların en büyük artıları sahip oldukları yeteneklerdir.

Avrupa’da kulüplerin alt yapı sistemleri bizden çok farklı, onlarda sistem daha değişik işliyor. Takım oyunu, takım ruhu, kuvvet, çabukluk ve dayanıklık gibi futbolun temel gereklerini teorik ve pratik olarak yerine getirilirken daha disiplinli bir davranış ortaya koyuyorlar.

Türk futbolcuların doğuştan yeteneklerine birde alt yapıdan gelen disiplinli eğitim eklenince ortaya günümüz futbolundaki sistemleri rahatlıkla kaldıran futbolcu profilini ortaya çıkıyor.

Yazarın Diğer Yazıları