Vahdettin Yiğitcan

Evlerimizin Hüznü

Vahdettin Yiğitcan

Değerli okurlar, 

Net Haber'de birlikte yazıyor olmaktan mutluluk duyduğum, her yazısını dikkat ve ilgiyle okuduğum, değerli arkadaşım sevgili Mehmet Zeki Dinçarslan geçtiğimiz 3 Ocak Salı günü "Evlerin Ruhu" başlıklı muhteşem bir yazı yazarak benim kabuk bağlamış yaramı açarak tuz bastı. 

Zeki'nin "Evlerin Ruhu" yazısından bir kısa alıntı:

"Geçenlerde, bir caddede yürürken iki binanın arasından bakınca arkada eski, kerpiç bir eve tesadüf ettim. Uzaktan bana sesleniyor gibiydi. Çocukluğumu bu evlerin çok fazla olduğu bir dönemde yaşadım. Eski evler o zaman da eski evlerdi fakat aktif oldukları dönemlerin izlerini taşıdıkları için biraz daha canlıydılar sanki. İçlerinde daha canlı bir hayat barındırıyor, zamana karşı meydan okuyan bir tavırla direniyorlardı. Apartman daireleri şehirleri istila etmeye başlamış olsa da kerpiç evler izzetlerini muhafaza eder bir halde varlıklarını sürdürüyorlardı. Zaman, tavrını çoğunlukla yeniden yana alır. Eski olanı silip gitmede zamandan daha kuvvetli bir silindir bulamazsınız. Eski evler bir bir yıkılarak yerlerini betonarme apartmanlara bıraktılar. Bu süre zarfında ben kafamdan hep onları konuşturdum durdum. İlk zamanların gururlu evleri yavaş yavaş Nazi Almanya’sında sıranın kendilerine gelmesini bekleyen Yahudilere döndüler. Çember daralıyordu."

Ben de bugün sevgili Zeki Dinçarslan'ın zikrettiğim yazısına nazire kabilinden "Evlerin Ruhu"nun mütemmim cüzü olarak "Evlerimizin Hüznü"nü yazmaya çalışacağım...

Bir şehri şehir, bir mahalleyi mahalle, bir sokağı sokak kılan evleridir. 

Evlerdir bizi "biz" kılan yuvalarımız. Yuvalarımızdır huzur iklimimiz, güvenlik içinde bizi sarıp sarmalayan en muhkem korunaklarımız.

Ev derken, aile sıcaklığının yaşandığı, üç neslin bir arada olduğu, konu komşu ve akrabaların aynı sokağı paylaştıkları yazılı olmayan ancak harfiyen uyulan geleneksel mahalle kültürünün en küçük nüvesi yuvadan söz ediyorum.

İnsanın ölümüne kadar peşini bırakmayacak olan en temel eğitiminin işlendiği anne ocağının adıdır evlerimiz.

Vaktiyle büyüklerin sayıldığı, komşu hakkının gözetildiği, hastaların yardımına bigâne kalınmadığı, yoksulun halinden haberdar olunduğu, küçüklerin korunup kollandığı, hasılı sosyal ilişkilerin capcanlı olduğu mahallelerimiz vardı... 

Evet evlerimiz, evlerimizin üzerine kurulduğu sokaklarımız, sokaklarımızdan oluşan mahallelerimiz vardı da bütün bunlara ne oldu? 

Basiretsiz Yöneticiler Sorumlu

Teknolojik gelişmelere gözü kapalı bir halde ayak uydurmaya çalışan ülkemizin üst yöneticilerinin basiretsizce aldıkları kararlar Türk toplumunun kültürel değerlerini, aile yapısını, şehir yerleşimlerini ve üretim biçimlerini altüst etti...

Kapitalizmin vahşi iştahının bir sonucu olarak tüketimi mütemadiyen işler halde tutmak için, adına modern yaşam tarzı denilen bireyselliğin cazibesi genç neslin aklını başından aldı. 

Geleneksel, üç kuşağın içerisinde yaşadığı aile yuvamız olan evlerimiz apartman yapılaşmasıyla saf dışı bırakıldı. Bunun sonucu olarak yüzyıllardır cari olan büyük aile ocakları dağılarak çekirdek aileler şeklinde ufalandı. 

Doğal olarak hayata hazırlanma okulu diyebileceğimiz, dede nine, anne baba ve evlatlar üçlemesi tarzındaki görgüye dayalı tedrisat son buldu. Yetişmekte olan genç kuşaklar saygının, sevginin, birlikten doğan kuvvetin, direnme ve dayanma gücünün sağlayacağı manevi imkânlardan mahrum kaldılar.

Adına çekirdek aile dediğimiz ailecikler tüketim toplumunun bir parçası olarak, inşaat, beyaz eşya, ev tekstili, mutfak gereçleri v.b sektörlerin müşterisi konumuna geldiler.

Apartman denilen ucube binaların beton duvarları arasında sürdürülen hayatlar, havadan, sudan, topraktan ve kuş seslerinden uzak bir yaşamın adeta kürek mahkumları gibi her günleri bir diğerinin aynısı olan günlerin tükettiği bir ömrü harcıyorlar.

Bu noktada geriye dönüp baktığımızda içerisinde vaktiyle cıvıl cıvıl bir hayatın hüküm sürdüğü evlerin terk edilmiş metruk halleri, benim içimi sızlatan bir hüznü yansıtıyorlar. 

Birkaç yıldır Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dikey yapılaşmayla hata ettik, artık yatay yapılaşıp mahalle kültürünü yeniden canlandıracağız" açıklamalarının ne inandırıcılığı ne de alt yapısı var. Yapılaşmalar artık gelir gruplarının alım gücü seviyesinde öbeklenmiş durumdalar. Yani mahalle özellikleri yok, demek istiyorum ki, homojen bir sosyal yapı mevcut.

Oysa bizim geleneksel mahallelerimiz tıpkı cami saflarındaki gibi hiçbir benzeri özellik içermez. 

Ayrıca çekirdek ailelerin hayat tecrübeleri o kadar kısır ki, her şeyi internet marifetiyle keşfetmeye çalışıyorlar. 

Mahalle ve mahallelilik tıpkı gelişmiş çınar ağaçları gibi, yazı, kışı, ayazı hasılı her mevsimi yaşaya yaşaya gün görmüşlük deneyiminin sonucunda oluşur.

Onlarca binayı yan yana yaparak size mahalle yaptım diyemezsiniz. Deseniz de inandırıcı olamazsınız.

Şairlerimizin Dizelerinde Şehir ve Evlerimiz

Günümüzün usta şairlerinden İsmet Özel geleneksel şehirlerimizin kimi hususiyetlerinden uzaklaşmasını içine sindiremez ve aslına dönmesinin hesaplaşmasını yapar...

Esenlik Bildirisi

Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öc almanın vakti gelmiş demektir

İsmet Özel

Yahya Kemal Beyatlı hasret kaldığı şehrinin tahassürünü gönlünde taşıdığını, bu nedenle de uzak kalmanın acısını bir nebze de olsa gönlünde yaşattığı şehriyle giderdiğini ifade ediyor.

Kaybolan Şehir 

Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir!
Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!
Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.

Yahya Kemal Beyatlı

Şeyh-ül Muharririn Unvanıyla anılan Türkçe'nin kudretli şairi Necip Fazıl Kısakürek geleneksel Türk evi mimarisinin yerine ikame edilen apartman tarzı yapılaşmaya "kırk katlı ejder" diyerek aşağılarken. Ortaya çıkan yeni durum için "Komşuluk, mana ve ruh, ne varsa heder oldu." tespitiyle kaybettiğimiz değerler adına üzüntülerini dile getiriyor.

Evim

Ahşap ev, camlarından kızıl biberler sarkan!
Arsız gökdelenlerle çevrilmiş önün, arkan!
Kefensiz bir cenaze, çırılçıplak, ortada…
Garanti yok sen gibi faniye sigortada!
Bir köşende anneannem, dalgın Kuran okurdu
Ve karşısında annem, sessiz gergef dokurdu.
Semaverde huzuru besteleyen bir şarkı;
Asma saatte tık tık zamanın hazin çarkı…
Çam kokulu tahtalar, gıcır gıcır silinmiş;
Sular cömert, “temizlik imandandır” bilinmiş…
Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler.
Ölçülü uzaklıkta, yakın beraberlikler…
Seni yiyip bitiren, kırk katlı ejder oldu;
Komşuluk, mana ve ruh, ne varsa heder oldu.

Necip Fazıl Kısakürek
 

Yorumlar 1
Muammer yıldırım 18 Ocak 2023 16:44

Vahdettin abi gönlüne sağlık. Mehmet kardeşimin yazısına gerçekten mütemmim bir cüz olmuş.

Yazarın Diğer Yazıları