“Kendi çerağını yakamayan, ötekinin gölgesine mahkumdur.” Laedri
Bir insan, kendi öğretmeni olabilir mi, yoksa hep bir rehbere, bir otoriteye mi muhtaçtır? Bilginin diplomaya sığdırıldığı illüzyon gösterilerinin sirklerine dönüşen okullar, kurslar, sertifikalarla büyülenen bizler için bu soruyu sormak bile neredeyse kibir sayılabilir belkide... Çoğumuz, bilginin ancak bir hiyerarşi içerisinde, bir eğitmen veya kurum eliyle kutsandığında makbul olacağına inanırız çünkü. Ya hakiki öğrenme, halvetin sessizliğinde, sükûtun derinliğinde, murâkabenin farkındalığında yeşeriyorsa? Aslolan başkalarının bize ne kadar anlattığı değil, bizde yankılanan o sessiz hakikatse? İnsan en çok, kendisiyle baş başa kaldığında öğreniyorsa ya da.... Diplomanın itibari güvenliğine sığınmadan, kendi cehaletinin karanlığında entelektüel bir gurbette yolunu arayan o yalnız yolcunun pusulası ne olabilir? Otodidaktizm olabilir belki de…
Otodidaktizm mecburiyetten başvurulan bir yol değil; insanın kendi rotasını belirleme cesaretini gösterdiği bir uyanış hâli ve varoluş tavrıdır. Bilgiyi kariyer basamağı olarak değil, insanı arayan, sorgulayan ve kendi yolunu inşa eden bir özneye dönüştürecek karakter terbiyesi olarak görür. İktidarın mikro düzeydeki işleyişini sürdürmesi için modern toplumun görünmez gözetim sistemleriyle ürettiği bilgiye karşı sivil bir itaatsizliktir belki de. Michel Foucault’nun bahsettiği iktidar-bilgi sarmalına karşı duran kendi kendini eğiten birey, sistemin onu yontmasına direnerek kendi özgün ve pürüzlü doğasını korur. Sistemin biçtiği rolü reddedip, içindeki potansiyeli keşfetmenin peşine düşer. Demokratikleşen bilgi ve yapay zeka algoritmalarının rotasında pusulasını şaşırmış neoliberal insan için otodidaktizm, yüzeyselliğe ve edilgenliğe karşı gösterilen bir direnç, veriyi bir aşka, şuura ve terkibe dönüştürecek olan iradedir. Pusulayı ele almak, yaşananları anlamlandırmak ve insanın kendi entelektüel yetimliğini bir avantaja çevirerek hayatındaki her sarsıntıyı bir öğrenme imkânına dönüştürmesidir.
Entelektüel anarşi olarak otodidaktizm, Carl Jung’un "bireyleşme" süreciyle paralellik gösterir. İnsan, toplumsal beklentilerden ve maskelerden kurtulup kendi karanlık (gölge) yanlarıyla yüzleşerek bir bilgi inşa ettiğinde, bu bilgi ruhunun bir parçası haline gelir. Psikolojik açıdan en kalıcı öğrenme dış ödüllerle değil, içsel motivasyon ve derin bir anlam arayışıyla gerçekleşir. Entelektüel bir anarşist olan otodidakt insan, bu özerkliğe sıkıca tutunur ve kendi öğrenmesinin mutlak sahibi olur; çünkü kendi seçtiği yolda çok daha derinleşebilir. Bu anarşik ruh hali, Paulo Freire’nin eleştirdiği ve zihne sadece bilgi yığmaya dayanan bankacı eğitim modelini redderek, dönüştürücü ve gerçek öğrenmenin dünyayla kurulan aktif diyalogdan doğduğunu savunur.
Otodidaktizm, insanın özneleşmesi ve başlı başına bir var olma biçimidir. Heidegger'in ifade ettiği gibi, insan dünyayı sadece bilgiyle değil varoluşuyla kavrar; dolayısıyla öğrenmek yalnızca zihinsel bir faaliyet değil, öğrenilenlerin yaşandığı ve bilginin hayata karıştığı bir tecrübedir. Kant'ın aydınlanma tanımıyla örtüşen bu süreçte kişi, hazır doğrulara yaslanmak yerine kendi aklını kullanma cesaretini gösterir. Hakikat çoğu zaman konforun dışında kalsa da, kişi düşünmenin getirdiği sorumluluğu üstlenir. Otodidaktizm raflardaki nesneleşmiş bilgiyi tüketmek değil; cesaret, sorgulama ve kendi varlığını inşa etme temeline dayanan eylemsel bir hayat felsefesidir bir bakıma.
Anadolu irfanında Yusuf metaforu, insanın kendi kendini eğitmesini ve içsel bir tekâmül sürecinden geçmesini simgeler. Kardeşleri, yani toplumu ve çevresi tarafından karanlık bir kuyuya atılan Yusuf içinde bulunduğu çaresizliği ve karanlığı bir fırsata çevirerek kendi iç sesini dinlemeyi, sabretmeyi öğrenir ve kuyuyu adeta bir medreseye dönüştürür. Kuyu, Yusuf'un kendi hakikatini bulduğu otodidaktik bir mekândır. Yusuf'un o karanlık kuyudan çıkıp Mısır'a aziz olması, diplomasının değil, kuyuda tamamladığı içsel olgunlaşmanın sonucudur. Yusuf, satırlardan değil, sadrındaki hitabî olana, kainatın doğrudan hitabına yönelir. Yusuf; gerçek aydınlanmanın kişinin kendi iç dünyasına yönelip sabırla kendi hakikatini keşfetmesiyle mümkün olabileceğini anlatır.
Kur'an-ı Kerim, insanın kendi kendini eğitme sürecini malumat ezberleme değil, aktif bir tefekkür ve içsel aydınlanma eylemi olarak sunar. "Oku!" (Alak: 1) hitabı, yalnızca yazılı metinlere değil; kâinata, hadiselere ve en önemlisi insanın kendi nefsine yöneliktir. Bu çağrı, evrenin bizzat kendisini okunması gereken bir metin, bir müfredat olarak konumlandırır. Kendi kendini eğitme, dış dünya ile iç dünyanın harmanlandığı bir süreçtir. Bu durum, öğrenmenin içsel bir disipline ve arayışa bağlı olduğunu gösterir. Kur'an, bilginin derin bir kavrayışa, hikmet ve tezekküre dönüşmesini hedefler. Bakara: 269’da ki hikmet, bir kürsüden dikte edilen bilgi değil; kişinin kendi arayışı, sabrı ve edebi neticesinde kalbine lütfedilen derin bir kavrayıştır. Kur'an'da sıkça geçen "akletmez misiniz?" hitabı insanı pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp bu içsel öğrenme yolculuğuna çağırır.
Otodidaktizmin en büyük zaafiyeti olan rehbersizliğin getirdiği yalnızlık, hataları fark edecek bir iç göz geliştirilmezse, yanılsamaya hatta kibre dönüşebilir. Onu halvete çevirmek önemlidir. Bilginin bir karakter inşası olması, insanın içindeki ham cevheri bizzat kendi çabasıyla işlediği bir sürece dönüşmesidir. Bu inşa sürecinde insan, ötekinin çekicine değil kendi örsüne ihtiyaç duyar. Yaşamın özündeki kaçınılmaz aşağılık hissini kusur olarak değil derin bir tevazu olarak benimser, onu üstünlük kompleksine dönüştürmekten ziyade kendi hakikatini inşa etmeye yönelik bir davet olarak algılar ve sorumluluğa dönüştürür. Bilginin içsel bir hicret olması ise, bilgiyi cehaletten marifete ve taklitten tahkike yapılan bir yolculuğa çevirmesi demektir. Böylece insan, kendi içinde bulduğu sessiz cevapların izinden gider ve hem yolcu hem de yolun kendisi oluverir. Rabbim bizlere, EUZU’nun farkındalığıyla ruhumuzun elifbasını çözebilen, deneyimlerimizi gönül imbiğinden geçirip marifete dönüştürebilen ve her dem yaşadığımız mahrumiyet ya da mahkumiyet imtihanlarımızı muvaffakiyetle aşabilen otodidaktlardan eylemesi temennisiyle…