Mahallede muhtarlık yapmak bazen sabır işidir. Hele ki belediyelerle yürüyen hizmetleri takip etmek… Bir yandan vatandaşın talebi, bir yandan kurumların planlaması… Arada kalanın kim olduğunu tahmin etmek zor değil.
Kış ayları boyunca cadde ve sokaklarımızın hali ortadaydı. Yağmur, kar derken asfaltlar bozuldu, çukurlar oluştu. Doğalgaz çalışmaları sonrası açılan yerler var, MASKİ kazılarından kalan kesitler var. Vatandaş doğal olarak muhtara geliyor, “Muhtarım bu yollar ne zaman yapılacak?” diye soruyor.
Biz de görevimizi yapıyoruz. Yol Asfalt Daire Başkanlığı’na talepte bulunuyoruz. Sağ olsunlar, bir planlama yapıyorlar. Hangi mahalleye ekip ne zaman gidecek, hangi sokakta yama yapılacak. Bunlar belirleniyor. Biz de o plana saygı duyuyoruz. Sabırla sıramızın gelmesini bekliyoruz. Çünkü biliyoruz ki şehir büyük, ihtiyaç çok, herkes sırayla hizmet alacak.
Derken gün geliyor, yama ekibi mahalleye geliyor. Vatandaş da seviniyor, biz de seviniyoruz. “Nihayet yollar yapılacak” diye düşünüyoruz. Ama sonra bir bakıyorsunuz ki işin garip tarafı burada başlıyor.
Ekip geliyor, çalışmaya başlıyor. Bir caddeyi yapıyor, yarısını yapıyor. Tam “nihayet sorun çözülecek” derken ekip ortadan kayboluyor.
Arıyoruz, soruyoruz:
“Ekip nerede?”
Cevap hazır:
“Acil başka bir mahalleye çekildiler.”
İşte mesele tam burada başlıyor.
Bir işi yarım bırakmak, bazen hiç yapmamaktan daha kötüdür. Çünkü vatandaşın beklentisi oluşmuştur. İnsanlar sabretmiş, beklemiş, ekip gelmiş. Ama yolun yarısı yapılmış, yarısı çukur olarak kalmış. Bu durum doğal olarak daha büyük bir tepkiye yol açıyor. İnsanlar “Bu nasıl iş?” diye soruyor. Haklılar.
Çünkü profesyonel kurumlar böyle çalışmaz. Kurum dediğiniz yapı planla çalışır, programla çalışır. Bir işe başlıyorsa bitirir. Halkın ihtiyacını merkeze alır. Halkın memnuniyetini gözetir.
Fakat işin perde arkasını araştırınca insan daha çok üzülüyor.
Yaptığımız görüşmelerde öğrendiğimize göre, Yol Asfalt Daire Başkanlığı’nın yaptığı planlamaya bazen belediye içindeki bazı makamlar müdahale edebiliyor. Başkanın altında bulunan bazı ikinci ve üçüncü kademe yöneticiler kendi inisiyatifleriyle ekiplerin yönünü değiştirebiliyor.
Nasıl mı?
Bir telefon geliyor.
“Şu mahalleye gidin.”
“Şu sokağı önce yapın.”
“Orası acil.”
Ve ekipler, yarım kalan işler olsa bile başka mahallelere çekiliyor.
Peki neden?
Bazen bir tanıdık rica ediyor.
Bazen bir kodaman talepte bulunuyor.
Bazen de bir mahalle “öncelikli” hale geliyor.
Sonuç ne oluyor?
Bir mahallede iş yarım kalıyor, başka yerde yeni iş başlıyor.
Ama işin en ilginç tarafı şu: Belediyede yapılan her işin faturası en sonunda Başkana kesiliyor.
Vatandaş belediyedeki ikinci, üçüncü kademe yöneticileri tanımaz. Onların kim olduğunu bilmez. Kimi arayacağını, kime hesap soracağını bilmez.
Vatandaş kimi bilir?
Belediye Başkanını bilir.
Dolayısıyla yolda bir çukur kaldığında da, yarım iş yapıldığında da, memnuniyetsizlik doğduğunda da tepki doğrudan başkana yönelir. Oysa çoğu zaman başkanın bu detaylardan haberi bile olmaz.
Bugün yaşanan sorunların önemli bir kısmı da tam olarak burada yatıyor. Kurum içindeki müdahaleler, plansız değişiklikler ve kişisel öncelikler. Hem yapılan hizmetin kalitesini düşürüyor hem de vatandaşın gözünde kurumu yıpratıyor.
Belediye dediğiniz kurum güvenle ayakta durur. Eğer vatandaşın gözünde “tas kayıp” bir kuruma dönüşürse, işte o zaman asıl problem başlar.
Halbuki çözüm çok zor değil.
Bir plan yapılmışsa uygulanmalı.
Bir mahallede işe başlanmışsa bitirilmeli.
Hizmette öncelik torpile değil, ihtiyaca göre belirlenmeli.
Çünkü bu şehir hepimizin.
Bu yollar hepimizin.
Ve kamu hizmeti kimsenin hatırına göre değil, halkın hakkına göre yürütülmelidir.