Kıymetli okurlarım, bugün sizlerle biraz dertleşmek, biraz da tarihin tozlu ama bir o kadar da bugünü aydınlatan sayfalarına birlikte bakmak istiyorum. Hepimiz zaman zaman sitem ederiz. "İdeal bir şehir nasıl olur?" ya da "İdeal bir yönetici kime denir?" diye sorarız. Aslında bu soruların cevabı sadece büyük binalarda veya imar planlarında değil, insanlık tarihinin büyük dehalarının bin yıl öncesinden bugüne tuttuğu ışıkta saklı.
Sosyolojinin piri İbn-i Haldun, şehri sadece binalardan ibaret görmez. Ona göre şehir, bir toplumsal dayanışma ürünüdür. Eğer bir şehirde yardımlaşma bitmiş, komşu komşunun külüne bakmaz olmuşsa, o şehir fiziken gökyüzüne yükselse de ruhen toprağa gömülmüş demektir.
İbn-i Haldun der ki; bir şehir güvenlik ve adaleti sağladığı ölçüde uygar olur. Yani bizim tabirimizle, sokakta yürürken kimsenin kimseye yan bakmadığı, garibanın hakkının yenmediği yerdir gerçek şehir. Adaletin kantarının topuzu kaçmışsa, o memlekette ne bereket kalır ne de huzur.
Felsefecilerin muallimi Farabi, ideal şehri bir insan vücuduna benzetir. Vücudun her azası nasıl kalbe hizmet ediyorsa, şehrin her ferdi de ortak bir mutluluğa hizmet etmelidir. Farabi buna "El-Medinetü'l-Fazıla" yani "Erdemli Şehir" der. Onun bu öngörüsü kağıt üstünde akademik durabilir ama aslında özü şudur. "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için." Eğer bir mahallede birinin ocağı tütmüyorsa, geri kalan herkes o dumandan sorumludur.
Peki bu yapıyı kim ayakta tutacak? Burada büyük alim İmam Gazali devreye giriyor. Gazali, yöneticinin kalbinin halkın aynası olduğunu söyler. Onun şu tespiti biz yerel yöneticiler için kulağa küpe olacak cinstendir.
"Bir yönetici, kendisine yapıldığında hoşlanmayacağı hiçbir şeyi, halkına reva görmemelidir."
Yani kapısına geleni geri çevirmemek, oy vermiş mi vermemiş mi diye bakmamak, sadece insan olduğu için dertlenmek... Gazali’ye göre yönetici, halkın içinde bir hizmetkar gibi mütevazı ama adaleti sağlarken de tavizsiz olmalıdır.
Kitaplar "ideal yönetici"yi uzun uzun anlatır ama bizim insanımız onu ferasetinden tanır. İdeal bir yönetici erişilebilir olmalıdır. Öyle "bugün git yarın gel" dememeli. Kapısı çalındığında açılan, sesi duyulan, mahallenin her sokağında ayak izi olan biri olmalı.
Farabi’nin dediği o "vücudun azaları" gibi, toplumun her kesimini aynı değerde görmeli. Siyasetin gölgesinde değil, adaletin güneşinde durmalı.
Hayal tacirliği yapmamalı, gerçekçi olmalıdır. Gazali’nin öğütlediği gibi, halkın karnı tok, başı dik olsun diye somut, ayağı yere basan çözümler üretmeli.
Velhasıl dostlar, ideal şehri sadece Ankara’dan, belediyeden ya da devletten bekleyemeyiz. Şehir, içinde yaşayanların aynasıdır. Yönetici ise o aynayı parlatan, üzerindeki tozu silen kişidir. Eğer bizler komşumuzun hukukunu korur, yöneticilerimiz de adaleti mülkün temeli sayarsa, işte o zaman hayal ettiğimiz o huzurlu "Erdemli Şehir"e kavuşuruz.
Bizim davamız, asla basit bir oy hesabı olmamalı. Gök kubbede hoş bir seda bırakma davasıdır. Gönüllere giremedikten sonra, yapılan yolların, dikilen binaların ne hükmü kalır?
Selam ve dua ile...