Bugün memlekette kimi dinleseniz aşağı yukarı aynı cümleleri duyuyorsunuz. “İnsanlık bozuldu… Kimseye güven kalmadı… Herkes çıkarının peşine düştü… Bu toplum çürüdü…” Deprem olsa, sel olsa, bir felaket yaşansa hemen birileri çıkıp “Bunları hak ediyoruz” diyor. Herkes toplumun ne kadar kötüye gittiğini anlatıyor. Herkes ahlaksızlıktan, hırsızlıktan, adaletsizlikten şikayet ediyor. Fakat işin ilginç tarafı şu ki, bu sözleri söyleyen insanların çoğu kendisini bu bozulmuş toplumun dışında görüyor. Sanki herkes kötü ama kendisi değil. Herkes suçlu ama kendisi tertemiz.
Bir kahvede oturun, sosyal medyada biraz dolaşın ya da insanların sohbetlerine kulak verin, herkes birilerini suçluyor. Kimi yöneticileri, kimi memurları, kimi esnafı, kimi siyasetçileri, kimi de önüne gelen her vatandaşı hedef alıyor. Sürekli başkalarının yanlışları konuşuluyor. Oysa insanın en zor yaptığı şey dönüp aynaya bakmaktır. Çünkü başkasının kusurunu görmek kolay, insanın kendi nefsini sorgulaması ise zordur.
Sosyolojinin en temel gerçeklerinden biri şudur. Toplum dediğimiz şey bağımsız bir yapı değildir. Toplum, insanların davranışlarının toplamıdır. Yani bozulan toplum aslında bozulan insan ilişkileridir, bozulan vicdanlardır, bozulan ahlaktır. İnsan değişmeden toplum değişmez.
Bugün modern hayat insanları giderek daha bireysel hale getiriyor. Herkes haklarını konuşuyor ama sorumluluklarını daha az konuşuyor. Dayanışma azalıyor, ortak vicdan zayıflıyor. Eskiden mahallede biri yanlış yaptığında bundan herkes rahatsız olurdu. Çünkü insanlar kendisini toplumun bir parçası olarak görürdü. Şimdi ise birçok insan sadece kendi çıkarını merkeze koyuyor. Bu da zamanla güven krizine yol açıyor. İnsanlar birbirine güvenmedikçe toplum çözülüyor, çözülmüş toplumda ise herkes birbirinden şüphe etmeye başlıyor.
Aslında çoğu zaman eleştirdiğimiz insanların yerine biz geçsek aynı şeyleri yapmayacağımızı düşünüyoruz. Ama hayat bize başka bir gerçeği gösteriyor. Yetki eline geçen değişiyor, para gören değişiyor, makam bulan değişiyor. Dün “hırsızlık var” diye bağıranların bir kısmı fırsatını bulunca aynı yanlışları yapabiliyor. Dün torpili eleştirenler, bugün kendi yakını için ayrıcalık arayabiliyor. Çünkü mesele sadece sistem meselesi değil, mesele insan meselesidir. İnsanın içinde sağlam bir ahlak yoksa en iyi sistem bile zamanla bozulur.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?” (Bakara 44). Bu ayet aslında hepimize hitap ediyor. Başkasına nasihat vermek kolaydır. Sosyal medyada ahlak dağıtmak kolaydır. Kahvede memleket kurtarmak kolaydır. Zor olan insanın kendi nefsini hesaba çekmesidir. Tam da burada Rad Suresi 11. ayetin hakikati karşımıza çıkar. “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” Çünkü değişim önce insanın iç dünyasında başlar. Nefis değişmeden hayat değişmez, insan değişmeden toplum değişmez.
Bugün yaşadığımız en büyük problemlerden biri de yanlışların normalleşmesidir. Yalan söylemek normalleşiyor, kul hakkı normalleşiyor, samimiyetsizlik normalleşiyor. İnsanlar kötülüğe şaşırmamaya başlıyor. İşte asıl tehlike de budur. Çünkü kötülüğün sıradanlaştığı yerde vicdan yavaş yavaş körelir. Vicdanın sustuğu yerde ise adalet de merhamet de zayıflar.
Bir insan düşünün, sürekli doktorları eleştiriyor ama kendi hastalığını kabul etmiyor. Başkalarına ilaç tavsiye ediyor ama kendisi tedavi olmuyor. Böyle biri başkasını iyileştirebilir mi? İşte toplum olarak bizim halimiz biraz buna benziyor. Hepimiz birbirimizi düzeltmeye çalışıyoruz ama kimse kendi içindeki kibri, hırsı, menfaati konuşmuyor. Sonra da neden düzelmiyoruz diye şaşırıyoruz.
Belki de işin püf noktası tam burada yatıyor. Önce kendimizden başlamak. Sürekli karanlıktan şikayet ederek ışık yakılmaz. Birilerinin kalkıp mum yakması gerekir. Bir esnaf dürüst olacak, bir memur görevini hakkıyla yapacak, bir yönetici emanete sahip çıkacak, bir vatandaş kul hakkından sakınacak. Çünkü büyük değişimler büyük sloganlarla değil, küçük ama samimi adımlarla başlar.
Bugün insanlar doğru olmaktan çok doğru görünmeye çalışıyor. Vicdan yerine görüntüye yatırım yapılıyor. Sosyal medya çağında ahlak yaşanmaktan çok sergileniyor. Oysa Allah insanın dışına değil, kalbine bakar. Belki de artık daha az konuşup daha çok nefis muhasebesi yapma zamanı gelmiştir. Çünkü insan kendini düzeltmeden dünyayı düzeltemez. Ve unutmayalım, toplum dediğimiz şey “başkaları” değil, hepimizin aynadaki yansımasıdır.