Nevzat Kaya

10 Yıl Sonra 15 Temmuz

Nevzat Kaya

Aradan 10 yıl geçti.

Bugün artık 15 Temmuz'u sadece duygularla değil, sonuçlarıyla konuşabilecek kadar zaman geçti. Çünkü bir olayın değeri bazen yaşandığı geceyle değil, bıraktığı izlerle anlaşılır. Tarihin hükmünü sokaklar değil, zaman verir.

O gece tanklar yürüdü, uçaklar Meclis'i bombaladı, devletin kritik kurumları hedef alındı, yüzlerce insanımız şehit oldu, binlercesi yaralandı. Bunlar artık tartışma konusu değil, kayıtları, mahkeme dosyaları ve tanıklıklarıyla tarihe geçmiş gerçeklerdir.

Elbette o geceden sonra yaşanan ihmaller, eksiklikler ya da sonrasında tartışılabilecek uygulamalar ayrıca konuşulabilir. Ancak bunlar, silahlı darbe teşebbüsünün varlığını ortadan kaldırmaz. Bir yangında itfaiyenin hataları tartışılabilir, ama bu yangının hiç çıkmadığı anlamına gelmez.

Bugün dünya siyasetine daha geniş bir pencereden bakabilen herkes şunu görür. Küresel güç mücadeleleri artık sadece ordularla yürütülmüyor. Devletler, başka ülkeleri içeriden etkileyebilmek için kimi zaman sivil toplum kuruluşlarını, kimi zaman dini yapıları, kimi zaman medya ve ekonomik çevreleri kullanabiliyor. Birbirine zıt görünen yapılar bile farklı dönemlerde aynı küresel hesaplara hizmet edebiliyor.

Bu çerçevede FETÖ'yü sadece dini bir yapı ya da yalnızca bir terör örgütü olarak okumak eksik kalır. O, küresel güç mücadelelerinde kullanılabilecek bir araca dönüşmüş, yıllar içinde devletin kritik kurumlarına sızarak Türkiye'yi içeriden şekillendirmeye çalışan organize bir yapılanmaydı.

15 Temmuz'un en önemli sonucu ise yalnızca darbenin engellenmesi değildir. Asıl sonuç devlet güvenliği anlayışının köklü biçimde değişmesidir. Millet ilk defa üniformanın, makamın, diplomanın ya da kravatın tek başına güven vermeye yetmediğini gördü. Asıl sadakatin millete ve ortak değerlere olması gerektiği yeniden hatırlandı.

Elbette darbe sonrasında yapılan her uygulamanın kusursuz olduğunu söylemek mümkün değildir. Haksızlığa uğradığını ifade eden insanlar oldu, uzun yargı süreçleri yaşandı. Bunların hukuk içinde değerlendirilmesi ve varsa yanlışların düzeltilmesi güçlü devlet olmanın gereğidir. Çünkü adalet, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, suçsuzu da koruyabilmektir. Fakat bu gerçek, FETÖ'nün devlete verdiği büyük zararı inkar etmeyi de gerektirmez.

Bugün geriye dönüp baktığımızda daha net görüyoruz ki 15 Temmuz yalnızca bir askeri kalkışma değildi. Devletin içeriden ele geçirilme teşebbüsüydü. Silah bunun son aşamasıydı. Asıl mücadele yıllarca eğitimde, yargıda, emniyette, bürokraside ve askeriyede verilen görünmez mücadeleydi.

Savunma sanayiindeki yükseliş, milli teknoloji hamlesi, terörle mücadeledeki gelişmeler, enerji yatırımları ve dış politikada daha bağımsız karar alma iradesi doğrudan 15 Temmuz'un sonucu değildir. Ancak o geceden sonra oluşan güvenlik refleksinin ve bağımsız hareket etme iradesinin bu süreçleri hızlandırdığı da inkar edilemez. Çünkü uluslararası sistemde tam bağımsızlığın en önemli şartı güçlü kurumlara ve güçlü devlete sahip olmaktır.

Bana göre bugün asıl tehlike darbecilerden çok, toplumun hafızasının silinmesidir. Millet hafızasını kaybederse aynı tuzaklara yeniden düşebilir. Tarih, unutanlara kendini tekrar ettirir.

Biz Müslümanlar olaylara sadece siyasi gözlükle bakamayız. Kur'an bize zulmün farklı yüzlerini anlatır. Firavun değişir, Nemrut değişir, yöntemler, araçlar ve taşeronlar değişir. Ama hak ile batıl arasındaki mücadele değişmez.

Bu yüzden mesele yalnızca bir örgüt meselesi değildir. Mesele hakikatin yanında durabilmek, adaletten ayrılmamak ve gücü kutsamamaktır.

Bugün bize düşen görev ne kör bir övgü ne de kör bir reddiyedir. Bize düşen darbe kimden gelirse gelsin karşı çıkmak, devlet içinde yeni vesayet odaklarının oluşmasına izin vermemek, kurumları kişilere değil hukuka bağlamak, liyakati korumak ve adaleti intikamla karıştırmamaktır.

Çünkü güçlü devlet sadece darbecileri yenen devlet değildir. Güçlü devlet kurumlarını sağlam tutabilen, kendi insanını başka güç odaklarının etkisine bırakmayacak kadar adil ve güven veren devlettir.

Aradan 10 yıl geçti. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha güçlü söylüyorum. O gece yalnızca bir darbe püskürtülmedi, millet kendi iradesine sahip çıkacağını bütün dünyaya ilan etti.

Fakat gerçek zafer, bu iradeyi adaletle, hukukla, liyakatle ve ahlakla geleceğe taşıyabildiğimiz gün tamamlanacaktır. Çünkü devletleri ayakta tutan sadece kazanılan zaferler değil, o zaferlerden sonra gösterilen adalettir.

Yazarın Diğer Yazıları