Nesibe Aldemir

Sevgi Penceresi

Nesibe Aldemir

Sevgi, kırık bir testi misali geçtiği yerlerde çiçekler bitirir. Sevgiyle sarılır yaralar. Sevgiyle iyileşir kalpler.  Sevginin olmadığı yerler griye döner. Onulmaz dertler durağında sevgiyle nefeslenir insanoğlu.

Sevmek şifadır. Bir kuşu, bir kelebeği, bir çiçeği, bir böceği, bir gülü, bir bülbülü… Bazen derdini, kederini bazen de sevincini, neşeni seversin. Bazen bir kitabın kahramanını bazen bir caddeyi, bir sokağı, bazen de bir şehri seversin.

Sevmeden yaşamaya kalkanların, başı dertler diyarına sıkışır kalır. Koyu siyah perdelerin ötesinde yaşamı izlerler. Her şey karanlık gelir onlara. Sevgi penceresini kapatanların yüreğine güneş ışığı sızmaz. Nem tutar duvarları. Bağları bahçeleri kurur. Viran olur dağları. Sevginin olmadığı kalpler yaşadıkça çürümeye yüz tutar. Ve artar hayattan şikayetleri her geçen gün. Bir makineden farkları kalmaz yaşamla olan bağlarından. Böylece g/özlerindeki ışık da onları terk eder zamanla.

“Hayat ki sevgiyle anlam bulur ve sevgiyle yaşanır “dedi meczup. Diz boyu kibir, haset, kin içinde yürürken sevgi tutar insanın elinden. Ve yardım eder insana her adımında.

Sevginin elini tutanlar, hayat yolundan geçerken zorlansalar da kolay kolay yılmazlar. Kadir kıymet nedir bilirler. Varlıkların en üstünü olarak yaratılmış insana hoşgörü ile bakarlar. Sevdiklerine karşı tevazu eder, hüsnü zan beslerler. Hayata sevgi penceresinden bakanlar hem Yaratana hem de yaratılmışlara sevgi göstermeyi ihmal etmezler. Yine Yaratanın ve yaratılmışların sevgisini kazanmak için gayret sarf ederler.

Sevmek, çaba sarf etmektir. Sevmek, fark etmektir. Sevdiğinin çabasını, emeğini, gayretini ve dünyaya ışıl ışıl bakan g/özlerini. Oysa kimselerin vakti kalmamış durup da birbirini sevmeye. Onun yerine yarışırcasına bir hayat yaşamayı tercih etmişiz. Sevginin yerini kin, haset, memnuniyetsizlik ve samimiyetsizlik almış. Kalbin orta yerine kurulan bu duyguları kovalamayı akıl dahi edemiyoruz. Sevgi penceremiz sıkı sıkı kapalı. İçeriye küçücük bir ışık hüzmesi sızmaz olmuş. Vaziyetimiz bu olunca hep birlikte hayattan alamadığımız tadı aramaya kalkıştık. Beyhude çabalarımız sonuç vermiyor ne yazık ki. Mutlu aile fotoğraflarımızı yirmi dört saatlik hikayelere iliştirmeyi denedik yine olmadı.

Telefonlara dokunduğumuz kadar sevdiklerimize dokunamadık. Yanı başımızdaki annemize, babamıza, kardeşimize, eşimize, çocuğumuza, arkadaşımıza gereğince sevgimizi vermedik. Dolayısıyla vermediğimiz sevginin de karşılığını alamadık. Sevgisiz insanlar diyarında yaşarken etrafın griye çalan renginden şikâyet edip duruyoruz. Bireyselliğin cilalanıp cilalanıp masamıza servis edildiği bu çağda sevgilerimiz yetim ve öksüz kaldı. Hep karşı taraftan bekledik; ilgiyi, alakayı, sevgiyi, saygıyı ve anlayışı… Oysa sevgimizden verince kalbimizden hiçbir şey eksilmeyecek. Aksine sevgi penceremiz açılacak, içeriye sızan her güneş ışığında şifa bulup aydınlanacak kalbimiz.  

Teknolojiyle iççice geçen ömrümüzde sevgi denilen bu güzel duygunun hakkını veremiyoruz. Belki her şeyimiz var ama sevgimiz yok. Birçok şeyi yapmaya gücümüz var ama sevmeye cesaretimiz yok. Sevmek günümüz dünyasında zayıflık olarak yorumlansa da bir insanın sahip olacağı büyük güçlerden biridir. Erich Fromm da Sevme Sanatı adlı eserinde şöyle özetliyor izah etmek istediğimi;

“Sevgi kişiyi diğer insanlardan ayıran duvarları yıkan onu diğerleri ile birleştiren insanın içindeki etkin güçtür.” O halde kalbimizdeki sevgi pencerelerini sonuna kadar açıp içimizdeki o etkin gücü keşfetme yolculuğuna çıkalım. Hayat sevmeye ve sevilmeye değer vesselam…

Yazarın Diğer Yazıları