Nesibe Aldemir

Rengimizi Yitirdikçe

Nesibe Aldemir

Bir gün daha doğdu geceden sıyrılıp ötekiyle aynı. Günlük koşturmalarımızdan içerisinde kimseye sezdirmeden akşama doğru hızla koşuyor saniyeler.

Okula giden çocukların cıvıltısına karışan kuş sesleri günün doğuşunu müjdeliyor. İşe güce yetişmek zorunda olanların telaşlı adımları kaldırımlara hızlı hızlı inip kalkıyor. Öyle hızlı adımlar ki yürüdüğünün farkında değil ayaklar. Yoğun trafiğin içinde sıkışmış ruhların öfkesi aracıları burnundan solutuyor. Korna sesleri şehrin ruhunu yitirmiş binalarında yankılanıp duruyor.

Şehir anlıyor, insan biliyor yeni sandıkları bir gün daha başlıyordu. Yeni güne merhaba diyen kaç kişi vardı bilinmez. Soluk bakışlarıyla şık sayılan giyesilerin içinde, ruhu rengini yitirmiş kaç nefes vardı, hayata yetişen kendine geç kalan? 

Bugün birilerinin zevkini kendi zevki bilip "herkesleşince" kurtuluşa ereceğini ümit eden, yılın moda rengini kendi rengi sanan kaç ruh daha rengini yitiriyordu? Kaç insan daha herkesleşti? Takım elbiselerin altına kaç kişi daha gizledi kendini?

Gün bitmeden rengi griye dönmeyen kalmamalıydı. Çünkü modern dünya ve kapitalist düzenin isteği buydu. Bu düzenin gökdelen gibi her gün biraz daha büyümesine katkı sağlayan bizleriz. Yine bu düzenin bize dayattığı hedef, gaye ve hayalleri kendi isteklerimizmiş gibi algılıyor ve benimsiyoruz. Bu algıyla ne günün ne de güneşin farkına varıyoruz.

Gönlümüzün renklerini soldurduğumuz yetmiyormuş gibi suni mutluluklar üretiyoruz kendimize. Fotoğraflara yansıyan gülüşümüz dahi birilerine iyi görünmek kaygısı taşıyor. İçtenliğini yitiriyor hallerimiz. Bir yığın kaygıyla içimizdeki dereler çaylar kurutuluyor. 

Modern hayatın modern insanları etiketine sahip olmak gönlümüzü yozlaştırıyor. İklimin kuraklığından yakınan dilimiz yüreğimizin müşkül durumunu izah etmekte zorlanıyor. Gözümüz iyiyi güzeli ararken kalbimizin karanlık odalarındaki mumların eridiğini gözden kaçırıyoruz.

Sonra koca kâinata sığdıramıyoruz ruhumuzu. Gökyüzüne bakmayı unutan gözlerimiz sosyal medyanın sosyal ağlarını seyre dalıyor. Dünyamız sanal, muhabbetimiz yüzeysel, duygularımız sığ yaşayıp gidiyoruz rengimizi yitire yitire... 

Sahi ne ara kim boyadı bizi griye? Suçlu arayıp dururken kalbimizin boşluklarından bir ses yankılanıyor “bir çare, bir çare” diye. Yüzümüzde zamana yenik düşen çizgiler, tel tel ağaran saçlarımız, arkamıza sakladığımız bir avuç umut… Rengini yaşayamadan ritmi bozulan kalplerimiz… Biçaredir insan bir çare… Sararmış teniyle, kaybettiği gülüşüyle, yitirdiği neşesiyle, doymak bilmeyen nefsiyle… 

Solgun bakışlarına gizlediği hayat yorgunluğu olsa da her dem rengini arar durur insan. Bir çare var mıdır söyle biçare meczup? “Çare zamanda yolcu olduğunu unutmayıp daim yolda yürümektir. Çare adımlarını hissederek yaşayıp rengini yitirmemektir. Çare yitirdiğin rengine yeniden kavuşup gönlünü karanlıktan aydınlığa çıkarmaktır. Çare -yeniden ve en güzel boya ile- Allah’ın boyası ile boyanmaktır vesselam” dedi meczup…

Yazarın Diğer Yazıları