Y/aşamadan Ölenler
Nesibe Aldemir
İnsan, içinde bulunduğu dünya düzeninde çevresindeki insanların etkisiyle şekil alır. Konuşmadan yemeye yürümeden oturtup kalkmaya etrafındaki insanların rengiyle boyanır. Duygudan düşünceye, olaylara bakış açısından bulunduğu çıkarımlara kadar kendini inşa eden çevresinin gözüyle bakar hayata. Farklı dünyaları görüp kendine bir ayna tutana değin davranışlarını sorgulama ihtiyacı duymaz. Bu nedenle yetiştiği toprağın dışına çıkmayanlar hayatı tek düze yaşayıp giderler.
Okuyan, araştıran, gezen, gören ve çeşitli mukayeseleri yapabilme yetisine sahip olanların bakış açısı oldukça geniştir. Bu genişliği fırsat bilenler kendini geliştirmeye talip olurlar. Gelişen insan, değişir ve dönüşür. Kendinde olan fazlalıklardan arınır, eksiklerini tamamlama gayretinde olur. Dış dünyayla olan bağlantısı kuvvetlenir, sosyal ilişkilerinde güçlenir. Böylece hayata karşı tecrübesi artar. Duygularını tanır, hislerine sahip çıkar ve duygusal zekâsı gelişir.
Örneğin ailesinden cimriliği öğrenmiş biri bunun aslında iyi bir haslet olmadığını karşılaştığı cömert insanlardan ve okuduğu hadislerden öğrenir. Ailesinden şiddet dilini öğrenen biri yine şiddetin iyi bir davranış olmadığını sakin ve sabırlı davranmanın faziletini sevdiği bir dostundan öğrenebilir. Dedikodu, haset, kıskançlık gibi hasletlere fazlaca maruz kalmış bireyler bunları insanı içten içe çürüten birer virüs olduğunu okuyarak, yaşayarak öğrenebilir.
Daha iyi, daha güzel bir insan olmak için bize biçilen o siyah ve kasvetli elbiseleri çıkarmak gerek. Onun yerinde ipek kumaştan çiçekli elbiseler giymek ruhumuzu tazeler. Umudu, sevgiyi, saygıyı, doğru iletişimi, anlayışı, kolaylaştırmayı hayatımıza yerleştirince kaostan ziyade huzur yüreğimizi sarar. Huzur girmeyen hane ve yürek dünyanın zindanına döner.
Bize kement olmuş olumsuz yönlerimizden ve davranışlarımızdan kurtulmak istiyorsak evvela kendimizi tanımalıyız. Sonrasında bizde olumsuz izler bırakan yakın çevremizi suçlamaktan vazgeçmeliyiz. Böylece hayatımızın sorumluluğunu elimize alışmış olacağız. Dinimiz, değerlerimiz ve evrensel ahlak ilkelerimiz çerçevesinde yeniden inşa ettiğimiz kendimizle hayata yeniden başlayabilir ve huzurun gönlümüze girmesine müsaade edebiliriz.
Geçici dünya hayatında kalıcı izler bırakmak istiyorsak öncelikle kendimizi değiştirip dönüştürmemiz gerek. Hani doğduğun ev kaderindir diye bir söz vardır. Bu söz tüm benliğimizi olduğumuz yere adamak ve ne olursa olsun eylemsiz kalmak demek değildir. İnsan, mücadele ettiği kadar varlığına anlam katar. Eli kolu bağlı, doğru olmayan bir teslimiyet modeli insanın felaketi olabilir. Hala nefes alıp veriyor hala tefekkür edip düşünebiliyorsak bize yakışmayan elbiselerden vazgeçebiliriz. Ruhumuzu saran o prangalardan kurtulup özümüze değerek fıtratımıza yüzümüzü çevirebiliriz. Sonsuzluğa olan aşkın tazeliğinde esen o rüzgârları içimize çekebiliriz. Aksi takdirde y/aşamadan ölüp gidenlerden olacağız. Vesselam.