Bencilliğin Gölgesinde
Nesibe Aldemir
Sarmaşık güller gibi günden güne büyüyor içimizdeki bencillik duygusu. Paylaşmaktan aciziz. Ekmeği, suyu, tebessümü, sevinci, kederi... Nasıl oldu bilinmez her gelen zaman bir öncekini aratırcasına değişiyor. Bu değişim çarkının içinde eriyen değerler içimizdeki yoksulluk duygusunu besliyor. İnsanın insandan umudunu kestiği divane zamanlara kaldık. Masalar gösterişin yeri oldu. Yeme içme amacımızın yerini israf aldı. Midelerimiz doysa da gözlerimiz bir türlü doymak bilmiyor. Bu sebepten midir bilinmez evlerde misafir ağırlamak gittikçe zorlaşan bir hal aldı. Samimi sofralara hasret kaldık. Muhabbet kokan çaylara... Kaç çeşit yemek, kaç çeşit tatlı, kaç türlü tuzlu yapsak diye düşünmekten birbirimizin gönül teline değmeden geçen birliktelikler... Gösterişin esaretinde, sadece maddeye kilitli g/özlerimizle bedeni doyurup memnun etmeye çalışırken ruhumuza vurulan prangalardan ne kadar haberdar olduk? Sessizce içimize sızan kapitalist sistemin kirli suları sosyal ilişkilerimizi yüzeyselleştirdi. Bir arada olduğumuz halde gönüllülerimiz bir araya gelemedi. Yıpranmış kumaş misali eskiyen zamanlarda yalnız başına kaldı sevinçlerimiz, hüzünlerimiz... Oysa insan sofrasını paylaştığı kadar gönlündeki azığı da paylaşmalıydı. Paylaştıkça artardı sevinç, paylaştıkça azalırdı üzüntüler...
Şimdi birikiyor herşey içimizde... Ve bir tortuya dönüşüyor bunca yük, bunca keder... Akacak nehir bulamıyor insan.
Mavi gökyüzünün altında gezinirken bencilliğin gölgesinde griye dönüyor hayat. Rengini yitiriyor.
Herkesin "ben ben" diye haykırdığı bir çağın ortasında yalnızlığa yalın ayak yürüyoruz. Ayaklarımız arada bir geri geri gitse de kalabalıklara eşlik etmekten başka çaresi kalmıyor.
Gözleri, egoları, benleri doyurmak için verdiğimiz çabayı bırakınca, anlayacağız ki hayat sandığımız kadar zor yaşanmıyor. Birlikte kurduğumuz samimiyet kokan sofralarda da karınlar gayet güzel doyuyor. Biraz dağılmış evlerde, biraz yıpranmış eşyalarda da neşe dolu anlara şahitlik ediyor gönüller. Sahi ne çok yordular bizi... Bize ait olmayan elbiseleri giymek misali zamanın ve kapitalist sistemin her getirdiğine her dayattığına uyacağız derken parça parça olduk. Değerlerimizi ve değerimizi yitirdik. Aramızda uçurumlar inşa ettik. Gerek aile içinde gerekse sosyal ilişkilerimizde önceliklerimizi ve öncelediklerimizi g/özden geçirmenin zamanı gelmedi mi? Bencilliğin gölgesinde huzura, samimiyete ve samimi niyete ulaşmayı arzulamak ne kadar yerinde...
Belki de biraz durup düşünmektir payımıza düşen. Gerek var mı bunca telaşa, yüreğe değmeyen aş mideye değse ne olur? Yürekten gelmeyen ikram bedeni doyursa ne fayda? Sonsuzluk kapılarını aralayan sofralarda doyur bizi ya Rabbi, yine sonsuzluk kapılarını aralayan sofralar kurmayı nasip et bizlere... Bencilliğin gölgesinde gönlümüzü boğan huzursuzlukla imtihan etme bizleri vesselam…