Nezaketle
Nesibe Aldemir
Nezaketli davranış, insana yakışan en güzel hallerin başında gelir. Saygılı olmak, ince düşünceli davranmak, karşı tarafın hakkına riayet etmek kısacası insana hakkıyla değer vermek demektir nezaketli olmak.
Doğamız gereği hepimizin hoşuna gider insanlardan nezaketli davranışlar görmek. Okulda, işte, evde, girdiğimiz tüm sosyal ortamlarda bu şekilde değer görmek insanın yüreğinin kapılarını aralar. Ve insana iyi hissettir. Fakat nezaket görmeyi istediğimiz kadar nezaketli olmayı istemeyiz. Ya da işimize böylesi kolay gelir. Aman canım hep ben mi nezaket sahibi olacağım diyerek rahat yolu tercih ederiz. Mevzu kendi kalbimizi ve benimizi eğitmek olduğunda ortaya bir yığın bahane dökeriz. Hal böyle iken gelişi güzel yaşamayı doğru bilir ve o şekilde yaşamaya devam ederiz. Oysa hayat, insanın insana verdiği değerde canlanır ve güzelleşir. Güzelleşip güzelleştirdiğimiz her ortam huzurla dolup taşar. Böylesi bir taşkınlık ise yürek bahçelerini yeşertir. O vakit nazik olmak ve nezaketli davranmak hem bize hem de çevremizdeki insanlara iyi gelir. Hem sözlerimizle hem de hal dilimizle birbirimize insan olduğumuzu hatırlatmak yüreklerimize merhem olur.
Fakat günümüz dünyasında şöyle de bir gerçek var ki nezaket sahibi insanlar daha çok sömürüye uğruyor ve daha az değer görüyor. Kim tarafından? Nezaket dilini bilmeyenler tarafından. Bu dile yabancı olanlar, sessiz buldukları nezaketli kişileri olabildiğince kırar ve hadsiz bir şekilde davranışlarıyla ezmeye çalışırlar. Durum bu seviyelere ulaşınca nazik yapıda ve davranışta olan insanlar ise sessizce kendilerini geriye atarlar. Yine onları sindirdim düşüncesinde bulunan insan güruhu, kendini kutlu bir zaferin içinde hisseder. Kaybettiği yürekten habersiz kabaca davranışlarıyla kibrini beslemeye devam eder.
Nezaketimiz kimsenin kibrini besleyecek kadar değersiz bir besine dönüşmesin kıymetli dostlar. Kimsenin karakterini veya huyunu değiştirmeye gücümüz yetmez. Zaten böyle bir uğraş, insanı boşu boşuna yorar. Fakat kendimizi kaba, saygısız ve kırıcı insanlardan korumak adına nezaketin de ölçüsünü kaçırmamak da fayda var diye düşünüyorum. Tabi ki kaba, saygısız ve düşüncesiz davranışlarla hemhal olmayalım. Tabi ki kendimize en yakışanı "insan olmayı" tercih edelim. Ama nezaketimiz birilerinin kibrini ve egosunu besleyecek düzeyde de olmasın. Onlara karşı gösterdiğiniz özenli nezaket maalesef ki yanlış algılara sebep olmaktadır.
Tüm bu algılara rağmen birlikte yaşadığımız ortamlarda birbirimizin hakkını gözetmeli bu hakka girmekten itinayla kaçınmalıyız. Varsın bazen de yanlış anlaşılalım. "Kibarlık, ruhun görkemidir" der Henri Bergson. Biz ruhumuzdaki görkemi birkaç dakikalık kızgınlığa değişmeyelim.
Özetle "Nezaket öyle bir lisandır ki, onu sağır da duyar öyle bir güzelliktir ki gözsüz de görür. Hayatın çemberinden geçmiş tecrübeli bir yaşlı kadar, çocukluğa henüz adım atmış biri de aynı ihsasla anlar. Kalp, hoyratlığı en görünmez olanının dile getirilmeyenini bile hisseder, işte bu yüzden nazik olmayan bizi kolaylıkla incitebilir" diye anlatır Kemal Sayar, Ruhun Derin Yaraları isimli kitabında. Deneyelim o vakit ve görelim biraz nezaketle hangi kapıları aralandığını vesselâm...