Nerede Yanlış Yaptık
Nesibe Aldemir
Öğrencilerin öğretmenleri katlettiği haberlerine şahit olmak yüreğimizi yakıyor. Yanan yüreğimizle akla ve dahi kalbe sığmayan bu katliamlar, nerede yanlış yaptık sorularını aklımıza getirmiyor değil.
Doksanlı yılların öğrenci sıralarından geçmiş biri olarak, öğretmene karşı yapılan şiddet, saygısızlık ve daha da ötesini zihnimde tahayyül etmekte zorlanıyorum. Bizler öğretmenlerimizle konuşurken düğmelerimizi ilikler, yakamızı düzeltir, konuşmamıza özen gösterir ve onlara saygıda kusur nedir bilmezdik. Onların bize verdiği değeri cevher misali gönlümüzde taşır bugünümüze ışık olarak saklardık. Onların sevgisine layık olmaya çabalar ve yine öğretmenlerimizin düşünceli davranışlarına karşı vefayı borç bilirdik.
Ortaokul yıllarımda beni defalarca otobüs durağından alıp okula götüren okul müdürümüz kıymetli Mesut Hocamı, Sosyal Bilgiler dersini neşesiyle ve güler yüzüyle bize sevdiren Cuma Hocamı, nahifliği ve duru Türkçesiyle Türkçe dersimizi bir başka eyleyen Nazan Hocamı, Matematik dersini bize sevdiren aynı zamanda sınıf öğretmenimiz olan Selda Hocamı nasıl unuturum. Onlara karşı saygısızlığı nasıl düşünebilirim… Yine lise yıllarımızda hayatımıza dokunan Edebiyat öğretmenim Resul Cankatar hocamı, nasıl olur da güzelliklerle yad etmem. Onların bize kattıklarıyla güzelleşti hayatlarımız. Yakın zamana kadar devam eden eğitim hayatımızda üniversite hocalarımıza olan saygımız ve duruşumuz…
Şimdi ise bizim büyüttüğümüz bir neslin yaptıklarına akıl sır erdiremez olduk. Demek oluyor ki ebeveynler olarak bizlerin de hataları oldu. Öğretmen çocuğumuza şuradan kalk buraya otur dediğinde okulu bastık. Evladımıza iki söz söyledi diye hemen şikâyet ettik ilgili mercilere. Yetmedi çocuğumuzun yanında öğretenimi hakkında konuştuk ve onun itibarını zedeledik. Çünkü bizim çocuğumuz her koşulda haklıydı. Hatta kusursuz ve hatasızdı.
Sözüm biraz ağır kaçacak biliyorum ama ne geldiyse başımıza, çocuklarımızı kendimize put yapmaya kalktıktan sonra geldi. Hayatımızın merkezine yerleştirdiğimiz çocuklarımıza, ne istedilerse verince her şey mükemmel olacak sandık. Böylece doyumsuz ve hayattan tatmin olamayan bireyler yetiştirdik. Diyeceksiniz önce böyle olaylar yok muydu? Elbette kötülük de iyilik gibi ezelden bu yana vardı, var olacak. Ama kötülüğün sesi bu kadar yüksek değildi eskiden. Belki akademik olarak süper eğitimler alamadık ama bizler ahlakın her şeyin üstünde olduğu bir dönemin öğrencisiydik.
Sanırım biz analar babalar olarak çocuklarımızın akademik eğitimini önemsediğimiz kadar ahlaki eğitimlerini önemsemedik. Bu özensizliğimizin bedelini toplumsal çürüme olarak hep beraber ödüyoruz. Ne acıdır ki Fatma Nur Çelik gibi hocalar ise bu çürümenin kurbanı. Sadece bizler değiliz artarak devam eden çürümenin sorumlusu. Zorlu sınav süreçlerini öğrencilerinin önüne sunan eğitim sistemimiz, ne yazık ki karakter eğitimini ve değerlerimizin yüceliğini öncelemedi. Akademik başarıyı her şeyin üzerinde tutan bu sistem çocukların gerçek hayatla temasını kesti ve insan ilişkilerinin zayıflamasına yol açtı.
Bitti mi bitmedi. Dijital çağın şiddet ve her türlü kötülüğe hizmet eden uygulamalarına sınırlar getirmeyen yetkililer de toplumsal çürümeye katkı sağlayan diğer neden olarak karşımıza çıkıyor. TV’lerden evlerimize kanalizasyon misali sızan dizilere, kadın programlarına ve çeşitli içeriklere dur demeyenler… bunlara karşı evladını korumakta hassas davranmayan aileler… Görünen o ki elbirliğiyle inşa ettiğimiz çürümenin kokusundan yine elbirliğiyle şikayet ediyoruz ve sadece kınıyoruz… Üç gün sonra unutulacak olan Fatma Nur Hocadan sonra kaldığımız yerden hayatlarımıza devam edeceksek beyhudedir okumak, yazmak vesselam…