Gidenler ve Gideceğini Düşünmeyenler
Nesibe Aldemir
Şimdi yarım kalmış mısralar gibi karşımızda durur ölüm. Yüzü soğuk olur derler kendisi hakkında. Fani hayatın bitişi olduğundan mıdır bilinmez ölüm deyince susar tüm diller. G/özler konuşur sadece. Ve yarım kalmış vedalar dizilir boğaza. Bir nefes kadar uzağımızda olan ölümün rüzgarı yakınlarımızı kaybedince ruhumuza çarpar. Onu hatırlamak, ebedi aleme göçen yakınımıza üzülmek, bu fani alemin misafiri olduğumuzu derinden hatırlatır bize.
Doksan küsur yaşındaki koca çınarımızı ebediyete yolcu eyledik. Babaannem Kifaye Sultan, çileli dünya yolcuğunu tamamladı. İnsanın en zor zamanı olan yaşlılık dönemini uzun yıllardır sırtında taşıyordu babaannem. Elinde beş yüzlük tesbihi, dilinde Allah zikriyle, zor olsa da namazlarını eda etmekten vazgeçmiyordu. Kalbi huzurun derin izlerini zikirde ve duada bulmuştu. Bize de daima onu öğütlerdi. Okuyun okuyun diye söylerdi. Duanın gücüne inancı sapasağlamdı. Bildiği kadarıyla ibadetlerini yapmaya gayret eder, sadaka vermekten geri durmazdı. Yetim ve öksüz büyümenin verdiği ızdırabı anlatırken duygulu anlar yaşardı. Çektiği zorlukların, yaşadığı sıkıntıların günahlarına kefaret olmasını dilerim Yüce Rabbimden.
Bayramda ziyaret etmiş olmanın verdiği gönül rahatlığı yolcu ettik babaannemi. Her nefis ölümü tadacaktır, Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz… Ayetlerini hatırlatır kalbimize ölümler. Dünyanın haz ve hızı bizi çepeçevre kuşatmışken unuturuz ölümü, ahireti ve ebedi hayatı. Efendimiz (Sav) öğütlediği gibi; “Lezzetleri tarumar eden ölümü çokça hatırlayın.” Hatırlamaktan kaçındığımız hazin bir sondur ölüm, amellerimize ve niyetlerimize özen göstermediğimiz sürece.
Ahireti tam olarak sindiremediğimizden, dünyanın aldatıcı tatlarında oyalanıp durmak bize daha cazip geliyor. Yalan, dedikodu, haset, kin gibi hasletleri kalpten arındırmakta zorlanıyoruz. Nefsimizi, irademizi yönetmek yerine başkalarının günah ve kusurlarını araştırıyoruz. Böylece koca bir ömrü başka hayatlara mercek tutarak geçirmiş oluyoruz. Başkasının kusurunu büyüterek kendi kusurlarımızı örtmeye çalışıyoruz. Ayıp ve kusur araştırmaktan kendi hayatımıza gereken ihtimamı göstermekten aciz düşüyoruz. Oysa bir defa geldiğimiz şu hayatını elimize yüzümüze buluşturmadan yaşamak da mümkün. Değerlerimizle, inancımızla, Rabbimize olan kulluğumuzla, itinayla yaşanmaya değer olan bu hayat; özen ister çaba ister ve gayret bekler bizden. Özensiz bırakılan bahçeler nasıl kuruyorsa özensiz bırakılan kalplerde çöle dönüşür. Sonrası ardı arkası kesilmeyen bir yangın. Ve kora dönen hayatlar… Huzura bir türlü ermeyen kalpler… Kaçırılan anlar, hızlıca akıp giden ömür, tez vakitte gelip geçen yaşlar… Yangın sonrası her yeri küle dönen orman misali kalır insan, heva ve heveslerini kovaladıkça.
Her birimiz zaaflarımızın kurbanı olup olmamak arasında zikzak çizerek yaşamı sürdürmeye çalışırız. O zaafların kalbimizi ve ruhumuzu sürüklediği karanlığı ya fark eder kendi bahçemizi yabani otlardan temizleriz ya da o zaafların esiri olur bahçemizi yabani otlara teslim ederiz. Tercih, iradesiyle yaratılmış insanındır. Vicdanın sesine kulak veren kişi hayatını itinayla yaşamaya gayret eder. Vicdanını nefesiyle koyu perdelerin arkasında unutanlar ise ömürlerini zayi ederek geçerler bu fani alemden.
Oysa insan kıymetlidir, aynı zamanda yer yüzünün halifesidir. Rüzgârın önündeki yaprak misali oradan oraya savrulacak kadar değersiz değildir. Bu değeri korumak onu fıtratına uygun yaşamaya sevk edecektir. Madem ölüm hepimiz için kaçınılmaz bir son ve aynı zamanda bir başlangıç o zaman ömrümüzü neye, kime adadığımıza, nerede geçirdiğimize dönüp bakalım. Bazı yollardan geri dönmek gerekiyorsa geri dönelim. Bazı yerleri ve bazı insanları terk etmek gerekiyorsa terk edelim. Bahçemizi tamamen olmasa da yabani otlardan temizlemeye gayret edelim. Ölümün bir nefes kadar yakınımızda olduğunu bir kez daha hatırlamak gerek. Doksan yaşını deviren babaanneme sormuştum ölümünden birkaç önce, babaanne bu hayattan ne anladın diye. Hiç, hiçbir şey anlamadım dedi. Ardından şu maniyi dizdi;
“Etimi yutamadım,
Yükümü atamadım,
Zinciri kıramadım,
Kelebi çözemedim,
Diktiğim ağaçlar kalem olsa,
Orta harık mürekkep olsa benim derdim yazmakla bitmez.”
Ben gidersem arkamdan, etini yuttu, yükünü attı, zinciri kırdı, kelebi çözdü, evine gitti ve derdi bitti deyin diye tembihledi bizleri. Evine kavuştun, Rabbinle vuslata erdin. Allah rahmet eylesin, mekânın cennet olsun Kifaye Sultan… Yazdın mı Nesibe demiştin son videonu çekerken. Yazdım seni babaannem, kıymetli okurlarımızdan ruhuna bir Fatiha gelir umuduyla vesselam…