Son Organik Nesil
Mehmet Zeki Dinçarslan
Geçenlerde “Zekanın Batışı” başlıklı bir yazımda Şeyh Galib’in “Fikr etse hal-i âlemi, Âdem garibser” mısraını paylaşmıştım sizlerle. Dünyanın gidişine “fikretmek” açısından bakıldığında cidden garip yerlere doğru yol aldığımızı görüyoruz artık. Yapay zekânın yükselişi ile birlikte insanın düşünme yeteneğinin gittikçe azalacağını öngören yazılar kaleme aldım. Bu konuda okumalar yaparken önüme bir makale düştü. Dünyanın en prestijli üniversitelerinden olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) geçen sene yayınlanmış bir makale. "ChatGPT Kullanan Beyin: Kompozisyon Yazma Görevinde Bilişsel Borç Birikimi" başlığını taşıyor. İnsan zihninin yapay zekâ kullanımı ile ne hale geldiğini ve geleceğini beyin dalgaları üzerinden analiz etmişler.
Makaleyi sizin için okudum. Kalemim döndüğünce size izah etmeye çalışacağım. Öncelikle bilişsel borç kavramından bahsetmek istiyorum. Bilişsel borç, kişinin, düşünme yeteneklerini dışsal kaynaklara devretmesi manasına geliyor. Bunu şöyle netleştireyim. Vücuttaki çalışan bir organın hiç kullanılmayıp dışarıdan bir metotla o işin halledildiğini düşünün. Böbrek mesela, sağlam olduğu halde kanı süzme işini yapmayıp diyalizle bu işin yaptırıldığını, sağlam böbreğin hiç kullanılmadığını düşünün. Sonunda atıl durumdaki o böbrek fonksiyonunu yitirip, çürüyecektir. Vücudun çalışan bir uzvunu alçıya alıp uzun süreler böyle tutarsanız oradaki kaslar eriyecek, kol ya da bacak hangi uzuvsa işlevsizleşecek, performansını yitirecektir. Beyin fonksiyonları da bu açıdan düşünülebilir. İnsanlar düşünme yeteneklerini yapay zekâya, internete, navigasyona ya da sosyal medyaya kaptırdıkları zaman beyinleri de yavaş yavaş zayıflıyor.
Meselenin düğüm noktası beynin Prefrontal Korteks adındaki noktası. Burası, insanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran bir komuta merkezi. Karar verme, plan yapma, dürtüleri kontrol etme gibi işlevler bu bölgede gerçekleşmektedir. Zihinsel aktivitelerdeki tembellik, bilişsel borç olarak deftere yazılıyor ve kullanılmayan her yetenek prefrontal kortekste kalıcı bir zayıflamaya neden oluyor.
Okuduğum makaleyi hazırlayanlar bir deney yapmışlar. 54 katılımcıyı üç gruba ayırıp her birinin beyinlerine 32 elektrotlu EEG cihazları yerleştirmişler. Bir grup sadece kendi beynini kullanmış, ikinci grup Google arama motorunu ve son grup sadece ChatGPT’yi kullanarak kompozisyon yazmışlar. EEG verilerine göre yapay zekâyı kullanan gruptaki beyin bağlantıları kendi zihnini kullananlarınkine göre %55 daha zayıf çıkmış. Beyinlerinin prefrontal korteks bölgesi uyku haline geçmiş neredeyse. Nöronlar arasındaki trafik durma noktasına gelmiş. Deney aylarca sürüyor bu arada. Dördüncü aya gelindiğinde yapay zekâ kullanan grubun ellerinden yapay zekâ alındığı zaman kendi başlarına bir şey yapamamaya başlıyorlar. Hafıza yetenekleri çöküyor, kendi yazdıkları metni bile anlayamaz hale geliyorlar.
MIT çalışmasının, ekran karşısında geçirilen sürelerin ve özellikle yapay zekâya bel bağlamanın beyindeki prefrontal korteks bölgesini nasıl zayıflattığını bilimsel olarak ispatlamış olduğunu düşünüyorum. İlgililer bu makaleyi https://arxiv.org/abs/2506.08872 adresinden inceleyebilirler.
Çalışmadan anladığım kadarıyla, bu bölgedeki zayıflamanın nelere yol açacağını izah etmeye çalışacağım. Öncelikli olarak bu bölgenin en kritik özelliği, karar verme merkezi olması. Yani bu bölgedeki bir zayıflama insanların karar verme yeteneklerini zayıflatıyor. En basitinden en kompleksine kadar hepimiz küçük bir günde bile yüzlerce karar alıyoruz. Her şeyimizi yapay zekâya danışarak yaşamaya alıştığımız zaman küçük kararları bile veremeyecek duruma geleceğiz. Ne yemek yapacağını bile yapay zekâya danışan ev hanımlarından navigasyon olmadan yolunu bulamayanlara kadar herkes bu zayıflamadan mustarip şu anda. Gideceği yeri zihnindeki şemaya göre bulan, telefon defterini ezberinde tutan nesiller yok oluyor artık. Düşünsel yeteneklerimizin önemli bir kısmını dijital asistanlara devretmiş haldeyiz. Başka bir yazımda da bahsetmiştim, kararlarının çoğunu dijital asistanlara devreden insanlık bunu bir ahlak haline getirdiği zaman vicdani konularda ne karar verecek acaba? Dünyanın birçok yerinde insanlık dramları yaşanırken dijital asistanlarımız bize “boş ver, sen kendi hayatını yaşa” mesajları vermiyor mu? Bir yerlerde kan akarken kafamızı sosyal medya kaydırmacalarına gömüp “aman bize ne” demiyor muyuz?
Prefrontal korteks zayıflamasının, makaleye göre, ikinci bir sonucu da uzun vadeli hedeflere odaklanamama olarak çıkıyor karşımıza. Gençlerimize bir bakın. Ellerinde telefon, sosyal medyada video kaydırıyorlar. Bir yandan da prefrontal kortekslerini yok ediyorlar. Yarını planlayacak, on yıl sonrasının hayalini kuracak zihinsel enerji ekran karşısında eriyip gidiyor. Toplumumuz, anlık dopamin vuruşlarının, beğenilerin, kısa süreli tatminlerin esiri olmuş durumda. Gençlerimiz, geleceği planlayamıyorsa, bizim insanlık olarak geleceğimiz ne olacak peki? Bir filmde görmüştüm. Bugün dondurulan bir adam, uzak bir gelecekte yeniden çözülerek hayatına devam ediyor. Geleceğin dünyasında herkesi aptallaşmış, sığlaşmış, basit kararları veremez, basit muhakemeleri yapamaz hale gelmişler. Film der geçersiniz fakat böylesi bir gidişat iyi bir gelecek vaat etmiyor bizlere.
Prefrontal korteksin bir diğer özelliği de öfkeyi kontrol eden frenleme mekanizmasına sahip olması. Dış dünyada gördüğümüz şiddet içerikli suç olaylarını hep başka şeylere bağlıyoruz fakat esas nedeni belki de beyinlerin bu bölgesinde yaşanan zayıflama. Ani sinir krizleri, öfke patlamaları aslında biyolojik bir zayıflamanın eseri. Sosyal medya ve yapay zekâ insanları bireysellik zindanlarına atarken empati yeteneklerini de silip süpürüyor. Ötekini anlama yeteneği azalan insan, kendi bencil dünyasında yaşıyor, bu dünyaya en ufak bir dokunma olduğu zaman da mantıklı düşünme yeteneğini bir kenara atarak sinir krizleri geçiriyor, şiddet olaylarına karışıyor. Ekrana bağımlı insan, toplumsal barışın da en büyük tehdidi haline geliyor sonuç olarak.
Daha az zihinsel efor harcayan, beyin gücü tükenmiş, balık hafızalı bir topluma dönüşüyoruz. Toplumdan sadece ülkemizi kastetmiyorum bu yazıda, tüm dünyanın gidişatı böyle. Eskiden telefon numaralarını, şiirleri, adresleri ezberleyen diri zihinler yerlerini her şeyi dış kaynaklara (yapay zekâ, internet, navigasyon…) bırakıyorlar. Mekanik bir unutkanlık hali salgın gibi yayılmış durumda. Kime sorsam beyninde sis varmış gibi bir şeyleri zor hatırladığından yakınıyor.
İnsanlık olarak şunu anlamak durumundayız: Mekanik canlılara dönüşmemek için kendi zihinsel kaslarımızı kullanmak zorundayız. Dış kaynaklara, internete, dijital dünyaya olan gereksiz bağımlılığımız bizi “bilişsel borç” batağına sürüklüyor. Zihinsel enerjimizi geri kazanmak, o borcu ödemek için ekranlardan başımızı kaldırıp yeniden akletmeye başlamamız gerekiyor. Yoksa kendi kararlarını veremeyen, geçmişini hatırlamayan ve geleceği olmayan son organik nesil biz olacağız.