Kimden Yanasın?
Mehmet Zeki Dinçarslan
Çok merak ediyorum, bu savaşın yarattığı toz-duman dağıldıktan sonra Türkiye'deki İran düşmanlığı aynı şekilde devam edecek mi? Uzun yıllardır takip ediyorum. Mezhep taassubunu yaşam şeklin haline getirmiş insanlar var ülkemizde. Dünyanın herhangi bir yerindeki insana, diline-dinine-ırkına bakmaksızın sempati besler de konu Şia olunca düşman kesilir, canavarca hislere kapılır. İran topraklarına bombalar yağarken bu insanların içlerinin yağı mı eriyor acaba? Sevinçten kalkıp göbek atıyor, Trump'un ellerine yakacağı kınadan pay istiyorlar mı?
Mezhep taassubu bu coğrafyanın değer yargıları arasında önemli bir yer bulur kendisine. Bu, yeni bir şey değil tabi ki, yüzyıllardır böyledir. İslamiyet'in ilk zamanlarından beri mezhep kavgaları için akan kan, cihad için ya da vatan savunması için dökülen kanlardan katbekat fazladır. Halbuki, yine dünya tarihine baktığımız zaman, barışı sağlayanların her zaman daha hızlı bir şekilde ilerlediklerini, daha müreffeh bir hayat sürdüklerini görürüz. Pax Romana, Pax Ottomana gibi terimlerle bu dönemler ifade edilmiştir. İngilizler, İskoçlarla sorunlarını çözdükten sonra dünya imparatorluğunu kurmuşlardır. Avrupalılar, Amerikalılar için de durum böyle. Kendi içlerinde barışı sağladıktan sonra dünyaya meydan okuyabilecek güçlere kavuşmuşlardır. Bir de bizdeki duruma bakar mısınız? Yetmiş iki tür gavur birbirleri ile barış halindeyken, dün birbirlerini fırınlarda yakan Hıristiyanlarla Yahudiler kol kola girmişken biz hala mezhep farklılıklarını gündemden düşürmüyor, gavurun ekmeğine yağ sürüyoruz.
Ferasetin bir ölçü birimi olsa ve ölçülse, ülke olarak sınıfta kalırız. İran-ABD-İsrail savaşı başladığından beri neler neler konuşuyor insanlar. 'İsrail bize saldırır mı?' diye soranlar var. İsrail bize neden saldırsın? İsrail'in, ABD'nin ve diğerlerinin oluşturmuş olduğu Batı blokunda yer almıyor muyuz biz? Yoksa neden üsler veriyoruz Amerika'ya, radar sistemleri kurduruyoruz toprağımızda. Saldırmaz bize İsrail, korkmayın.
İran bize saldırır mı diyenler var. Her ne kadar NATO bizim için güvenilir bir ortak değilse de bizim potansiyelimizden istifade ediyor. Batı'nın, en kibar ifadeyle İsrail'in hizmetkarı olduğu beynelmilel bir gerçek. Hal böyleyken, İran neden Türkiye'ye saldırıp NATO'ya; İsrail'e hizmet etme bahanesi versin ki? Korkmayın, İran bize saldırmaz.
İsrail'e füzeler yağarken sevinenler var. Neden seviniyorsunuz ki, onlar da insan. Sizin sevmemeniz, düşman olmanız gereken kişiler Netenyahu ve benzerleri, fikir ise Siyonizm'dir. İsrail'deki sivillerin başına gelen musibetlere sevinirseniz insanca bir şey yapmış olmazsınız. Düşmanlık beslemeden önce sevmeniz gerekiyor ki Hak dinini hakkıyla temsil etmiş olabilesiniz. Bugüne kadar bir Yahudi, dininden vazgeçip İslamiyet'i seçtiyse eğer bu Müslümanlardan gördüğü düşmanlık sayesinde olmamıştır. Siz yine kalbinizle üzerine bomba düşen sivillerden yana olun ki dininizin hoşgörü dini olduğunu öncelikle kendinize ispatlayabilesiniz.
İran'a bombalar düşerken sevinenler var. Aynı Allah'a inandığınız, aynı peygamberi hak bildiğiniz, aynı kıbleye döndüğünüz insanların, hele ki sivillerin başlarına bombalar düşerken sevinmek bir yana gözyaşını tutabilene aşk olsun. Mezhebi farklıymış, inanışı farklıymış ne çıkar. Bir insan, başkalarının inancını kendisiyle aynı değilse onlardan nefret ediyorsa o insan tedavi görmesi gereken bir hastadır. Bediüzzaman Said-i Nursi'nin bu konuda ne güzel bir ifadesi var: “Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, 'Mesleğim haktır veya daha güzeldir.' demeye hakkın var. Fakat 'Yalnız hak benim mesleğimdir.' demeye hakkın yoktur..." Sen kendi inancını hak bilebilirsin fakat senin gibi düşünmeyenlerden nefret etmen sadece bir hastalıktır. Yıllardır bu topraklarda birlikte yaşadığımız her inanç bu toprakların zenginliğidir. İran'ın farklı inancı da İran'ın zenginliğidir. Düşmanlıktansa dostluk, savaşmaktansa barış her bir taraf için daha hayırlıdır.
Dünyadaki her hadise, tarafları için birer imtihan vesilesidir. Bizim imtihanımız ferasetle. Bakın görüyor musunuz Batı, İspanya gibi bir iki aykırı ses hariç bir araya geldi ve koca bir coğrafyayı kendi istedikleri hale getirmek için taş üstünde taş bırakmıyor. Bir insan bu savaşta taraf tutacaksa bombaları yollayanların değil tepesine bombalar yağanların tarafını tutmalıdır. Bakın savaş başladığından beri Epstein'den filan bahseden kalmadı. Epstein skandalı patlak verdiği zamanlar Trump'un hempalarını şöyle teskin ettiğini düşünüyorum hep: “Merak etmeyin, bir savaş çıkarır birkaç bin İranlı öldürürüm kimse Epstein'i hatırlamaz artık.” Biz bu imtihandan geçerken unutanlardan değil hatırlayanlardan olalım. Dünyada ezenlerle ezilenler arasında bir dengesizlik olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. İlla birinden taraf olmak zorundaysak ezenleri değil ezilenleri seçelim. Umulur ki bu davranışımızla bağışlananların arasında oluruz.