Karbon ayak izi safsatası
Mehmet Zeki Dinçarslan
Şeytanın en sevdiği günah itaattir. Dolayısıyla bugünün Müslümanının takvası sorgulamaktan geçer. Bana dayatılan bir şeyi sorgulamadan kabul etmekten Allah'a sığınırım.
Karbon ayak izi safsatası gün geçtikçe ağırlığını artırıyor. Okullara kadar girmiş ve küçük yaştaki çocuklarımız bu yalanlara inanarak büyüyorlar. Güya çevreye daha az zarar vermek için bireysel olarak çaba göstererek karbon salınımımızı azaltmamız gerekiyormuş. Bunu bize dayatan şeytanların karbon salınımı ile sıradan bir bireyin karbon salınımı kıyaslanabilir boyutta değil. Günümüzün şeytanları olan şer eksenleri (siz bunlara Amerika, İsrail, Çin dersiniz ben küresel sermaye derim) insanoğlunu sayılarla ifade edilebilir ve kontrol edilebilir bir canlıya dönüştürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Başarılı olmadıklarını söyleyemem. Birkaç cılız ses dışında bu baskıya direnebilen-direnebilecek hiç kimse yok. Nihai amaçları görünmez zincirlerle bütün insanlığı bağlamak. Birazcık kendinize bakarsanız zincirlerin her yerinizi sardığını ve bu amacın gerçekleştiğini göreceksiniz.
En büyük karbon salınımını yapan küresel sermaye gözünü size dikmiş ve hareketleriniz üzerindeki kontrollerini en üst seviyeye çıkarmak istiyor. Karbon emisyonunun sebeplerini bilmeyen yok. En fazla karbon emisyonu endüstriyel üretimden kaynaklanmaktadır. Çin, dünyanın yakın gelecekteki en büyük baş belası, bütün dünyaya üretim yapıyor ve atmosfere büyük oranlarda karbondioksit veriyor. İhtiyacınız olmayan şeyleri tüketmeniz için beyinlerinizi yıkayan mekanizma size bir sürü lüzumsuz ürün satıyor ve israf kelimesinin dünyadan silinmesi için çaba gösteriyor. Emeğinizi verip kazandığınız paranın büyük bir kısmını ihtiyaç duymadığınız şeylere harcıyorsunuz. Aynı üretim mekanizması atmosfere milyarlarca metreküp karbondioksit gazını salarken sizin yediğiniz yemeğin, yaptığınız seyahatin, evinizde kullandığınız elektrik ve doğalgazın hesabını yapmanızı istiyor. Orta zekalı herhangi bir insan sorunun kaynağının bireylerin temel ihtiyaçları olan yeme içme, barınma, seyahat etme gibi davranışlarının değil de israftan kaynaklandığını keşfedebilir. Fakat patronlar insanın şu basit sorgulamayı yapmasına bile engel olmaya çalışıyorlar. Küçük yaşlardan itibaren de başlıyorlar bunu zihinlere işlemeye.
Karbon ayak izi diye bir şey yok, büyük bir israf ekonomisi var. Gerçekten doğa dostu olanların düşman olmaları gereken ilk şey lüzumsuz üretim ve tüketim olmalıdır. Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren karbon ayak izinin değil de israfın kötü bir şey olduğunu anlatabilirsek doğayı korumuş oluruz. Bize dayatılanları sorguladığımız anda karşımıza çıkan en basit çözüm yolu bu. Doğa dostu enerji kaynaklarına yönelmek başka bir çözüm yolu. Karbon ayak izi kavramını hayatımıza sokanların amaçları çok farklı ve acımasız bir planlamaları var. İnsanlardan daha fazla veri toplayıp daha sıkı kontrol altında tutacaklar. Yapay gıdaların üretimini yaparak dünyada çiftçiliği tamamen ortadan kaldıracaklar. İnsanları bu yapay gıdaların tüketicisi haline getirecekler. Buna karşı çıkanları cadı avlar gibi avlayacak ve hatta büyük cezalar verecekler.
Hıristiyan doktrinine göre tüm insanlar günahkâr doğarlar. Hepsi, ilk günahın mirasçısıdır. Bu felsefeyi tüm insanlığa yavaş yavaş yayıyorlar. Konu bugün karbon ayak izi, yarın kim bilir ne olacak. Koronavirüs aşısı olmayanları marketlere bile almadıkları dönemlerden geçtik. Anlaşıldı ki insan kolay itaat ediyor. Şimdi karbon ayak izi hesaplanacak ve herkes bu günah hissiyle yaşamaya alışacak. Bütün insanlık kolayca itaat edecek buna. Evinin bahçesinde domates, biber yetiştiren ya da iki tane tavuk besleyenin uyuşturucu madde üretiyormuş gibi hapse atılacağı günleri de görecek insanlık bu kadar itaatkâr oldukça.