Mehmet Zeki Dinçarslan

İndir O Elini

Mehmet Zeki Dinçarslan

Toplumsal barışa ve huzura ve uzlaşmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemlerde Bitlis Eren Üniversitesi Pazarlama ve Dış Ticaret Bölüm Başkanı Ali Hamurcu hocamız gazetemizin yazar kadrosuna dahil oldu. Yazar kadromuz çok renkli bir yelpaze, fakat yeryüzünü belki sonsuz sayıda renkle yaratan Cenâb-ı Rabbü'l-âlemîn, Tekvin sıfatının tecellisini her yerde gösterirken bir yandan da belki insanlara ilham etmek amacıyla bu kadar kusursuz yaratmıştır alemi. O'nun mükemmelliğini ararken bizler de elimizden geldiği kadarıyla O'nun sanatını taklit etmeliyiz ki acizliğimizi daha da bir derinden fark edelim. Sınırlı renk yelpazemize eklemiş olduğumuz bu yeni renk hem gazetemizin tekâmül basamaklarına bir yenisinin eklenmesine vesile olmuş ve hikmet nazarıyla bakabilenler için eksikli-kusurlu canlılar oluşumuzu yeniden ve yeniden gözler önüne sermiştir. Zira, ne kadar anlatırsak anlatalım, nelerden bahsedersek bahsedelim, evreni ve hayatı sırlarıyla tezyin eden Rabbimizin bize sunmuş olduklarını anlama konusunda bir arpa boyu yol alabilmiş sayılmayız. Yine de bu köşeden ve köşelerden anlatmaya, izah etmeye, yeni açılımlar yapmaya, yeni pencereler açmaya devam edeceğiz ki aramaya devam etmiş, sizin de arayışınıza enîslik etmiş olalım. Pirimiz, üstadımız Şehrazat'tır, aramakla bulunmaz lakin bulanlar ancak arayanlardır.

Ali Hamurcu hocamız, birkaç hafta evvel, benim de çok takdirle eserlerini okuduğum Jerome David Salinger'in bir romanından bahseden yazısını kaleme almıştı. Bilhassa Franny ve Zoe adlı romanıyla beni çok etkilemiş olan bu yazardan bahsedecekken şu anlatımın akışı beni Douglas Adams'ın Otostopçunun Galaksi Rehberi adlı eserinden bahsetmeye doğru sürükledi. Biz de yazarak evrenin ve hayatın sırlarını arıyoruz dedim ya, Otostopçunun Galaksi Rehberi adlı eserde de insanlar birlik olarak hayat, evren ve her şeye dair nihai sorunun cevabını aramaya girişirler. Yedi buçuk milyon yıl boyunca devam eden bu arayış, bu kadar süre boyunca insanlığın elden ele taşıdığı bir bayrak gibi devam eder. Yedi buçuk milyon yılın sonunda bilgisayarlar sorunun cevabını verirler: 42. Bunun anlamı nedir diye yeniden bilgisayara soru yönelten insanlık, on milyon yıl daha bekleyecektir cevap için. Yazar, milyarlarca yıl geçse de hayatın ve evrenin sırrı çözülemez diyor. İnsanoğlu tarih boyunca hayatın anlamını aramış ve fakat henüz 42 gibi anlamsız bir cevaba dahi ulaşabilmiş değildir. Elimizden gelen sadece Allah'ın sanatını temaşa etmek, sanatının büyüklüğü karşısına aciz olduğumuzu idrak etmek ve hayatımızı hayret, hayranlık, acziyet idraki üçgeninde sürdürmektir.

Douglas Adams, Türk olsaydı romanını başka bir düzleme kaydırabilirdi. Hayatın amacını değil toplumsal barışın ve huzurun ülkemizde egemen olmasının yollarını araştırıyor olabilirdi mesela. Bugün, ülkemizin en temel problemi nedir diye sorarsanız sorunların deve kuşu yarışı gibi birbirleri ile yarıştıklarını göreceksiniz. Eğitim sistemimiz iki senede bir değişiyor, adalet sistemimiz suçluların suçlarıyla orantılı bir şekilde ceza almadığı bir keşmekeş, gençlerimiz sosyal medya, yapay zekâ, cep telefonu labirentindeki deney farelerine dönüşmüş, ekonomimiz faiz kıskacında, kültürümüz popüler kültür baskısı altında... Gel de toplumsal barış bekle. Gazetelerde her gün ayrı cinayet, dolandırıcılık, hırsızlık, kavga, yaralama... haberleri okur olduk. Toplum olarak en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey birazcık huzur. Douglas Adams, Türk olsaydı, romanının adı "İndir o Elini" olabilirdi. Yapılan araştırmalara göre çıkan tüm kavgaların yüzde kırk beşi bu cümle ile başlıyor. İndir o elini cümlesini "sen kimsin" ve "nereden senin kardeşin oluyorum" cümleleri takip ediyor. İstatistikler böyle söylüyor.

Halbuki, kişinin konuşurken ellerini kullanması kadar doğal bir durum olamaz. Eller ve kollarla içerisinde bulunduğu durumu ifade etmeye çalışan kişi kendisini ifade etmeye, iletişim kurmaya çalışıyordur. İletişim kurmaya çalışan birisini böyle kaba bir şekilde durdurmak, iletişim kurmaya kendini kapatmak manasına gelir. Çatışmak için bahane arayan kimselerin söylemidir "indir o elini". Böylesi kişilerle iletişimi uzatmadan bitirmek, "tamam kardeşim sensin" diyerek uzaklaşmak en doğru yaklaşım olacakken ikinci bir saldırıya uğranılması riski ortaya çıkmaktadır: "Nereden kardeşin oluyorum senin". Cevabı var aslında. Kalubeladan beri, Hazreti Âdem babamızdan beri insanlar olarak hepimiz kardeşiz. Şu dünyada şu kadar milyar insan olsak da geldiğimiz yer aynı. Hazreti Nuh'un oğullarından birisinin soyundan gelmiyor mu herkes. Yafes'in çocukları beyaz, Sam'ın çocukları Sami, Ham'ın çocukları da kara ırkı oluşturuyor. Bu kadar millete bölünmüş de olsa insanlık, ataları aynı değil mi. Neyi paylaşamıyoruz?

Paylaşamadığımız şey servet. Dünyanın binlerce yıldır biriktirmiş olduğu, altının, paranın, refahın bölüşülmesi sorun. Kolay değil tabi ki bunların bölüşülmesi. Bütün planı bu bölüşümün üzerinden yapıyor başat güçler. Davaro filmindeki bölüşme sahnesini hatırlarsınız. "Üç bilezik bana, bir yüzük sana" diyordu değil mi Kemal Sunal. Böyle bile değil bu dünyanın servet bölüşümü. Dünyadaki servet birikimi 570 trilyon dolar seviyelerinde. Yani tüm insanların banka hesapları, kasaları, mal varlıkları üst üste konduğu zaman böyle bir sayıya ulaşılıyor. Onda biri değil, yüzde biri değil, binde biri dağıtılsa, dünyadaki tüm yoksulluğu ortadan kaldıracak bir meblağ. Komünistlik yaptığım düşünülmesin, Yüce dinimiz İslam da servet birikimini ayetlerle yasaklıyor. Konunun siyasi veya dini veçhelerini boş verin. Vicdanen bakarsanız, bir kesimin elinde bu kadar büyük bir birikimin olması, diğer yandan dünyanın yüzde yetmiş beşinin açlıkla, yoksullukla, susuzlukla boğuşuyor olması kabul edilebilir değil. Servet birikimi, dünya nüfusunun yüzde birinin elinde olan devasa bir mal varlığını ifade eder. Dünyanın geri kalanı, kuşlara atılan kırıntılar misali bir oranla yetinmek zorundadır. Her sene yüzde birlik kesimin elindeki servet büyümekte, geri kalanın mal varlığı ise giderek küçülmektedir.

Bu durum böyle devam ederse, toplumsal barışı ve huzuru daha çok ararız. Zaman geçer, mumla ararız. Hele ki, servet sahipleri, servetlerinin küçük bir oranını paylaşmak yerine aç gözlülükle sürekli artırma peşindeyseler, o zaman bizim bu konuyla ilgili bir şeyler düşünmememiz için ellerinden geleni yapacaklardır. Medya onların ellerinde olacak, sosyal medya onlarda olacak, ekonomiler onların istediği gibi yönetilecek, adalet onları ilgilendiren kısımlarda var olacak diğer zamanlarda gözlerini kapatacak. Sonra da tabi ki insanlar huzur bulmayacak. Karnı doymamış olan insanın sanatla ne işi olur. Aç insan gergin olur. Kredi kartı borcunu ödeyemeyen, kirasını yatıramayan, dükkanında işleri sürekli kötüye giden insan sinirli olur. Evinde sözü geçmeyen babalar, isyankâr evlatlar, anlayışsız iş arkadaşları, gergin okul arkadaşları... Hepsi ekonomi temelli bir iletişim kopukluğunun mağdurlarıdır. Gazeteyi açtığınız zaman karşınıza çıkan şiddet hadiselerinin temeline inmenize müsaade etseler, karşılaşacağınız sebep budur. 42 değil tabi ki.

Geç oldu fakat Ali Hamurcu hocama, gazetemize hoş geldin diyorum. Bilhassa dil senyorajı ile ilgili kaleme aldığı yazılar bırakın yerel medyada, ulusal medyada bile yer almamış kavramlar içeriyor. Bu açıdan, hocamızın yazıları, Malatya Net Haber okuyucularına çok daha farklı ufuklar açacak gibi görünüyor. Tabi ki dil senyorajının iktisadi sonuçlarını daha detaylı bir şekilde izah etmesini de bekliyoruz hocamızdan. İngilizce konuşulan ülkelerdeki servet birikimi ne kadar, servet birikimi ile dil senyorajı arasında bir korelasyon var mı gibi soruların cevaplarını da hocamız bize anlatacaktır ilerleyen yazılarında. 

Yazarın Diğer Yazıları