Mahmut Orhan

Selam Olsun

Mahmut Orhan

“Yeryüzü sofrasında diz kırıp, gök sofrasında kalp kırmayanlara selam olsun.”

Bir söz bazen uzun bir yolculuğun kapısını aralar. Bir selam ise yalnızca bir hitap değil, gönülden gönüle kurulan görünmez bir köprüdür. Bu yüzden bu köşedeki ilk sözümüzü bir selamla başlatmak istedim.

Çünkü biliriz ki bizim medeniyetimizde söz, ağızdan çıkmadan önce kalpte mayalanır. İlk cümleler, insanın yalnızca ne söyleyeceğini değil, hangi niyetle yola çıktığını da haber verir. Bir yolun istikameti, çoğu zaman ilk adımında gizlidir.

Bu köşede zaman zaman bir kitabın satır aralarında dolaşacağız; bazen bir filmin sessiz sahnesinde durup insanı konuşacağız. Kültürün, sanatın, edebiyatın ve sinemanın açtığı pencerelerden hayata bakacak; geçmişin birikimini bugünün sorularıyla buluşturmaya çalışacağız. Fakat hangi kapıyı aralarsak aralayalım, dönüp dolaşıp geleceğimiz yer yine insan olacaktır. Çünkü bütün hikâyelerin merkezinde insan vardır; arayışıyla, eksikliğiyle, acziyle ve umuduyla...

Bu ilk yazıda ise insan olmanın en kadim hâllerinden birine, şükre ve selama dair birkaç söz söylemek istiyorum.

Hamd, başlangıcı ve sonu olmayan Allah’a mahsustur.

Ki tüm nimetlerine hamd tüm hayırlarına şükrolsun.

Şükür, yalnızca dilde dolaşan bir teşekkür değildir. Şükür, insanın varlığına emanet edilmiş nimetlerin farkına varmasıdır. Bir nefesin, bir yudum suyun, bir dost sesinin, bir anne duasının kıymetini bilmektir. Sahip olduklarını hak edilmiş bir kazanç değil, lütfedilmiş bir emanet olarak görebilmektir.

Modern zamanların en büyük yoksulluğu belki de budur: Çok şeye sahip olup az şükretmek...

Oysa insan, sahip olduklarının çokluğuyla değil; farkındalığının derinliğiyle zenginleşir.

İşte bu yüzden selam, yalnızca bir kelime değildir. Selam; kalbin taşıdığı niyetin dile dökülmüş hâlidir. Barışın, güvenin, merhametin ve kardeşliğin sesidir. Bir insanın başka bir insana, “Senden bana zarar gelmeyeceği gibi, benden de sana kötülük ulaşmayacak” diye verdiği sessiz sözdür.

Selam olsun;

Avuçlarını göğe yalnız istemek için değil, şükretmek için de açanlara...
Kalabalıklar içinde kaybolmadan, vicdanlarının sesini duyabilenlere...
Nefsin, hırsın ve dünyanın geçici aldanışları karşısında kalplerini koruyabilenlere...
Kul hakkını omuzlarında taşınamayacak kadar ağır bir yük bilenlere...
Yetimin duasından korkan, mazlumun ahından sakınanlara...
Emaneti ehline vermeyi ibadet bilenlere...
Doğruluğu çıkarlarına göre eğip bükmeyenlere...
Güvenilir olmayı bir unvan değil, bir karakter meselesi sayanlara...

Selam olsun;

Olmuş olana hikmetle, olacak olana tevekkülle bakabilenlere...
Yüzlerindeki huzuru sözlerinden önce etraflarına yayanlara...
İnsanların kusurlarını büyütmek yerine yaralarını görmeye çalışanlara...
Bir kalbi incitmektense kendi kalplerinin kırılmasına razı olanlara...
Vicdanı başkalarından talep etmeden önce kendi nefislerinde arayanlara...

Ve selam olsun;

Allah anıldığında kalbi ürperenlere...
Gecenin sessizliğinde adını fısıldayanlara...
Rızasını kaybetmekten korkup sevgisini kazanmaya çalışanlara...
Varlığın merkezine yalnızca O’nu koyanlara...
Vahyin nuruyla aklın hikmetini aynı hakikatin iki yüzü olarak okuyabilenlere...
Kendilerine verilen idrak nimeti için Rabbine hamd edenlere...
Ve her hâlükârda sığınacak tek kapının O'nun kapısı olduğunu bilenlere...

Çünkü dünya, gürültü çıkaranların değil; sessizce iyilik yapanların omuzlarında durmaktadır. Tarihin görünmeyen kahramanları çoğu zaman alkışlananlar değil, kalplerini kötülüğe karşı muhafaza edebilenler olmuştur. Bir annenin duasında, bir yetimin tebessümünde, bir garibin sofrasında, bir dostun vefasında saklıdır insanlığı ayakta tutan sır.

Belki de insan olmak, tam olarak budur:
Bu dünyada yaşarken öbür dünyayı unutmamak...
Gücün değil hakkın yanında durmak...
Ve bir gün bu dünyadan ayrılırken ardında kırık kalpler değil, hayırla anılacak izler bırakmak...

Sözümüzün başı da sonu da selam olsun.
İyilere, güzel insanlara, kalbini karartmamayı başarabilenlere...
Selam olsun.

Yazarın Diğer Yazıları