Gecenin en sessiz vaktinde semaya açılan eller, yalnızca kelimeleri değil, insanın bütün umutlarını da taşır.
Gözlerden süzülen bir damla yaş, bazen bin cümleden daha güçlü bir duadır.
Fakat göğe yükselen her dua, yeryüzünde atılan bir adımla anlam kazanır. Çünkü Rabbimiz, insana yalnızca istemeyi değil, istemenin hakkını vermeyi de öğretmiştir.
"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Suresi, 39).
Bu ilahî hakikat, duanın emekle buluştuğunda berekete dönüştüğünü anlatır.
Dua, gönlün niyazıdır; emek ise o niyazın dile gelen hâlidir.
Biri göğe yükselir, diğeri toprağa kök salar. Kökü olmayan ağacın meyve vermesi nasıl beklenemezse, gayretsiz edilen duanın da hayatı değiştirmesi beklenmemelidir.
Kuşlar bile yuvalarında bekleyerek rızıklarına kavuşmaz. Gün doğmadan kanat çırpar, gökyüzünü aşar, sonra akşam olunca kursakları dolu olarak yuvalarına dönerler. Dikkat edilirse kuşlar beklememekte, aramakta ve gayret etmektedir.
İnsan da böyledir.
Şifa isteyen, sebeplere sarılır.
İlim isteyen, gecelerini kitaplarla aydınlatır.
Helâl rızık isteyen, alın terini ekmeğine katık eder.
Huzur isteyen ise kalbini kibirden, öfkeden ve kinden temizlemeye gayret eder.
Dua, bu yolculuğun kandilidir;
Emek ise o kandilin ışığında yürüyen ayaklardır.
Ne hazindir ki bazen insanlar, yalnızca istemenin yeterli olduğunu zanneder. Oysa açılmasını beklediğimiz kapılara kadar yürümek de bize düşer.
Hakiki dua, dudaklardan önce hayatın içinde okunur.
Bir annenin evladı için uykusuz geçirdiği gecelerde...
Bir öğrencinin kitap başında döktüğü alın terinde...
Bir işçinin nasırlı ellerinde...
Bir doktorun şifa dağıtmak için verdiği mücadelede...
Bir öğretmenin gönüllere ilim nakşederken gösterdiği sabırda...
Bunların her biri, sözsüz edilen dualardır.
Dua ile emek, iki kanat gibidir. Birisi eksik olduğunda insan hak ettiği ufuklara yükselemez. İnanç, gayretle birleştiğinde bereket doğar. Sabır, çalışmayla buluştuğunda rahmet kapıları aralanır.
Tevekkül ise bütün gayretlerden sonra kalbin Allah'a huzurla teslim olmasıdır.
Öyleyse ellerimizi semaya kaldırırken ayaklarımızı da yola koymalıyız. Dudaklarımız "Allah'ım, nasip et." derken, ellerimiz çalışmaktan geri durmamalıdır.
Elbette dua, kaderin kapısını çalan en güzel sestir; emek ise o kapının eşiğine varan en sağlam adımdır.
Unutulmamalıdır ki Allah, samimiyetle isteyen kullarını sever; fakat çalışan, sabreden ve gayret eden kullarına da bereket ihsan eder.
Çünkü rahmet, çoğu zaman alın terinin üzerine iner.
Dua etmek güzeldir; fakat duanın hakkını verecek şekilde çalışmak daha da güzeldir…