İbrahim içimdeki putları devir elindeki baltayla
Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim
Asaf Halet Çelebi, Türk şiirinin o mistik ve derin dehlizlerinden yükselen bu dizeleriyle, insanlığın en eski, en köklü ve belki de en trajik yanılgısını yüzümüze çarpar.
Ey İbrahim!
Put kırıcı İbrahim elindeki baltayla puthaneye girip taştan ve tahtadan yapılma sahte ilahları yerle bir ettiğini, kırıp parçaladığını biliyoruz.
Evet, o gün İbrahim’in yapması gereken tam olarak buydu. Çünkü o taşlar ve tahtalar sadece birer nesne değildi; hakikatin yerini almış sembollerdi.
İbrahim’in asıl savaş açtığı şey nesneler değil, sembollerin hakikatin yerini almasıydı.
Bugün yeryüzünde, o eski zamanlardaki gibi taştan, topraktan yapılmış fiziki puthaneler yok belki...
Ama sormak gerekir: Putlar gerçekten yok oldu mu?
Ve ne yazık ki bugün putlar her yerde, her an karşımızda. Üstelik bir putun varlığı için illaki elle tutulması, gözle görülmesi de gerekmiyor.
Zihnimizin ve kalbimizin dehlizlerine gizlenmiş, görünmez putlarla çevrili bir çağda yaşıyoruz. Asıl acı olan ise şu: Bizler bugün putlarımızı kırmayı bir kenara bırakın, hangilerinin put olduğunun farkında mıyız?
Bizi Allah sevgisinden, hakikat arayışından, saf ve samimi olan her şeyden uzaklaştıran ne varsa; zihnimizde büyüte büyüte kölesi haline geldiğimiz her ne varsa, işte bizim putlarımız onlardır.
Sahi, bizim gönlümüzü bir puthaneye çeviren, o kutsal emaneti kirleten modern putlarımız neler?
Kimimiz için mal, mülk ve bitmek bilmeyen edinme hırsı...
Yeni bir araba, daha lüks bir ev, yazlıklar, kışlıklar, yatlar, katlar,
Banka hesaplarındaki rakamlar, altınlar veya mücevherler.
Kimimiz için put, evlatlarımız veya eşlerimiz olabiliyor. Onların her talebi bizim için her şeyin, hatta hakkın ve adaletin bile önüne geçiyorsa; onlar için helali haramı gözetmeden her şeyi yapmayı göze alabiliyorsak, sevgi sınırını aşmış ve sevdiklerimizi putlaştırmışız demektir.
Sırf bir koltuk uğruna, birkaç alkış için ya da "yarın ne olacağım" korkusuyla insani ve ahlaki değerlerimizden taviz vermeye başladığımız an, o makam çoktan kalbimizin başköşesine kurulmuş bir puta dönüşmüştür.
Aslında dünyada yaşarken bunlara sahip olmayı istemekte, dünya nimetlerinden faydalanmakta hiçbir beis yok.
Yanılgı ve tehlike; tüm bunları birer "araç" olarak görmek yerine, hayatın "amacı" haline getirdiğimizde başlıyor.
Araç, amaca dönüştüğü an putlaşır.
Değişmeden, dönüşmeden, içimizdeki sahtelikleri ayıklamadan insan-ı kamil olamayız.
İşte bu yüzden, gönüllerimizin birer puthane olmasına izin vermeden; yaşamımızdaki gizli bağlılıklarımıza, hırslarımıza ve korkularımıza bir kez daha yakından, dürüstçe bakmamız gerekiyor.
Zaman, içsel dünyamızda İbrahimce bir duruş sergileme, o görünmez baltayı kuşanıp putlarımızı kırma zamanıdır.
Ama dikkat edin; bir İbrahim gibi putları yıkarken, Asaf Halet’in o ince sızısını da unutmamak gerek.
“Gönlümü put sanıp da kıran kim?”
Yolumuz putları kırmak olsun…
Elbette hiçbir bir gönlü, kırmadan…