Abdullah Ergün

Yaza Hazır mıyız?

Abdullah Ergün

Sıkıntılarla geçen uzun bir kışın ardından güneşin yüzünü göstermesiyle birlikte şehir merkezinde gözle görülür bir hareketlilik başladı. İnsanların sokaklara çıkması, yeni iş yerlerine taşınan esnafın kepenk açması ve yeni hayatın yavaş yavaş şekillenmesi şimdilik umut veren görüntüler ortaya çıkarıyor. Ancak bu hareketliliğin kalıcı bir düzene dönüşmesi için hâlâ aşılması gereken önemli sorunlar var.

Yeni binalara taşınma sürecinin nasıl ilerleyeceği konusu belirsizliğini korurken, taşınmaların tamamlanmasının ardından asıl sınavın başlayacağı da açık. Çünkü mesele yalnızca yeni binalara geçmek değil; aynı zamanda yeni şehir merkezine uyum sağlamak, sosyal ve ekonomik hayatı yeniden canlandırmak olacak.

Bir yandan delik deşik olmuş sokak ve caddelerde hummalı bir çalışma yürütülüyor. Asfalt dökülüyor, altyapı yenileniyor, yollar düzenleniyor. Bu çalışmalar elbette sevindirici. Ancak beklenen bir tehlikenin devreye girmesi durumunda tüm bu çabaların gölgelenmesi ve morallerin yeniden bozulması ihtimali de göz ardı edilmemeli.

Kışla Caddesi’nde yapılan yeni iş yerlerine taşınan bazı esnafların, güneşin batmasından sonra dükkânların ışıklar içindeki hâlini ne kadar özlediğimizi bir kez daha gördük. Akşam saatlerinde yanan vitrin ışıkları, caddenin yeniden hayat bulduğunu adeta ilan ediyor.

Arabalarıyla cadde boyunca ilerleyen ve açık dükkânların oluşturduğu o canlı görüntüye tanıklık edenler, gözlerini bu manzaradan ayırmakta zorlanıyor. Çünkü uzun bir aradan sonra yeniden ışıkların yandığı, insanların alışveriş yaptığı ve şehrin nefes aldığını hissettiren bir cadde görmek hepimize iyi geliyor.

Şehir merkezinde hâlâ yıkılmayı bekleyen bina sayısı hiç de küçümsenecek düzeyde değil. Özellikle Kışla Caddesi’nin bir tarafında yeni ve düzenli yapılaşma hızla yükselirken, diğer tarafta yıkımı geciken binaların oluşturacağı görüntü şehrin yenilenme sürecine gölge düşürebilir. Bu tablo, yeni ile eski arasındaki farkı daha da belirgin hale getirecek ve şehir estetiğini olumsuz etkileyebilecektir.

Eğer yeniden yıkımlar başlayacak olursa geride kalan yaza aylarında yaşanan “toz-toprak” ve enkazları kaldıran kamyonlarla bizi yine bildik görüntüler bekliyor.

Bugün gelinen noktada akıllara ister istemez şu soru geliyor:
“Bu binalar hala neden yıkılmadı?”

Bu sorunun muhatapları elbette vardır ve kamuoyu bu gecikmenin gerekçesini duymak isteyecektir. Çünkü zamanında atılmayan her adım, bugün daha büyük bir soruna dönüşebiliyor.

Özetle, şehirde yıkım çalışmalarının gecikmesi yalnızca fiziki bir sorun değil; aynı zamanda yeni şehir görüntüsünün tam anlamıyla ortaya çıkmasının da önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiş durumda.

Yaz kapıda.
Şehir hareketleniyor.
Ama asıl soru hâlâ yerinde duruyor:

Gerçekten yaza hazır mıyız?

Yazarın Diğer Yazıları