Tribün Boş, Masalar Dolu
Abdullah Ergün
Türkiye futbolunun içine düştüğü tabloyu konuşurken hep büyük resme bakıyoruz. Süper Lig, büyük kulüpler, transferler, şampiyonluk yarışları… Ama asıl yara Anadolu’da derinleşiyor.
Ve bu yaranın en net hissedildiği şehirlerden biri de Malatya.
Burada futbol artık sadece sahada kaybedilmiyor. Tribünde, sokakta ve en önemlisi ilgisizlikte eriyor.
Ülke genelinde her şey Süper Lig’e endekslenmiş durumda. Kamera neredeyse adalet orada. Vitrinde olan korunuyor, görünmeyen eziliyor. Aynı suçu işleyen futbolcular arasında uçurum gibi cezalar var. Üst ligde 45 günle geçiştirilen dosya, alt ligde bir yıla dönüşebiliyor.
Suç aynı.
Ama Malatya’daysan sonuç ağır.
Çünkü burada kimsenin umurunda değilsin.
Alt liglerde mücadele eden kulüpler ekonomik olarak zaten ayakta durmakta zorlanıyor. Futbolcuların şartları kötü, tesisler yetersiz, yönetimler çaresiz. Buna rağmen cezalar acımasız, destek sıfır.
Adaletin terazisi Malatya’da hep bozuk tartıyor.
***
Şehrin tribünlerine bakın.
Boş.
Eskiden hafta sonu planı maç olan insanlar artık evinde. Maça gitmeyen çoğunluk klavye başında teknik direktör, yönetici, hakem oluyor. Herkes konuşuyor ama kimse sorumluluk almıyor.
Saha içindeki mücadele, saha dışındaki umursamazlığa teslim olmuş durumda.
Gerçek taraftar azalıyor, sosyal medya yorumcusu çoğalıyor.
İç sahadaki maçları takip eden gazeteci sayısı en fazla dört kişi… Evet, yanlış okumadınız: Dört.
Ama iş yöneticilerin spor medyasıyla yaptığı yemekli buluşmalara gelince tablo bir anda değişiyor. Masalar doluyor, sandalyeler yetmiyor. Hatta davete icabet eden gazeteci sayısı, üç büyükleri takip eden medya ordusuyla yarışacak seviyeye geliyor. Servis edilen fotoğraflar zaten gerçeği inkâr etmiyor.
Kendi mekânlarında olmayı, 90 dakikalık emeğin önüne koyanları; şehrin kulüplerinin içinde bulunduğu şartları görmezden gelenleri bir kenara bırakalım… Kadrodaki futbolcuların isimlerini dahi bilmeyenlerin çokluğu artık kimseyi şaşırtmıyor. Hatta garip olan bu değilmiş gibi davranılıyor.
Oysa futbolu takip etmek, “geyik muhabbeti” yapılan mekânlardan çıkıp iki haftada bir oynanan iç saha maçında o 90 dakikaya tanıklık etmektir. Sahaya bakmadan, teri görmeden, mücadeleyi hissetmeden yapılan yorum; eksik kalır. Belki de o yemekli toplantılarda söz alırken, saha içinden iki cümle kurabilmek için önce tribünde bulunmak gerekir.
Biz Malatya’da futbolu klavyeye, kulüpleri yalnızlığa, adaleti ise İstanbul merkezli bakış açısına teslim etmiş durumdayız.
Sonra da dönüp soruyoruz: “Neden heyecan yok? Neden tribünler boş?”
Tam umut kalmadı derken, şehrin bugün liglerdeki tek profesyonel temsilcisi olan Malatya Yeşilyurt Spor Kulübü’nde yaşanan yönetim değişikliği, futbolun yönünün ne kadar hızlı değişebileceğini gösterdi.
Daha düne kadar “Bu takım bu hâliyle küme düşer” diyorduk. İki maç geçti… Sadece iki maç. Kadrodan yalnızca Eren Şimşek ve hamle oyuncusu İsmail Zobu kalmışken, baştan aşağı yenilenen ekip sahaya adeta hazır bir takım görüntüsüyle çıktı.
Kağıt üzerinde küme hattında görünen Yeşilyurt, sahadaki direnç ve iştahla bir anda play-off potasına göz kırpmaya başladı.
Demek ki mesele bazen taktik değil, bazen transfer değil… Mesele inanç, organizasyon ve doğru dokunuş.
Şimdi asıl soru şu: Bu şehir, sahadaki değişimi tribünde ve medyada da gösterebilecek mi?
Yoksa yine konuşacak, yine uzaktan izleyecek mi?
Cevabı sadece futbolcular vermeyecek. Hepimiz vereceğiz.
Ama bir gerçek var: Malatya futbolu uzun zaman sonra yeniden nefes almaya başladı. Ve bu nefesi kesmemek artık bizim elimizde.