Abdullah Ergün

Şimdi Herkes Konuşuyor

Abdullah Ergün

Ülke gündeminin baş döndürücü bir hızla değiştiği günümüzde, iki gün önce yaşananlar bir anda gündemi farklı bir konuya taşıyabiliyor. Daha birkaç gün önce ekranlarda ABD–İsrail–İran–Lübnan ekseninde devam eden savaş saatlerce tartışılırken, bir anda ikinci sıraya düşebiliyor; ekranlar bir gecede bambaşka bir konuya yelken açıyor.

Her olaydan sonra aynı cümleleri duyuyoruz:
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlardan sonra;
“Çok üzgünüz.”
“Bir daha yaşanmamalı.”
“Gerekli dersler çıkarılmalı.”

Peki gerçekten ders çıkarılıyor mu?
Yoksa biz sadece konuşuyor muyuz?

Televizyon ekranlarında saatler süren canlı yayınlar yapılıyor. Uzmanlar, yorumcular, siyasetçiler sırayla söz alıyor. Ancak bu tartışmaların önemli bir kısmı, geçmişte yaşanan benzer olaylarda olduğu gibi, çoğu zaman sadece “dilek ve temenniler” bölümünde kalıyor. Sorular soruluyor ama cevaplar derinleşmeden başka bir başlığa geçiliyor. Tartışmalar uzuyor, ama sonuçlar kısalıyor.

CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın milyonların önünde elleri cebinde, safları sık ve düzenli tutan konuşmacılara konuyla ilgili yönelttiği sorunun cevabını almadan bir başka konuya geçmesi bile, yaşanan son trajedinin çözüm odağı haline gelmesini sağlayamadı.

Oysa mesele sadece bir olayın kendisi değil, o olayı doğuran zemindir.
Bugün şiddet eylemlerine karışan gençlerin yaş aralığına baktığımızda, yıllar önce aynı yaşlarda olan bir nesli hatırlıyorum. Mahalle aralarında futbol topunun peşinde koşan çocuklar vardı. Sokaklarda develeme oynayanlar, bilye ile dikkat ve geometrinin okul dışındaki teorisini farkında olmadan öğrenenler vardı. Oyun sadece eğlence değildi; paylaşmayı, sabretmeyi, kaybetmeyi ve yeniden denemeyi öğreten bir hayattı.

Büyüklerin bulunduğu ortamlarda onların yanında oturmak ve onları dinlemek, bugün “okul öncesi eğitim” adı altında verilen birçok değeri bizlere açık havada, doğal bir şekilde kazandırıyordu. Mahalle kültürünün dayanışma ve kabullenme örnekleri ise merhamet ve güzel ahlak üzerine kuruluydu.

Bu tür yazılarımda sıkça belirttiğim gibi, para sadece bir araçtı; hayatın amacı değildi. Küçük imkânlarla büyüyen bir nesil olarak gazete, dergi ve kitap üçgeninde yetiştik. İlkokul öğretmenlerimiz, fazla zorlamadan ama sağlam bir eğitim altyapısı kurabilecek bilgi ve sorumluluğa sahipti.

Şimdi ise çocukların oyun alanları daraldı, yalnızlık alanları genişledi. Sokaklar sessizleşti, ekranlar konuşmaya başladı. Bir zamanlar birlikte oynayan çocukların yerini, çoğu zaman tek başına yaşayan gençler aldı. Aile içi iletişimin azaldığı, sosyal bağların zayıfladığı, değerlerin hızla aşındığı bir ortamda büyüyen bir nesil ile karşı karşıyayız.

Sorun sadece bir güvenlik meselesi değildir.
Sorun sadece bir eğitim meselesi de değildir.
Sorun, toplum olarak çocuklarımızla kurduğumuz bağın zayıflamasıdır.

Kısaca iletişim kopukluğu.
Her trajediden sonra güvenlik önlemlerini artırmak elbette gereklidir. Ancak asıl yapılması gereken, çocukların ve gençlerin yalnızlığını azaltmaktır. Onlara sadece kurallar değil, anlam sunmaktır. Sadece disiplin değil, aidiyet duygusu kazandırmaktır.

Çünkü bir toplum, çocuklarının nasıl büyüdüğü kadar güçlüdür.
Bugün herkes konuşuyor.
Ekranlar dolu, mikrofonlar açık, cümleler çok.
Ama asıl soru hâlâ ortada duruyor:
Biz gerçekten çözüm mü arıyoruz,
yoksa sadece konuşuyor muyuz?

Yarın bir başka konu gündeme gelecek ve bu önemli konu bir anda rafa kalkacak.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olayların baş aktörlerinin, kendi zihinlerinin bilgisayar ortamından gelen tehditlere odaklanmasıyla kaçınılmaz süreçlerin devreye girdiğini görüyoruz. Çocuklarımızı spor ve sanata yönlendirmediğimiz sürece, yurt içinde ve dışında bilgisayar başında bulunan ve boşlukta kalan genç beyinlere yönelik telkinler devam edecektir.

Bu nedenle spor sahası yapmak, bir sanat atölyesi açmak ya da bir gençlik merkezi kurmak sadece sosyal bir hizmet değil, aynı zamanda toplumsal güvenliğe yapılan bir yatırımdır.
Çünkü konuşmak yetmez.
Yetiştirmek gerekir.
Ve en önemlisi, sahip çıkmak gerekir.

Çocuklarınızı karşınıza alın, onlarla konuşun.
Onları dinleyin.
Anlamaya çalışın.
Sonuçta hem siz hem de çocuklarınız kazanacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları