Şifa mahallesi yani bizim mahalle
Abdullah Ergün
Yaşanan depremlerden sonra hayata anlam kattığımız yerlere ait enkazlar anılarla beraber kamyonlarla şehir dışına götürülüyor. Anılarımızda önemli bir yere sahip olan “Şifa Mahallesi” ilk sırada yer alıyor. Bu mahallede yaşadıklarımız sade bizden önceki jenerasyon ve bizler içinde büyük anlam ifade ediyor.
Yıllar önce Belediye Konferans salonunda yapılan“ Turgut Özal’ı anma gecesi “ ne konuşması olarak katılan Kenan Işık’ın Şifa Mahallesiyle ilgili anlatımları salonda bulunanları şaşkına çevirmişti.
Kimliğimiz de Şifa Mahallesi “ yazmasından bir kez daha gurur duymuştum.
Sıtmapınarı sadece benim için değil Şifa Mahallesinde oturan ve bu mahallede hayata merhaba diyenler içinde önem taşıyor.
İngiltere’nin Manchester kenti gibi etrafı fabrikalarla dolu bir yerdi.
Batısında Sümerbank, doğusunda Tekel Fabrikası, güney batısında TCDD yolları ile çevrelenmiş bir mahalleydi.
1960–70 li yıllarda günün 07.05,15.05 ve 23.05 saatlerinde Sümerbank işçileri dağıldığı zaman İstasyon caddesinde trafik duruyordu. Banazı, Gündüzbey,Çırmıhtı, Barguzu, Kilayık arabaları kalabalığı alıp Sıtmapınarı’ndan uzaklaşıyorlardı.
Sıtmapınarı’nda bulunan Topal Hacı, Orta kahve, Ankara kahvesi ve İşçi kahvesi Sümerbak’tan yorgun çıkan işçilerin kısa ve uzun vadede yorgunluk attıkları mekânlar olarak hafızalarda kaldı.
Laz Hüseyin ve Laz Ahmet’in dürüst esnaf felsefesini üst seviyelere taşıdığı mekânlar Ahilik felsefesine uygun haldeydi.
İstasyon caddesi sadece cadde olarak hayatımızda yer edinmemişti. Piyasaya yeni çıkan Murat 124 leri görmek için Cumhuriyet İlkokulunun önünde arkadaş tayfası ile yerlerimizi alıyorduk.
Martaval atma yarışmaları, sihirbaz Golyad’ın sıhir dünyasına misafir olmak, Sinema kültürüne en az on kişilik gruplar halinde katılmak en keyifli anlarımızdı.
Renkli, Can, Şark, İstanbul ve Büyük sinemalarda western seyretmek inanılmaz zevk veriyordu.
İtalyan Yönetmen Sergio Leone’nin The Good, the Bad and the Ugly (iyi, kötü ve çirkin), Once Upon a Time in the West ( Bir zamanlar Batı’da) For A Few Dollars( Birkaç dolar için), A Fistful Of Dollars ( Bir Avuç Dolar) dört efsane filmi bizde derin izler bırkmıştı.
Şifa Mahallesinin mucidi ve sihir aleminin kralı Sihirbaz Golyad, Sergio Leone’nin western filmlerini başta plato olmak üzere hey türlü Türkçe versiyonunun Şifa Mahallesi hudutları içinde yapma fikrini söylediğinde arkadaşlar arasında müthiş bir heyecan yaşanmıştı.
Peki, bu iş nasıl olacaktı.
Bize proje ile ilgili düşüncelerini tek tek açıklamaya başlamıştı.
“Arkadaşlar biliyorsunuz vahşi batıda olduğu gibi Sıtmapınarı’nda da haydutlar ve onları yakalamaya çalışana kanun adamlarımız var.
Şifa Mahallesinde bir Clint Eastwood, Lee Van Cleef ve Eli Wallach bulmak o kadar zor bir şey değil, aha ben kendimi feda ediyorum Lee Van Cleef (Kötü ) oluyorum” diyince bizim üst jenerasyon arasında heyecan üst seviyelere çıkmıştı. Acaba Clint Eastwood ( iyi ) kim olacaktı?
Projenin mimarı Sihirbaz Golyad anlatmaya devam ediyordu.
Kasaphanenin arka kısmına (Şimdilerde çevre yolunun altında kalan yer) plato kuracağız. Bu iş için Muhtar Yanık Ömer’in yanına gideceğiz ve gerekli desteği alacağız. Arkadaşlar bu işin bu kadar kolay olmadığını söylediği zaman
Sihirbaz bizlere dönerek tabi ki kolay değil ben sadece hayallerimi sizinle paylaşmak istedim diyince hepimiz çok rahatlamıştık.
O yıllarda bir grup gencin Halk Eğitim Merkezinde tiyatro yaptıklarını “ Kültür-Sanat “ ağırlıklı dergi çıkardıklarını biliyordum. M.Refik Karahanoğlu aklımda kalan isim olmuştu. Tiyatronun yanı sıra günlük gazeteleri ve haftalık yayımlanan Ses, Hayat, Tarkan, Cep Fotoroman ve Hey dergilerini de kültür kategorimize ekliyorduk. Yerel medyada görev yapan gazetecileri de takip ediyorduk. Malatya’nın Efsane Gazetecilerinden Rahmetli Erhan Kırçuval ve Raşit Kısacık’ın yazılarını kaçırmazdık.
Tek eğlencemiz sinema değildi. Futbolu özel bir konum haline getirmiştik. Okul bahçeleri, tarlalar ve sokaklar bizin stadyumlarımız olmuştu.
Çok iyi futbol oynayan büyüklerimiz ve bizim jenerasyondan arkadaşlarımız vardı.
Amatör kulüplere gitmek o kadar kolay değildi.
Buna paralel her mahallenin kendi takımı vardı. Şifa Mahallesinde “ Bozkurtspor” en popüler takım özelliği taşıyordu.
Jilet Kazım, Tırtto Hasan, Ünsal Topalezber,Refik Bilge Kaleci Şerif, Jily Maykıl, Karababa Hasan, Dursun Sucu, Aydoğan, Vahap Kabak, Ramazan Kabak…
Bozkurtspor, mahalle maçlarında başarıdan başarıya koşarken, Topal Bedo ve Sami Kasap popüler olmanın keyfini çıkartıyorlardı.
Ankara kahvesine TCDD yollarında görev yapan personelin nöbet listesi asılıyordu.
İşte böylesine popüler bir mahallede yaşam sürüyorduk.
Malatyaspor’un Malatya İnönü stadı’ndaki maçlarına gitmek ve bunu bir şölen havasına dönüştürmek yine Sıtmapınarına özgü bir güzellikti.
Kirve Selahattin Malatayspor’un takım kaptanıydı. Görüntü itibariyle günümüz futbolcu profiline zıt bir karakter içeriyordu.
Salvador Dali bıyıkları ile o yılarlın klasik libero tipinin en iyi örneklerinden birisiydi.
O yılların takımları olan Güneşspor, Yeni Mahalle, Sincanspor Malatya İnönü stadına gelen takımlardan birkaçıydı. Şimdilerde bu takımlar kendi liglerinin amatör kümelerinde futbol yaşamlarına devam etmekteler.
Malatya İnönü stadı sadece Malatyaspor’un değil, Malatya’nın amatör küme takımlarının maçlarına da hizmet veriyordu.
Malatya Gençlik, Malatya Demirspor, Orduzu Maarifspor,Tecdespor,Adafıspor,Hilal Gençlik, Öz Yıldız gibi takımlar Malatya futbolunun lokomotifi konumundaydılar.
Malatya İnönü stadı bu maçlarda hatırı sayılır kalabalığa şahitlik yapıyordu.
Sıtmapınarı futbol olarak çok iyi konumdaydı. Yukarıda belirttiğim takımlarda çok sayıda Sıtmapınarılı futbolcular forma giyiyorlardı.
Müzik vazgeçilmezler arasında ilk sıralarda yer alıyordu.
“ Burası Malatya Şehir Kemal Özalper Endüstri Meslek Lisesi Radyosu “ anonsu ile hala belleklerde yer alan ve davudi bir sese sahip olan Dilaver Uyanık’ın radyo anonsu yıllarca kulaklarımızda çınlandı.
Şükran Ay, Suat Sayın, Sami Kasap, Topal Bedo ve her Malatyalının gönlünde ayrı bir yere sahip olan Malatyalı Fahri dönemin en çok dinlenilen şarkıcılarıydı.
Sümerbank’ın havuz başında Sümerbank orkestrası ise dönemin pop parçalarını canlı olarak izleyenlere sunuyorlardı. Salvatore Adamo,Joan Beaz,Enrico Macias,Edifp Piaf,Demis Roussos ve Malatya kökenli ünlü Fransız besteci ve Şarkıcı Marc Aryan başta olmak üzere diğer pop şarkıcılarının eserlerini canlı performansları ile yorumluyorlardı.
Erkin Koray, Erkut Taçkın, Alpay, Cem Karaca, Barış Manço, Tülay German, Ayten Alpman, Cahit Oben, Mavi Işıklar gibi o dönemin popüler yerli şarkıcıların hit parçaları da yine Sümerbank orkestrası tarafından havuz başında bulunanlara canlı performans ile sunuluyordu.
Bunlar arasında Marc Aryan’ın ayrı bir yeri vardı.
Yıllar önce Marc Aryan ile ilgili ilginç bir olay yaşamıştım.
“1984 yılında Vilayet parkında Nemrut dağına gitmek için hazırlık yaparken, yanıma Fransız bir turist gelmişti.
Yarı aksak Türkçesiyle bana Malatyalı olup olmadığımı sordu.
Bende Malatyalı olduğumu söyledim.
Daha sonra beraber Nemrut dağına gitmek için minibüse bindik.
Yol boyunca bana Malatya ile ilgili sorular sordu. Bende kendisine Malatya’yı beğenip beğenmediğini sormuştum.
Bana Nemrut dağını görmenin yanı sıra hayranı olduğu Marc Aryan’nın memleketini görmesinin Malatya’ya gelmesinde etkili olduğunu söyleyince şaşırmıştım.
Fransız bir turist hayranı olduğu bir şarkıcının memleketini görmek için Paris’ten Malatya’ya gelmişti.
Marc Aryan ile ilgili bilgileri yol boyunca bana anlattı. Mükemmel yorumculuğunun yanı sıra ailesinin bir dönem yaşamını sürdürdüğü Malatya’yı her platformda anlatması hayranlarının ilgisini çekmişti.
O kadar çok Malatya hayranıymış ki,
Paris’teki plak stüdyosunun adını “ Malatya “ koymuştu.”
Yıllar sonra Marc Aryan ile ilgili dokümanlar toplamaya başladım. Çok ilginç belgelere ulaşmıştım. Türk Pop Müziğinin unutulmaz eserlerinden bazılarının orijinali ünlü bestesi Marc Aryan’a aitti.
Bunların içinde bir tanesi var ki üzerinden yıllar geçmesine rağmen halen beğeni ile dinleniyor.
Usta Yorumcu Alpay’ın seslendirdiği “ Eylül de Gel” adlı şarkının orijinali olan “Qu'un Peu D'amour”
Ay-feri’yi unutulmaz arasına sokan “ Bir gün anlarsın “ adlı parçanın orijinali “Si J'étais Sur”
Ve…
Ajda Pekkan’ın’ın seslendirdiği sözlerini Fecri Ebcioğlu’nun yazdığı, “ Dünya Dönüyor ( Atlı Karınca )“ parçasının orijinali olan “Volage Volage” yine Marc Aryan’a aitti.
Kendisinin Türkçe seslendirdiği “ İstanbul “ adlı parçası halen beğeni ile dinlenmekte.
1960 ve 70 li yıllarda “ Türkçe Sözlu Hafif Müziğin sevilmesinde Enrico Macias, Nana Mouskouri, Hugues Aufray, Salvatore Adamo, Giannis Parios gibi o yılların popüler şarkıcıların unutulmaz 45 lik plakları başta Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal olmak üzere diğer söz yazarları ile altın yıllarını yaşamıştı.
Bunlar içinde Malatya aşığı Marc Aryan’ın unutulmaz eseri olan ve Alpay’ın seslendirdiği “ Eylül de gel “ olan Qu'un Peu D'amour unutulmazlar arasına girmiş durumda.
Ulusal gazetelerde Marc Aryan ile haberler bazen yayımlanıyor.1984 yılında Fransız bir turist tarafından ilk defa adını duyduğum besteci ve yorumcu hakkında geçen süreçte oldukça fazla bilgiye ulaşmıştım.
Nemrut Dağına gelen Fransız turistlerle müzik sohbetleri yaparken mutlaka Marc Aryan’dan bahsediliyor.
Fransızlar kendileri için çok önemli olan bestekârın Malatya kökenli olmasının önemli olduğunu belirtiyorlar.
Malatya aşığı büyük bestekâr 30 Kasım 1985 yılında hayata veda etti.
2006 yılında Turgut Özal’ı anma gecesinde Kenan Işık’ın “ Şifa Mahallesi “ ile ilgili düşünceleri bana bu satırları yazmama vesile oldu.
Gerçi o yıllara ait Şifa mahallesinde bazı güzellikler zamanla yok oldu.
Sümerbank artık yok. Sümerbank’a ait havuz başı ve sineması da anılarda kaldı. Sihirbaz Golyad artık aramızda değil.
Şifa mahallesi artık eski şifa mahallesi değil. Yaşanan depremlerden sonra anılarımıza tanıklık eden mekanlar, birer birer ortadan kaldırılıyor.
Fakat 70 ve 80’li yıllara ait mahallemizde geçen ve hala konuşulan anıları yaşatmaya devam edeceğiz.