Abdullah Ergün

Kuyuya Atılan Taş

Abdullah Ergün

“Delinin biri kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.”
Bazen bir atasözü, yüzlerce sayfalık siyasi analizden daha fazla şey anlatır. Bugün ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan ve Körfez’den tüm Ortadoğu’ya yayılan tablo da tam olarak bunu hatırlatıyor.

28 Şubat’ta başlatılan savaşın arkasında iki isim vardı: Donald Trump ve Benyamin Netanyahu. Her iki lider de kameraların karşısına geçip aynı iddiayı dile getirdi: “Bu iş kısa sürede biter.” Hatta İran’ın en fazla iki gün dayanabileceği söylendi.

Ama savaş meydanı, televizyon stüdyolarına benzemez.
Savaş, sloganlarla değil sonuçlarla konuşur.

Bugün gelinen noktada o büyük iddiaların yerini derin bir kriz aldı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması sadece bölgesel bir hamle değil, küresel bir ekonomik deprem anlamına geliyor. Dünya petrol ticaretinin can damarlarından biri olan bu boğazın kapanmasıyla petrol fiyatları tarihi seviyelere tırmandı. Enerji piyasaları sarsıldı, küresel ekonomi diken üstüne geldi.

Savaşın dışında kalan ülkeler petrolde artan maliyetlerden doğal olarak ABD ve İsrail’i sorumlu tutuyorlar.

Daha düne kadar İran’ın birkaç gün içinde çökeceğini söyleyen Trump ise bugün başka ülkelere çağrı yapıyor. Washington yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın açılması için uluslararası askeri destek talep ediyor. Bu çağrı bir güç gösterisinden çok, yanlış hesap yapan bir liderliğin acil çıkış arayışı gibi duruyor.

Fakat dünya bu çağrıya beklenen şekilde karşılık vermiyor.
Birçok ülke açık ya da diplomatik ifadelerle aynı gerçeği hatırlatıyor:
“Bu savaşı biz başlatmadık. Bu savaş bizim savaşımız değil.”

Uluslararası ilişkilerin acı bir gerçeği vardır:
Savaşı başlatmak bazen kolaydır, ama sonuçlarını yönetmek her zaman mümkün değildir.
Bugün yaşananlar tam da bunu gösteriyor. Büyük güç olmanın verdiği özgüvenle atılan adımlar, hesap edilmeyen sonuçlar doğurabiliyor. Birileri strateji kurduğunu sanırken, aslında dünyayı yeni bir krizin eşiğine sürükleyebiliyor.

Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’a kadar birçok cephede hayal kırıklığı yaşayan ABD, en büyük tepkiyi ise sonunda kendi topraklarında aldı.

Amerika Birleşik Devletleri bugün kendisini demokrasi ve özgürlüklerin savunucusu olarak dünyaya anlatmayı seviyor. Ancak bu anlatının arkasında çoğu zaman görmezden gelinen karanlık bir tarih yatıyor. Kovboy hikâyeleriyle romantikleştirilen ve en büyük kovboy olarak lanse edilen John Wayne filmlerle efsaneleştirilen o geçmişin ardında, aslında milyonlarca Kızılderili’nin yok edildiği bir trajedi bulunuyor. Bugün “medeniyetin kuruluşu” olarak anlatılan o dönem, Amerika kıtasının gerçek sahipleri için büyük bir yıkım ve insanlık tarihine geçen acı bir sayfa olarak hatırlanıyor. Tarih, çoğu zaman kazananların kaleminden yazılır; ancak gerçekler, bütün propaganda çabalarına rağmen bir şekilde gün yüzüne çıkmayı başarı.

ABD’de görev yapan başkanlar çoğu zaman birbirlerini tamamlayan bir politika çizgisi izlediler. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile yaşanan Soğuk Savaş yılları olmasaydı, bugün dünyaya yaşattıkları birçok müdahaleyi belki de o yıllarda hayata geçirebilirlerdi. Ancak iki kutuplu dünya düzeni, Washington’un hareket alanını belirli ölçüde sınırlıyordu. Bugün ise Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağılmasının ardından oluşan uluslararası ortam, ABD’nin daha pervasız ve daha müdahaleci yüzünü ortaya koymasına zemin hazırlamış görünüyor.

Bu tablo aslında ABD dış politikasının yıllardır değişmeyen bir gerçeğini de ortaya koyuyor. Washington yönetimi çoğu zaman askeri gücüne güvenerek kısa sürede sonuç alabileceğini düşündüğü müdahalelere girişti. Ancak sahadaki gerçekler çoğu zaman planlanan senaryolarla örtüşmedi. Vietnam’da bataklığa saplanan bir savaş, Afganistan’da yirmi yıl süren ama sonuç vermeyen bir müdahale ve Irak’ta yıllarca süren istikrarsızlık bunun en somut örnekleri olarak tarihe geçti.

Ortadoğu ise bu hatalı hesapların en ağır sonuçlarının yaşandığı coğrafyalardan biri oldu. Irak’ın işgaliyle başlayan süreç, bölgedeki dengeleri altüst etti. Suriye’de faaliyet gösteren terör örgütlerine yıllarca destek veren ve sonunda bu işten bir çıkar elde edemeyeceğini anlayınca geri çekilen ABD’nin yaptığı her müdahale, bölgede yeni krizlerin yaşanmasına neden oldu.

Bugün İran’la yaşanan gerilim ve Körfez’e yayılan kriz de aslında bu uzun zincirin yeni bir halkası gibi görünüyor. Dün yapılan hatalardan ders çıkarılmadığında, tarih çoğu zaman kendini tekrar eder. Ortadoğu’nun bugün içinde bulunduğu karmaşa da tam olarak bu gerçeğin bir yansımasıdır.

Ve şimdi herkes aynı soruyla karşı karşıya:
Kuyuya atılan o taşı kim çıkaracak?

Çünkü görünen o ki, kuyuya taşı atanlar artık kuyunun başında değil;
Taşı kuyudan çıkartmak için kendileri gibi başka deliler bulmak için arayışlara yöneldiler.

Yazarın Diğer Yazıları