Abdullah Ergün

Konuşanlar, Dinleyenler ve Not Alanlar

Abdullah Ergün

Malatya yine konuşuyor.
Salonlar dolu, kürsüler hazır, sunumlar tamam.
Ama şehir hâlâ aynı soruyu soruyor:
Gerçekten neyi konuşuyoruz?

Depremin üzerinden zaman geçti.
Fakat şehrin içinde bulunduğu sıkıntıların tam olarak ne olduğu hâlâ netleşmiş değil.
Sorunlar ortada, çözümler ise çoğu zaman cümlelerin içinde kayboluyor.

Bugün Malatya’da en büyük risk, sadece betonun artması değil;
betonun sorunları büyütmesi.

Birbirine bağlı binaların yükseldiği bir şehirde, sosyal hayatın da aynı şekilde sıkışması kaçınılmazdır.
Planlama yapılmazsa, yarının sorunları bugünden inşa edilir.
Kimse şaşırmasın.
***
Malatya denince akla ilk gelen ürün kayısıdır.
Bu bir gerçek.

Ama yıllarca “Kayısıdan başka bir şeyimiz yok” diyenlerin, bugün aynı cümleyi tekrar edip etmediğini merak ediyorum.

Geçen yıl yaşanan kayısı felaketinin bu yıl tekrar etmemesi herkesin ortak duası.
Fakat bir şehrin kaderi tek bir ürüne bağlanamaz.
Ekonomi çeşitlenmezse, risk büyür.
Bu kadar basit.
***
Yıllar önce Kernek Meydanı için “sakın değiştirmeyin” yönünde uyarı yazıları yazıldı.
Ben de yazdım.
Belki de en sertini ben yazdım.
Sonuç değişmedi.

Bir zamanlar şehrin nefes aldığı, ağaçların gölge verdiği, insanların dinlendiği Kernek;
bugün betonun gölgesinde kaldı.

Bu bir şehircilik hatası değil.
Bu bir şehir hafızasının kaybıdır.

Ve hafızasını kaybeden şehirler, aynı hatayı tekrar eder.
***

Son olarak, bir otelde yapılan ve şehrin sorunlarının konuşulduğu, çözüm için nelerin yapılması gerektiğinin tartışıldığı toplantıya katılımın yüksek olduğunu fotoğraf karelerinden gördüm.

Salon dolu.
Not defterleri açık.

Ama asıl soru şu:
O notların ömrü ne kadar?

Eğer anlatanların bilgisi derin değilse, yazılan notların değeri de uzun sürmez.
Toplantı yapmak kolaydır.

***

Sorun sadece şehrin hazır olmaması mı?
Turizm de hâlâ hak ettiği yerde değil.

1983 yılında üç arkadaşımla birlikte Kahta üzerinden zirveye çıktığım günü hâlâ hatırlıyorum.
İlk kez gördüğümde şunu düşünmüştüm:
Bu dağ, sadece bir dağ değil; bir hazinedir.

Bugün de aynı noktadayım.

Malatya’ya en çok turistin geldiği yıllarda, 1984 ile 2000 arasında, her kafileyi zirveye taşıdığımızda sadece turistleri değil, onların dünyaya bakışını da tanıyorduk.

Devlet desteği yoktu.
Kurumsal planlama yoktu.
Ama istek vardı.

Bugün ise imkân çok, hareket az.

Temmuz ayında Fransa’dan gelecek bir aileyi Malatya üzerinden Nemrut Dağı’na götürmek için görüşmelerim sürüyor.
Bu küçük bir organizasyon olabilir.
Ama büyük bir gerçeği hatırlatıyor:
Turizm konuşularak değil, götürülerek yapılır.

Otel salonlarında turizmi anlatanların en son ne zaman Nemrut Dağı’na çıktıklarını gerçekten merak ediyorum.
Çünkü sahaya gitmeyen, turizmi yönetemez.
***
Elimizde Nemrut Dağı gibi dünya çapında bir değer var.
Buna rağmen bazılarının Arslantepe’yi hemen ön plana çıkarma çabası bana aceleci geliyor.

Arslantepe değerlidir.
Ama her değerin bir zamanı vardır.
Turizmde sıralama önemlidir.
Önce marka, sonra alternatif gelir.

Çok değil birkaç gün önce şehrin turizmi hakkında yazdığım köşe yazımdan bir bölüm:

Malatya’da turizm var mı?
Kâğıt üstünde var.
Sahada?
Yok.
Toplantı var.
Sunum var.
Hedef var.
Turist yok.

Bu kadar net.

Elimizde ne var?

Nemrut Dağı var.
Arslantepe Höyüğü var.
Biraz ileride Göbeklitepe var.
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası var.

Dünya üzerinde, UNESCO listesinde yer alan dört büyük miras alanının bu kadar yakın konumlandığı başka bir bölge yok.
Dünya bu dört yer için kıta değiştiriyor.
Biz birbirine bağlayamıyoruz.
*Eğer lütfedip toplantıya çağrılmış olsaydım, konuyu daha geniş anlatma şansım olacaktı.
***
Kültür turizmi için Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin zihnindeki iki adres yıllardır değişmedi:
Kapadokya.
Nemrut Dağı.

Bu gerçeği görmeden yapılan her plan eksik kalır.

Malatya’nın sorunu konuşmak değil.
Malatya’nın sorunu, konuşulanların hayata geçmemesidir.

Çünkü şehir;
konuşanların değil, yapanların elinde büyür.

Yazarın Diğer Yazıları