Abdullah Ergün

İlgililere Notlar: Başucu Yazıları (1)

Abdullah Ergün

Son birkaç gün içinde Malatya’nın geleceğine yönelik iki önemli toplantı yapıldı.
Toplantılar yapıldı diyorum; çünkü davet listelerine bakıldığında Malatya’yı yıllarca yaşamış, bu şehrin sokaklarını, insanını ve hafızasını tanıyan bazı arkadaşların o salonlarda olmadığını gördük.

Ben de o isimlerden biriyim.
Ama açık söyleyeyim: Davet edilmemiş olmamdan dolayı kırgın değilim.
Benim derdim bir davet listesinde yer almak değil;
Malatya’nın geleceği konuşulurken bu şehre dair bilgi ve tecrübelerimi paylaşma fırsatı bulamamaktır.

Bugün artık şunu sormanın zamanı geldi:
Toplantılar yapılıyor, ama Malatya gerçekten dinleniyor mu?

Eski Malatya’yı Anlatmak Kolay, Yaşatmak Zor
Malatya’nın en güzel yıllarını yaşamış bir neslin temsilcisi olarak şunu açıkça söyleyebilirim:
Bir zamanlar hoşgörünün, dostluğun, dayanışmanın ve mahalle kültürünün hâkim olduğu bir Malatya vardı. İnsanlar birbirinin derdiyle dertlenir, sevinciyle sevinirdi.
Bugün ise beton yükseliyor ama ortaya çıkan tablo nasıl bir görüntü ortaya koyacak o bilinmiyor.
Yeni bir şehir kuruluyor olabilir.
Ama yeni bir şehir kurmak, eski bir şehri unutturmak anlamına gelmemelidir.
Şimdi açıkça soruyorum:
Bu şehri planlayanlar, o şehirde yaşayacak insanların alışkanlıklarını ve ruhunu gerçekten hesaba katıyor mu?

***
Turizm Sadece Konuşuluyor,
Malatya’da turizm yıllardır konuşuluyor.
Her toplantıda aynı cümleler kuruluyor, aynı hedefler açıklanıyor.
Ama sahaya baktığınızda tablo değişmiyor.
Nemrut Dağı dünya mirası diyoruz.
Arslantepe dünya mirası diyoruz.
Ama Nemrut’a giden yol hâlâ insanı bıktıran bir yol olarak karşımızda duruyor.
1980’li yıllarda Malatya’dan her gün minibüslerle yabancı turist taşındığını hatırlayan bir kuşak var.
O yıllarda imkân yoktu ama heyecan vardı.
Bugün imkân var ama aynı heyecanı görmek zor.
Turistleri sırtında Nemrut Dağı’nın zirvesine taşıyan Şevket Aydın gibi insanların hikâyeleri, turizmin nasıl fedakârlıkla ayakta tutulduğunu gösterir.
Bugün o fedakârlığın yerini çoğu zaman masa başı konuşmalar aldı.
Nemrut Dağı’nın eteklerinde yaşayan ve bölgeyi yakından tanıyan Şevket Aydın’ın bu toplantılara davet edilip, Nemrut Dağı’nın tarihsel sürecini ve karşı karşıya olduğu sorunları bizzat anlatması neden hiç düşünülmez?
Gerçek şu ki:
Turizm toplantılarla değil, yolla, hizmetle ve sahadaki emekle gelişir.
Eğer Arslantepe’ye ayrılan bütçenin bir kısmı Nemrut Dağı’nın 2,5 kilometrelik yoluna harcanmış olsaydı, bugün Malatya turizmi bambaşka bir noktada olabilirdi.
Bu bir eleştiri değil, bir tespittir.
Turiste Ne Sunacağımızı Hâlâ Yanlış Konuşuyoruz
Bir başka konu da Malatya mutfağının bu tür toplantılarda sık sık gündeme getirilmesi.
Yıllardır yerli ve yabancı turistleri Nemrut Dağı’na götüren biri olarak açıkça söyleyebilirim:
Gelen ziyaretçilerin içli köfte, yaprak sarması ya da kağıt kebabı istediğine neredeyse hiç şahit olmadım.
Turist önce yolu sorar.
Turist önce ulaşımı sorar.
Turist önce hizmeti sorar.
Yani mesele sofradan önce altyapıdır.
Bugün hâlâ turizmi yemek listeleri üzerinden konuşuyorsak, sorunun nerede olduğunu doğru tespit edememişiz demektir.
Turizm, menüyle değil planla gelişir.
Reklamla değil hizmetle büyür.
Konuşmakla değil yapmakla ilerler.
Yerel yönetimler açısından bakıldığında Battalgazi Belediyesinin turizm noktasında büyük bir avantaja sahip olduğu tartışmasız bir gerçek.
Arslantepe ve Nemrut Dağı gibi dünya mirasından birini ilçede diğerinin de ilçeye yakın konumda olması, sadece bir şans değil; aynı zamanda ağır bir sorumluluktur.
Bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek ise lafla değil, akılla, planla ve kararlılıkla mümkündür.
Bugün Battalgazi’de turizm konuşuluyor, toplantılar yapılıyor, projeler dillendiriliyor.
Ancak turizm sadece toplantı salonlarında konuşularak gelişmez.
Turizm; katılımla, ortak akılla ve şeffaflıkla büyür.
Battalgazi Belediye Başkanı Bayram Taşkın’ın bu konudaki yaklaşımı ve ortaya koyduğu düşünceler elbette önemlidir.
Ancak asıl önemli olan, bu düşüncelerin sahaya nasıl yansıyacağıdır.
Çünkü turizm vizyonu kâğıt üzerinde değil, sahada hayat bulur.
***
MAGİMDER ile Battalgazi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği toplantıların ilki yapıldı.
Bu toplantılar, doğru yönetildiğinde Malatya için önemli bir fırsata dönüşebilir.
Ama yanlış yönetildiğinde sadece zaman kaybı olarak tarihe geçer.
Burada asıl mesele şudur:
Bu şehir için söz söyleyenler mi davet edilecek,
yoksa sadece alkışlayanlar mı?
Bundan sonraki süreçte katılım ve sahiplenme konusunda iyimser olmadığımı açıkça ifade etmek isterim.
Çünkü davet edilmeme düşüncesi beraberinde duygusallıkta getiriyor.
Davet edilmeyen, aslında fikirdir.
Davet edilmeyen, eleştiridir.
Davet edilmeyen, ortak akıldır

***
Ahmet Kaya’ya Sahip Çıkmak Cesaret İster
Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde Ahmet Kaya’nın doğum ve ölüm yıl dönümlerinde anma geceleri düzenleniyor.
Ama ne gariptir ki, doğduğu, çocukluk yıllarını geçirdiği şehir olan Malatya bu listede yer almıyor.
Şimdi açık konuşalım:
Bu bir eksiklik değil, bu bir çekingenliktir.
Bu bir unutkanlık değil, bu bir sorumluluktan kaçıştır.
Çocukluk yıllarımızda Sıtmapınarı’nda, İşçi Evleri’nde aynı sokaklarda dolaştığımız, aynı havayı teneffüs ettiğimiz Ahmet Kaya ile yıllar sonra karşılaştığımda, onun ağzından çıkan üç kelimeyi hiç unutmadım:
“Sıtmapınarı… İşçi Evleri… Malatya…”
Bu kelimeleri söylerken gözlerinden süzülen yaşlar, bir Malatya sevdalısının memleketine olan bağlılığını anlatmaya yetiyordu.
Bugün ise soruyorum:
Bu şehir kendi yetiştirdiği bir sanatçıyı anmaktan neden çekiniyor?
Malatya’da Ahmet Kaya adına bir anma gecesi, bir söyleşi ya da bir kültür programı düzenlemek için bu şehirde yürekli seçilmişlere ve atanmışlara ihtiyaç var.
Cumhurbaşkanımız ne zaman Malatya’ya gelse konuşmasının ilk bölümünde mutlaka “Ahmet Kaya” dan bahsederdi.
***
Yıllar önce Malatya’dan Lübnan’a, oradan Belçika’ya kadar uzanan bir hayat hikâyesi yazan Marc Aryan’ın Malatya sevgisini acaba kaçımız gerçekten anlayabildik?
Alpay ve Ajda Pekkan’ın da aralarında olduğu birçok sanatçının seslendirdiği bazı parçaların müzik bölümünde Marc Aryan’ın imzası yatıyor.
Bugün hâlâ dillerden düşmeyen Alpay’nın “Eylül’de Gel” parçası, Marc Aryan’ın “Qu’un Peu D’amour” adlı eserinden uyarlanmıştır.
Marc Aryan, Belçika’da kurduğu plak şirketine “Malatya” adını verecek kadar bu topraklara bağlıydı.
Yani bu şehri sadece doğduğu yer olarak değil, kimliğinin bir parçası olarak görüyordu.
Onun gibi onlarca sanatçı, yıllarca bu şehrin özlemiyle yanıp tutuştu.
Ama biz ne yaptık?
Onları ne kadar hatırladık ne kadar sahip çıktık?
Bir şehri büyüten şey sadece ünlü insanlar yetiştirmesi değildir.
Asıl büyüklük, o insanlara yaşarken değer vermekle ölçülür.
Malatya büyük insanlar yetiştiren bir şehir.
Ama o insanlara sahip çıkmak konusunda hâlâ cesaret sınavı veriyor.
Yapılan toplantılarda şehrin geleceği konuşulurken, içimizden çıkan değerlerin de programlara alınması gerektiğini yetkililere benim adıma lütfen iletin.
Çünkü bir şehrin gerçek ayıbı, ünlü çıkaramamak değil;
çıkan değeri görmezden gelmektir.
***
Malatya’yı terk etmem için onlarca neden sayabilirim.
Son olarak şunu da yaşadım:
Bu şehrin Kültür-Sanat, Yaşam, Spor ve turizmini konuşan iki önemli toplantıya davet edilmemek.
Bütün bunlara rağmen bu şehri terk etmemem için tek bir neden var:
“Bu Şehri Çok Seviyorum.”

Yazarın Diğer Yazıları