Abdullah Ergün

Geçmişin Sıcaklığı, Bugünün Sessizliği

Abdullah Ergün

Her geçen gün bir önceki günü aratıyor. İnsan bazen bunun farkına bir sohbetin ortasında varıyor. Konu dönüp dolaşıp hayata geldiğinde cümlelerin öznesi çoğu zaman geçmiş zaman oluyor. “Eskiden…” diye başlayan cümleler, sanki bugünün eksiklerini anlatmanın en kolay yolu hâline geliyor.

Bir zamanlar insanların mutluluğa daha sıkı sarıldığı yıllar vardı. Mutluluk bugünkü gibi karmaşık bir kavram değildi; çoğu zaman küçük şeylerde saklıydı. Bir selam, bir kapı önü sohbeti, akşamüstü içilen bir bardak çay… Para elbette vardı ama hayatın merkezinde değildi. Daha çok ticaret yapanların kullandığı bir araçtı. İnsanların değeri, sahip olduklarıyla değil, nasıl yaşadıklarıyla ölçülürdü.

Yıllar öncesinin komşuluk ve akrabalık ilişkileri hayatın en doğal bağlarıydı. İnsanlar birbirinin kapısını çekinmeden çalardı. Bir tabak yemek paylaşmak, bir derdi dinlemek ya da bir sevinci birlikte büyütmek olağan şeylerdi. Çocuklar sokaklarda birlikte büyür, büyükler birbirine hayatın inceliklerini öğretirdi. Belki de bu yüzden o ilişkiler, insanın karakterini şekillendiren görünmez bir okul gibiydi.

Bir zamanlar mutluluğun daha sade yaşandığı yıllar vardı. Büyük beklentilere gerek yoktu. Sokaklar çocukların, mahalleler insanların ortak yaşam alanıydı. Gün boyu süren sokak maçlarının ardından ilk başvurulan “enerji takviyesi” çoğu zaman ekmek üzerine sürülen bir parça salça olurdu. Belki basitti ama tadı hâlâ hafızalarda.

Akşam namazına kadar süren maçların kritiği ise bitmezdi. O günün tartışmaları, bir sonraki günün maç öncesi değerlendirmelerinde yeniden gündeme gelirdi. Kim iyi oynadı, kim gol kaçırdı… Mahallenin küçük futbol yorumcuları, ertesi günün maçını sanki büyük bir derbiye hazırlanır gibi konuşurdu.

Bugün “iyi ki o yıllarda yaşamışım” diyenleri iyi anlamak lazım. Çünkü o söz, sadece geçmişe duyulan özlemi değil; aynı zamanda insan ilişkilerinin sıcaklığını anlatır.

Şimdilerde ise tablo biraz farklı. Ekonomik olarak daha iyi konumda olan pek çok insan var. İmkânlar çoğaldı, teknoloji gelişti, hayat kolaylaştı. Ama bütün bunlara rağmen mutluluk katsayısının neden gerilerden geldiğini uzun uzun anlatmaya gerçekten gerek var mı?

Hayatın temposu hızlandıkça insanlar birbirine biraz daha mesafe koyar oldu. Aynı apartmanda yaşayanlar bile çoğu zaman birbirinin adını bilmeden yıllar geçiriyor. Asansörde göz göze gelmemek için çoğu kişi, asansör kullanma talimatını okumayı tercih ediyor. Oysa bazen bir selam, bir kısa sohbet bile insanın gününü değiştirebilecek kadar değerlidir.

Belki de mesele sadece geçmişi özlemek değildir. Mesele, o yılların içindeki samimiyeti ve paylaşmayı yeniden hatırlayabilmektir. Çünkü insanın hayatını güzelleştiren şeyler çoğu zaman büyük imkânlar değil, küçük ama içten anılardır

Teknoloji ilerledi, imkânlar arttı; fakat insanın içini ısıtan o samimi bağlar giderek seyrekleşti.

Belki de bu yüzden geçmişe duyulan özlem yalnızca bir nostalji değil. Bir anlam arayışı… Çünkü insan, hayatın karmaşası içinde kaybettiği sıcaklığı çoğu zaman hatıralarında buluyor. Geçmişi anlatırken aslında bugüne dair bir eksikliği dile getiriyoruz.

Belki de asıl mesele geçmişe dönmek değil; geçmişin bize hatırlattığı değerleri bugünün hayatına yeniden katabilmek. Çünkü insan ilişkileri güçlendikçe, hayatın yükü de biraz daha hafifler. Ve belki o zaman, her yeni gün bir öncekini aratmak yerine ona umut ekleyebilir.

Yazarın Diğer Yazıları