Abdullah Ergün

Eserinizle Gurur Duyun!

Abdullah Ergün

17 yaşında bir genç, öğretmenini bıçaklayarak öldürüyor.
Bir öğretmen daha toprağa düşüyor.
Bir sınıf daha kararıyor.
Ve biz yine şaşkınız. Yine üzgünüz. Yine tepkiliyiz.
Ama dürüst olalım: Şaşırmadık.
Bu bir anlık öfke patlaması değil. Bu, yıllardır adım adım örülen bir çöküşün sonucudur. Otoritenin bilinçli şekilde itibarsızlaştırıldığı, disiplinin “baskı” diye yaftalandığı, sınır koymanın “çocuğun psikolojisini bozar” diye kriminalize edildiği bir düzenin kaçınılmaz finalidir bu.
Bir dönem bir öğretmen öğrencisine tokat attı diye günlerce linç edildi. Mahkeme kapılarında süründürüldü. O olay sadece bir dosya değildi. O gün verilen mesaj şuydu:
“Öğretmen, sakın dokunma. Sakın karışma. Sakın risk alma.”
Ve öğretmenler mesajı aldı.
Artık sınıfta alenen saygısızlık yapan öğrenciye çoğu zaman ses çıkarılmıyor. Çünkü bir disiplin uygulamanın bedeli soruşturma. Bir tutanak tutmanın bedeli veli baskısı. Bir sınır koymanın bedeli sosyal medya linci.
Dinledikleri müziklerle küfür ve argo alt yapılarını sağlam temellerine getiren, bilgisayarda oynadıkları şiddet oyunlarının bilgisayar dışına taşınma noktasında ortam bulmakta zorlanmadıkları dönemleri yaşıyoruz.
Sonra dönüp soruyoruz:
“Bu gençler neden bu kadar pervasız?”
Çünkü biz onlara pervasız olabilecekleri bir zemin hazırladık.
Evde sınır yok.
Okulda yaptırım yok.
Toplumda caydırıcılık yok.
Ama bolca mazeret var.
“Çocuğun travması var.”
“Ergenlik dönemi.”
“Psikolojisi hassas.”
Peki ya öldürülen öğretmenin psikolojisi? Peki ya sınıfta kalan diğer öğrencilerin güvenliği?
Gerçek şu:
Biz çocuk yetiştirmiyoruz.
Biz sorumluluktan kaçan bir kuşak inşa ediyoruz.
Eve kaçta geldiğini sormayan, aynı sofraya oturmayan, “aman aramız bozulmasın” diye rehberlikten vazgeçen anne babalar…
Çocuğun dinlediği dili, izlediği içeriği, maruz kaldığı şiddeti “çağın gereği” diye normalleştirenler…
Bugün aynaya bakmak zorundasınız.
Çünkü eğitim sadece okulun işi değildir.
Öğretmen, evde verilmeyen terbiyenin telafi merkezi değildir.
Öğretmeni yalnız bıraktınız.
Yetkisini budadınız.
Sözünü değersizleştirdiniz.
Şimdi sonuçları daha gür ortaya çıkmaya başladı.
Şiddetin faili elbette bireydir. Kimse suçu toplumun geneline yıkamaz. Ama o bireyi yetiştiren kültürü de aklayamazsınız. Disiplini düşmanlaştırıp, otoriteyi aşağılayıp, öğretmeni sıradanlaştırıp sonra “Nasıl oldu?” diye soramazsınız.
Bir ülkenin sınıflarında öğretmen korkuyorsa, o ülkenin geleceği güvende değildir.
Karar vermek zorundayız:
Öğretmeni sistemin en zayıf halkası yapmaya devam mı edeceğiz?
Yoksa eğitimi gerçekten ciddiye mi alacağız?
Çünkü her trajediden sonra birkaç gün konuşup unutacaksak…
Her olaydan sonra sadece sosyal medyada öfke kusup da hiçbir şeyi değiştirmeyeceksek…
Evet.
O zaman eserinizle gurur duyun.
“Bir çocuğu eline çanta verip okula göndermekle onu eğitmiş olmazsınız.”
“Münir Özkul “ 

Yazarın Diğer Yazıları