Abdullah Ergün

Bir Türkü, Bir Dönem

Abdullah Ergün

Yıllar önceydi… Anadolu’nun ozan geleneğini taşıyan güçlü bir ses, Malatya spor salonunda yankılanıyordu. Sahnedeki isim, halk ozanı Âşık İhsani idi. Bağlamasının teline vuruyor, gür sesiyle türkülerini söylüyordu. Söylediği parçalardan biri de dönemin politik atmosferini yansıtan “Katil Amerika” türküsüydü.

Türkü salonu dolduran kalabalığın bir bölümünü coştururken, bir kısmını da öfkelendirmişti. Salonda bulunan bir grup aniden ayağa kalktı ve “Komünistler Moskova’ya!” sloganları atmaya başladı. O an, sadece bir konserin içindeki küçük bir tartışma değildi. O an, aslında 1970’lerin Türkiye’sinin fotoğrafıydı.

O yıllarda Türkiye, keskin ideolojik kamplara bölünmüş bir ülkeydi. Sağ ve sol görüşlü gruplar arasındaki gerilim yalnızca üniversite kampüslerinde ya da siyasi meydanlarda değil; konser salonlarında, kahvehanelerde, sokaklarda ve hatta mahalle aralarında bile hissediliyordu. Gün batımından sonra birçok şehirde cadde ve sokakların sessizliğe bürünmesi tesadüf değildi. İnsanlar evlerine çekilir, geceyi mümkün olduğunca sakin geçirmek isterdi. Çünkü ülkenin üzerine çöken gerilim, her an yeni bir çatışmanın habercisi gibiydi.

Âşık İhsani ise o gün sahnede bir ozanın yüzyıllardır yaptığı şeyi yapıyordu: gördüğünü, düşündüğünü ve hissettiğini türküye döküyordu. Halk ozanlarının dili bazen serttir, bazen meydan okur; ama her zaman yaşadığı çağın izlerini taşır.

Aradan yıllar geçti. Dünya değişti, dengeler değişti; fakat tartışmalar bitmedi. Dün bir türkünün sözlerine tepki gösterenlerin bir kısmı bugün, Âşık İhsani’nin “Katil Amerika” derken ne kadar haklı olduğunu söylüyor. Günümüzde dünya siyasetinde yaşanan savaşlar, işgaller ve uluslararası gerilimler birçok ülkede geniş protestoların konusu olabiliyor. Tarih bize şunu hatırlatıyor: Dünya siyaseti değişse de toplumların hafızası ve tartışmaları kolay kolay ortadan kalkmıyor.

Belki de o konser salonunda yaşanan kısa sloganlaşma, yalnızca bir anlık gerginlik değildi. O sahne, Türkiye’nin yakın tarihindeki ideolojik kutuplaşmanın küçük ama anlamlı bir yansımasıydı. Bir yanda bağlamasının teliyle düşüncesini söyleyen bir ozan, diğer yanda buna sloganla karşılık veren bir kalabalık…

Yıllar sonra ülkenin sosyo-politik yapısında büyük değişimler yaşandı. Dev-Genç, Dev-Yol, Halkın Kurtuluşu gibi örgütler zaman içinde dünyada yaşanan değişimlerin de etkisiyle farklı bir kulvara yöneldiler.

Bir zamanlar meydanları dolduran “Kahrolsun faşizm!”, “Kahrolsun emperyalizm!” sloganları dünyayı değiştirme hayalinin simgesi gibiydi. Ancak dünya da hızla değişiyordu. Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov’un başlattığı Glasnost ve Perestroyka politikalarının ardından demir perde çözüldü; yeni devletler ortaya çıktı ve küresel dengeler tamamen değişti.

Bir dönemin uç ve keskin siyasi görüşleri de 1970’lerdeki popülerliğini büyük ölçüde geride bıraktı.

Ve belki de bugün geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki; o gün bir spor salonunda yankılanan türkü ve ona karşı atılan sloganlar, yalnızca bir konserin içinde yaşanan kısa bir tartışma değildi. O sesler, bir dönemin ruhunu, gençliğin öfkesini, ideallerini ve büyük hayallerini taşıyordu. Zaman geçti, sloganlar değişti, dünya değişti… Ama tarihin bize bıraktığı en önemli ders şu oldu: Gürültüsü ne kadar büyük olursa olsun hiçbir dönemin sloganı sonsuza kadar sürmez; fakat o sloganların ardında yatan insan hikâyeleri ve yaşanan tecrübeler, toplumların hafızasında uzun yıllar yaşamaya devam eder.

Yazarın Diğer Yazıları