Bir ABD Klasiği
Abdullah Ergün
Dünya kamuoyu ABD ve İsrail’in ortaklaşa İran’a saldırılarını takip ederken, uluslararası medyada yapılan yorumların önemli bir bölümü aynı noktada birleşiyordu. ABD ve İsrail'in askeri gücü karşısında İran'ın uzun süre direnemeyeceği iddia ediliyor. Ancak tarihe biraz yakından bakanlar bilir ki, savaşlar yalnızca silah gücüyle kazanılmaz.
Amerika Birleşik Devletleri'nin geçmişte girdiği savaşlara baktığımızda bunun sayısız örneğini görmek mümkündür. Soğuk savaşın başladığı yıllarda başlayan Vietnam savaşının kısa sürede sonuç alınacağı düşünülmüş, ancak yıllar süren savaş sonunda ABD, büyük kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştır. Aynı tablo yine Sovyetler Birliği’nin işgal altına aldığı Afganistan’da yaşanmış, dünyanın en güçlü ordusu olarak gösterilen ABD, kovboy filmlerinde şeriflerin yaptığı işi savaş alanına taşımayı düşündü. Yirmi yıl süren mücadelenin ardından Afganistan’ı apar topar terk etmişti. Irak'ta da benzer bir süreç yaşanmış, askeri zafer olarak sunulan operasyonlar siyasi ve ekonomik açıdan ağır maliyetler doğurmuştur. Saddam Hüseyin’in idamıyla sonuçlanan anlamsız savaşta Irak halkından beşyüzbin kişi hayatını kaybetmişti.
Bugün bu kez İsrail’in gazıyla başlayan savaş’ta bu kez karşılarında İran vardı. Tarih boyunca savaşlarla, işgallerle ve ambargolarla mücadele etmiş köklü bir devlet geleneğine sahip olan İran atılan bombalar ve yapılan tehditlere rağmen İran sokaklarında görülen kalabalıklar, bu tür çatışmalarda yalnızca askeri gücün belirleyici olmadığını göstermektedir. Çünkü bazı milletler için savaş sadece cephede değil, aynı zamanda bir varoluş meselesidir.
Öte yandan savaşın ekonomik faturası da giderek ağırlaşmıştı. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, enerji maliyetlerindeki artış ve bunun ABD iç siyasetine yansımaları Washington yönetiminin hesaplarını zorlaştırmaktadır. Amerikan halkı için dış politikadaki başarıdan çok günlük yaşamın maliyeti önemlidir. Akaryakıt fiyatlarındaki her artış, seçim dönemlerinde siyasi liderlerin karşısına ciddi bir sorun olarak çıkmaktadır.
Tam da bu nedenle, başlangıçta kısa sürede sonuçlanacağı düşünülen bu çatışmanın giderek daha karmaşık bir hale dönüşmesi sürpriz değildir. ABD yönetimi, Vietnam ve Afganistan örneklerinde yaşadığı çıkmazların benzerini yeniden görmek istememektedir. Askeri operasyonların beklenenden uzun sürmesi, bölgesel dengelerin değişmesi ve ekonomik maliyetlerin artması, savaşın seyrini belirleyen temel unsurlar haline gelmiştir.
Saldırılar boyunca dünyada artan petrol fiyatları, savaşın etkilerinin yalnızca çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmadığını gösterdi. Enerji maliyetlerindeki yükseliş, savaşın uzağında bulunan ülkeleri de ekonomik açıdan mağdur etti.
ABD Başkanı Donald Trump, Pentagon tarafından "çok kısa sürede biter" denilen savaşın beklenildiği gibi ilerlemediğini ve sonu belli olmayan bir çıkmaza doğru sürüklendiğini gördükten sonra, İsrail'in bütün karşı koymasına rağmen İran ile anlaşma yoluna gitmeyi tercih etti. Böylece geçmişte Vietnam'da yaşanan bataklığın bir benzerini yeniden yaşamamak istedi.
Bu savaşta kazananın İran olduğu görüşü ağırlık kazandı. İran'a yönelik saldırıların yanı sıra Lübnan'da da yeni bir cephe açan İsrail ve ABD ise savaşın kaybeden tarafı olarak değerlendirildi.
Bugün İsviçre'nin Cenevre kentinde ABD ile İran arasında yapılacak olan barış anlaşmasının imzalanmasından sonra dünyadaki en mutsuz ülke İsrail olacak.
Yapılan anlaşmaya rağmen, İsrail'in başta Lübnan olmak üzere İran'a yönelik yeni saldırılar gerçekleştirmesi sürpriz olmayacaktır.
Binyamin Netanyahu'nun, ABD Başkanı Donald Trump'ın "Biz olmasak İsrail olmazdı" sözlerine karşılık olarak İsrail tarafı da "Biz olmasaydık ABD olmazdı" şeklinde bir açıklama yaparak konuyu farklı noktaya taşıdı.
Bundan sonraki süreçte, Donald Trump gibi ani kararlar alabilen bir çılgının, imzalanan anlaşmaya rağmen dünyayı şaşırtacak yeni hamlelere imza atabileceğini düşünüyorum.
Bugün yaşananlar aslında yeni değildir. Değişen sadece aktörler ve tarihlerdir. Güçlü olduğunu düşünenler yine sahnede, direnenler yine cephede...
Yıllar önce Vietnam'dan çekilmek zorunda kalmasına rağmen ABD, John Rambo gibi hayali bir kahramanı Hollywood aracılığıyla dünyaya pazarlayarak adeta savaşı kazanmış gibi yeni nesillere mesaj vermeye çalıştı.
Bu kez İran'da yaşanan gelişmeler sonrasında savaşın bitmesini dört gözle bekleyen Hollywood yapımcılarının yeni bir John Rambo beklentisi ise hayal kırıklığıyla sonuçlandı.